Küresel baronlar ve emek sömürüsü
Emekçi Köşesi

Emekçi Köşesi

Küresel baronlar ve emek sömürüsü

28 Ekim 2020 - 07:14

Haberiniz var mı? Rum basından öğrendiğimiz haberlere göre 128 Bin Kıbrıslı Rum yoksulluk sınırı altında yaşamaya çalışıyor. Peki Kıbrıs'ın kuzeyinde özgür bölgede Ankara'dan esen refah ve zenginli içinde yaşayanlar olarak bu konuda bir fikrimiz var mı?

Rum kesimine Haftalık olarak yayın yapan Simerini gazetesinin haberine göre “17 Ekim Dünya Yoksulluğu Ortadan Kaldırma Günü” vesilesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti İstatistik Dairesi tarafından geçen hafta yayımlanan 2019 yılı Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma konulu bilgi grafiğine dayanarak, yıllık geliri yoksulluk riski sınırı sayılan 9 bin 729 Euro’nun altında olan kişi sayısının 128 bin (nüfusun yüzde 14,7’si)  olduğunu yazdı.

Habere göre, cinsiyet açısından değerlendirildiğinde yoksulluk sınırı altındaki erkekler nüfusun yüzde 13,9’u ile kadınlar ise yüzde 15,5’ine denk geliyor. 65 yaş ve üzeri kesimin yüzde 24,6’sı, 0-17 yaş aralığındaki nüfusun yüzde 11,9’u ile 17-64 yaş aralığındaki nüfusun yüzde 18’i yoksulluk sınırı altında.

Gazete 2020 yılı içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti ekonomisinin aldığı darbeler nedeniyle yoksulluk sınırı altındaki kişi sayısını artırdığına kesin gözüyle bakıldığını da haberine ekledi.

***

Tarihin perde arkasını araladığımızda, çoğu zaman yerel ve küresel resmi anlatımla gerçek vakalar silsilesinin uyuşmadığını görmekteyiz. Zira pek çok küresel ve yerel göreceli olaylar, yıllarca insanlara “mutlak gerçek” olarak yutturuldu.

Bizler perdeye yansıtılan kuklaları büyük bir merakla izlerken, perdenin arkasındakileri hiç merak etmedik. Yani kuklacıya değil, hep kuklaya baktık. Ne yazık ki küresel algı yönetimiyle doğrular yanlış, yanlışlar doğru olarak kabul ettirildi.

Dünyayı daha fazla sömürebilmek için, aslında ikiz kardeş olan ideolojiler ya da siyasi ittifaklar bizlere hep “tez/antitez” olarak sunuldu. Mesela Batı`da sanayi inkılabı ile ortaya çıkan vahşi kapitalizmin doğurduğu sosyal adaletsizliğe karşı “kurtuluş reçetesi” olarak sunulan komünizmin, aslında kapitalizmle kardeş olduğunu dünya insanları çok geç fark ettiler.

Almanya`nın Frankfurt kentinde “Sosyal Araştırmalar Enstitüsü” adı altında kurulan ancak gerçekte sosyal yaşam deneyleri, ideolojik akımlar ve ekonomik modeller üretmek üzere tasarlanmış meşhur Frankfurt Okulu`nda komünizmi üretenlerle; insanlığı sömürmek için “Soğuk Savaş” palavrasıyla kapitalizmi zirveye çıkaranlar aynı stratejik aklın sahipleriydi.

Mesela Yahudi kökenli Felix Weil tarafından 1923 yılında kurulan ve Marksizm`i “bilimsel metoda” oturtan Frankfurt Okulu`nun finansörü, 20. yüzyılın başında dünyanın en büyük tahıl tüccarı olan Alman/Arjantinli işadamı Hermann Weil idi.

Dönemin en ünlü sosyolog, psikolog, psikiyatrist, ekonomist ve fizikçilerinin çalıştığı enstitü, 1933 yılında Hitler tarafından kapatılmasına rağmen, önce Cenevre`ye, 1935 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri'nde kapitalizmin beyni olan New York'a taşındı.

Dahası, Columbia Üniversitesi'nde koruma altına alınan bu topluluk, komünizmin ideolojik altyapısını oluşturmaya burada da devam etti. Çok daha ilginç olanı ise, sözde “bilimsel” çalışmalara imza atan bu grubun, “mesih” beklentisi düşüncesinin en sadık savunucuları olmasıydı.

Şeytani fikir laboratuarlarında ürettikleri ideolojilerle dünya insanları birbirleriyle sağ-sol, komünist-faşist diye kavga ettirilirken; beynelmilel sermaye seçkinleri, kurdukları küresel şirket ve finans tekelleriyle de hiçbir ideoloji ve sınır tanımadan ülkeleri savaşsız işgal ettiler.

Savaşları servetlerini çoğaltmanın vazgeçilmez yöntemi olarak gören bu küresel seçkinler grubu, İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra egemenlik ve nüfuz alanlarını genişletmek için komünizm ve liberalizmi aynı anda yükselttiler. Sahip oldukları dev bütçeli şirketler nedeniyle savaş dönemlerinde kazanan hep onlar oldu.

Zira kontrollerindeki ekonomik işgal aygıtları olan küresel şirketlerin faaliyet alanlarını genellikle petrol, silah, kimya, ulaşım, telekomünikasyon, motor ve diğer mekanik yapımlar ile bankacılık sektörü oluşturuyordu. Bunlar ise savaş öncesi ve sonrasında en çok gereksinim duyulan sektörlerdi. Peki bu düzen nereye kadar sürdürülecek, emekçiler daha buna ne kadar göz yumacak??

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar