Güçlü olan korkar mı!
Emekçi Köşesi

Emekçi Köşesi

Güçlü olan korkar mı!

11 Mayıs 2020 - 15:12

Faşizmin tek adam siyaseti olarak giderek şekillendiği, kapitalizmin sistemin temel yapısını oluşturduğu Türkiye'de yaşananlar maalesef Kıbrıs'ın kuzeyine de ihraç edilerek toplum korkutulmaya çalışılıyor. Ama güçlü olan ve korkmadan örgütlenme hali giderek daha görünür olmaktadır.

Sömürerek güçlenenlerin tek hedefi varoluş nedenleri olan parayı, gücü kısaca iktidarı korumak olsa gerek. İktidarlarını kaybetmek istemediklerinden, kendilerine karşı duranlar için uyguladıkları eşitsizlikler, kendi sistemlerinin bozulmasını sağlayacak her şeye karşı ürettikleri kurallar, şiddet, baskılar, saldırılar giderek artmakta.

Anlaşılan o ki kaybetme korkuları kendileri için giderek kabusa dönüşmekte. Çünkü çok iyi biliyorlar aslında yaşam er geç kendilerine rağmen, baskı ve zulümlere rağmen özgürleşecektir.  Korktukça daha çok daha çok saldırmalarının nedeni bu olsa gerek.

Korkunun ecele faydası olmadığı gibi tükenişleri de hızlanıyor ve Türküler de korkutuyor onları.  Helin, Mustafa, İbrahim türküler için yoldaşları için kendinden vazgeçtiğinde özgürlüğe sevdalı olmanın, kendinden bile vazgeçmenin ödünsüzlüğü, gücü korkutmuş olmalı zalim diktatörlüğü. Türküleri tutsak eylemeleri bundan olsa gerek. Korktukları özgürlüğün gerçekleşmesidir aslında.

***

En güzel değerdir “Emek” kıymetini biliniz

Türkiye'deki ve yavrusunda toplumsal gerilimlerin en derininde olan, kendi derdinin önemli ve anlamlı; başkasının derdinin önemsiz ve anlamsız olduğuna inanmanın yattığı kanaatindeyim... Başkasının derdinin dert olduğunu görünüşte kabul ediyoruz, fakat gerçekte inanmıyoruz...                         Dertler ancak aynı olunca birbirimizi anlayabiliyoruz.

Mesela aynı depreme maruz kalıp yakınlarını kaybetmiş insanlar gerçekten anlayabiliyor başkasının derdini, fakat bir zengin patron derdini bu anlamda ve bu yoğunlukta hissedebildiğini söyleyebilir miyiz? Ya da bir emekçi kardeşimizin yaşadığı zorluk yoğunluğu içinde çıkarsız yaşamı tercih ettiğini görebilen var mı? Buna sağlamaya zenginin parası yetmez, içten bir sevgi ve saygı duygusu gerekir.

Emek savunucularını "kutsallıkla" sahiplenen ve savunan, haklı olarak hassasiyetlerine saygı isteyen Emek direnişçilerine sorsanız, aralarından acaba kaçı çocuk işçiler için gerçek bir ihtiyaç olan güvenceyi savunur? Çözümün, başkalarının derdini anlamakta ve onun giderilmesi hamleleri karşısında, sanki kendi derdi çoğalacakmış gibi "delirmekte" olduğu açık değil mi?

Meseleye bu zaviyeden baktığımda görüyorum ki, en güzel Emek, yolu Emek'ten hiç geçmemiş olsa da Emek direnişçilerine hak veren ve onlar için kendisini "helâk eden" bir sahiplenme söz konusudur.

Zaman'da çıkan "Emek hakkında nutuk" yazısından kısa bir bölüm: "Sana ne üstat, senin için hiçbir mana ifade etmeyen, ömründe bir kere bile görmediğin, farkında bile olmadan belki birkaç kere önünden geçip gittiğin bir bina için niçin kendini helâk ediyorsun?

 

Neyse odur! İnanmak zorunda değilsiniz fakat hürmet göstereceksiniz." (...) "İnsanların itikatlarını rencide etmemek lâzımdır efendiler.  Dostun acı söylediğine dair atasözünde bir hikmet görüyorlarsa şayet, okusunlar kendi haklarını öğrensinler diyorum ben...

Böylece biz, okuyarak öğrenirsek eğer, geçmiş altın yıllara dair duygusunun neden bu kadar "koyu" olduğunu anlayabiliyoruz. Bu duygunun günümüzün sorunların çözümünde nasıl bir engel oluşturduğunu bu noktadan itibaren kolayca tahmin edebiliriz. Sorunların çözümü basittir, yapılması gereken tek şey "örgütlülüğe" yönelmektir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar