Kapitalist düzenin özeti: İşçinin kanı patronun kârı
Emekçi Köşesi

Emekçi Köşesi

Kapitalist düzenin özeti: İşçinin kanı patronun kârı

19 Ekim 2020 - 07:18

Türkiye’de ve Kıbrıs'ın kuzeyinde çalışma düzeni esnekleştikçe ve emekçiler güvencesizleştikçe işçi ölümleri ve yaralanma sonucunda sakat kalmaları yükselmeye devam edecektir.

Kapitalist üretim sisteminde emeğin üretim araçlarıyla ayrışması, emek gücünü ücret karşılığında satın alan burjuvaziye, emekçinin ürettiği artık değere el koyarak kendisini yeniden üretecek birikimi elde etme olanağı sağlamıştır. Kapitalizmin tarihi boyunca burjuvazi, bu düzenin sürdürülebilmesi için emekçinin hem daha fazla üretmesini (sömürülmesini) hem de bu sömürüye rıza göstermesini sağlayacak yöntemler geliştirmeye çalışmıştır.

Sömürüye rıza göstermeyi sağlamanın yolu, kitleleri güvencesizleştirerek, burjuvazinin vereceği işlerde ücret karşılığında çalışmaya mecbur bırakmaktır. Sanayileşmeyle birlikte topraktan hızla koparak kentlere gelen, mülksüzleştirilmiş ve tüm geleneksel güvence mekanizmalarından yoksun bırakılmış olan emekçi kitleler, yaşamlarını sürdürebilecekleri bir iş için birbirleriyle amansız bir rekabete sürüklenmiştir. Bu rekabet, güvencesizliği ve çaresizliği daha da artırmış ve emekçiler, 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarında vahşi çalışma koşulları ve büyük bir sefaletle karşı karşıya kalmıştır.

MÜNFERİT DEĞİL SİSTEMATİK

Türkiye ve Kıbrıs'ın kuzeyinde küresel üretim zinciri içerisinde emek yoğun üretimle yer almaya çalışmakta ve küresel sermayenin emek sömürü alanı haline getirdiği ülkelerde üretilen ürünlerle rekabet etmeye çabalamaktadır. Bu nedenle de emek maliyetlerini aşağıya çekmek için emek piyasasını esnekleştiren ve emekçileri güvencesiz bırakan düzenlemeler yapmaktadır.

İş güvencesini, sosyal güvencesini kaybeden, işsizlik ve düşük ücretler nedeniyle yoksullaşan emekçiler, tıpkı Türkiye ve Kıbrıs'ın kuzeyinde sermayenin rekabet ettiği ülkelerdeki emekçiler gibi çaresizliğe sürüklenmekte ve kendisine dayatılan en kötü çalışma koşullarını dahi kabullenmek zorunda bırakılmaktadır.

Bu da beraberinde iş cinayetlerini, sakatlanmaları ve meslek hastalığı olarak da ifade edilen, iş ve işten kaynaklanan hastalıkları beraberinde getirmektedir. Kıbrıs'ın kuzeyinde ve Türkiye’de kayıt dışı çalışma, taşeron çalışma ve diğer güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaştıkça iş cinayetleri (işbaşında ölümlerin birçoğu önlenebilir olduğundan iş kazası yerine iş cinayeti kavramını tercih ediyorum) ile iş ve işyerinden kaynaklanan hastalıklardan (meslek hastalığı kavramı hastalığın bir mesleğin gereği-imiş algısı yaratarak, işverenlerin sorumluluğunu gizlemektedir; bu nedenle iş ve işyerinden kaynaklanan hastalıklar tanımlamasını tercih ediyorum) ölümler de artmaktadır.

 Sermaye ve devlet, emekçilere dayattığı vahşi koşulların iş cinayetleriyle birlikte iş ve işyerinden kaynaklı hastalıkları ve bu nedenle gerçekleşen ölümleri münferit olaylar olarak gösterip üzerini örtme çabasındadır. İş ve işyerinden kaynaklanan hastalıkların ve iş cinayetlerinin birçoğunda işçinin ölüm nedeniyle işi ve çalıştığı işyeri arasındaki ilişki kayıtlara geçirilmemektedir.

Böylece iş cinayetleri de iş ve işyerinden kaynaklanan ölüm, sakatlık ve hastalıklar da münferit olaylar olarak gösterilmekte ve genellikle işçinin “eğitimsizliği” ya da işverenin “iş güvenliği kültürünün” eksiliğine bağlanmaktadır. Sorun münferit olarak görülünce çözüm de yine münferit önlemlerle sınırlı kalmaktadır.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkını hiçe sayan kapitalist düzene karşı koyabilmek için yapılması gereken, emekçileri yeniden sınıf bilinci içinde bir araya getirecek ve mücadeleye yöneltecek araçların yeniden inşa edilmesidir. Türkiye ve Kıbrıs işçi sınıfı bu sömürü düzenine karşı ortak mücadele vermelidir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar