SÜRÜKLENİRKEN HAYATTA KALMA ENDİŞESİ
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

.

SÜRÜKLENİRKEN HAYATTA KALMA ENDİŞESİ

02 Kasım 2019 - 08:40

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sorunların çözümü uzadıkça Kıbrıs Türk halkı ne yazık ki artık karanlığın ucundaki ışığı göremeyeceğini düşünüyor. 
Siz zannetmeyin ki karanlığın ucundaki ışığı göremeyeceğini zanneden bir toplum, gerek bireysel olarak öznel yaşamında, gerekse de bunu toplumsal yaşama aktarırken sağlıklı bir varlıkla kendini geleceğe taşıyabilir. Gördüğünüz üzere taşıyamıyoruz işte. Bizler, en başta, bu yetimizi kaybetmek üzereyiz. Daha doğrusu, bu yetimiz bize uzunca bir süredir kaybettirilmeye çalışılıyordu. Başarılı oldular da denilebilir. 
Kendini çaresiz hisseden bireyler, kendini çaresiz hisseden toplumlara vesiledir. Kendini çaresiz hisseden toplumlar da çaresizlikle haşır neşir olan bireylere gebedir. 
Çıkmaz çok büyüktür. Bu büyük çıkmazın içinde kaybolmak ise hiçtendir. 
Biliyorsunuz: Çeşitli zamanlarda bu toplumun mutluluk ve güvende hissetmesi hususundaki istatistikleri çıkarılır. Çıkarılan bu istatistikler ne yazık ki olumsuz sonuçlarla doludur. Haliyle durumun vahametini buradan da kavramak mümkündür. 
Kıbrıslı Türklerin ne kadar umutsuz ve mutsuz olduklarını defalarca test etmedik mi?
Bu mutsuz ve umutsuz hayatı yaşamak istemediğinizi bizzat hissetmiyor musunuz?
Memleketi için hiçbir şey yapmak istemeyen insanların bağlarının gevşekliği açıktır. Çevre kirliliği de, şehirleşme çarpıklığı da, yurdunun adım adım peşkeş çekilmesine karşı koyma arzusunun olmaması da bundan kaynaklanmıyor mu zaten?
Yaşam alanlarımızın dahi kısıtlanmasına neden olan bu çaresizliğimizin ve buna dur diyemeyişimizin rastlantı olduğunu düşünmüyorsunuz herhalde. 
İstedikleri de bu değil mi?
Çaresizlikten yardım arayışı içinde olma ve güçlü olanı arama arayışının sebebini merak etmiyor musunuz hiç?
Lefkoşa’nın göbeğinde, Bedrettin Demirel Caddesi’ne açılan bir sokağın komple bir işletmeye devri ve yolun aniden tek yön yapılarak işletmenin emrine sunulması karşısında sadece susmak ve kabullenmek gibi bir örnek ancak böyle bir toplumda yaşanan bir gerçeklerden sadece bir tanesi olarak örnek gösterilebilir!
***
Sosyo-psikolojik olarak çökmüş ya da çökmekte olan toplumlar, nihai çöküşe hazır hisseden toplumlardır. Sömürücü güçler o zaman her anlamda bu tür toplumlar üzerinde kurulacak egemenliklerini istedikleri gibi 
Toplumların varlığını ileriye taşınması hususunda Sosyal Psikoloji’nin önemli etkisi vardır Bir toplumun ne kadar gelişeceği toplumun kendine ne kadar güveneceği ne kadar çağdaş planlar ve uygularlar!
Bizim üzerimizdeki mi?
Onu da benden beklemeyin canım! Görür ve anlar durumdasınız sizler de…
Sosyo-psikolojik çaresizlik, yurdumuzla olan bağlarımızı gevşettiği gibi, kendimize ait değerlerimize karşı olan hassasiyetimizi de yok etme yolunda hızla ilerlemekte!
Yaralıyız!
Çok!
Bizi yaralayanlar, bunu bizzat bizim kendimize yaptırıyorlar. Bunları söylemenin ve yazmanın bile büyük suç olacağı günlere çok yakınız…
Üstelik yaralarımızın sarılamayacağı günlere bu denli yakınken söylüyorum bunları. Hem de içim kan ağlayarak.
***
Çözülüyoruz!
Çözülme büyüdükçe imkânsızlık olarak görülenler de büyüyecek!
İmkânsızlık zannettiklerimizden etkilenme şeklimiz de değişecek!
Bir toplum kendine, yurduna ve birbirine kenetlenmeyi bırakmışsa; geleceğini tasarlama konusunda eksik hissediyorsa, yetersizlik duygusu içindeyse kılını kıpırdatamaz. Muhalif duruş sergileyenler artık adım atmaktan aciz hissediyorsa, sonrası zaten yoktur!
***
Bizler, çok uzun zamandır iç işlerimizde de dış işlerimizde de büyük vurgunlar yemiş, lakin bu hususta herhangi bir adım atamamış bir toplumuz. Doğru veya bize uyan hamleleri de belirleyemediğimizden, belirleyebilecek yeni nesillerin göçüne zemin hazırlarken, düzeltmek yerine bozulanları desteklemeye devam ederken, nereye gittiğimizi sormak dahi aklımızın ucundan geçmezken; geçse de ertelemeyi uygun bulurken, hatta korkarken tablonun çok parlak olduğunu düşünmemizi bekleyemezsiniz!
***
İktidarlarımız iktidar, muhalefetlerimiz de muhalefet olamazsa, biz nasıl toplum olalım?
Nasıl halk olalım?
Nasıl var olmaktan söz edelim?


Dr. Çiğdem DÜRÜST
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar