Ölüm olasılık, açlık kesin: Korona günlerinde emekçiler
Emekçi Köşesi

Emekçi Köşesi

Ölüm olasılık, açlık kesin: Korona günlerinde emekçiler

31 Ağustos 2020 - 07:31

Emekçiler olarak 6 aydır yaşanan bu salgın günlerinde, elimizi taşın altına koyduk, kafamızı bile taşın altına koyduk yine anlamadılar, işlerine gelmedi. Bütün vücudumuzu da koyduk. Ama yine fayda etmiyor... Çünkü süper zenginler koskoca gövdeleriyle o taşın üstünde oturuyorlar. Artık bundan sonra elimizi taşın altına koymayacağız. Taşı elimize alacağız... Bilginize...

***

Koronavirüs, bazılarının dediği gibi “adil” bir virüs olabilir ama sistem koronaya karşı insanları korumak konusunda hiç de adil değil. Sendikalı işçilerin genel ortalamaya göre en az üç kat daha fazla koronaya yakalanması da bunu gösteriyor.

 

Sendikasız ve kayıtdışı çalışanlarda bu oran çok daha yüksek. Salgının neden olduğu ekonomik kriz de en çok işçileri vuracak, işsiz sayısı en az iki katına çıkacak. Devlet, “Kaynaklar yetersiz” diyerek işçileri çalışmaya zorlarken kaynaklar “teşvik” ve “destek” adı altında işverenlere aktarılıyor.

 

Acımasız patron ağası, milyarlar, trilyonlar, katrilyonlar konuşurken hiçbirinin bir tek saat olsun fiilen çalışıp eli kolu bedeniyle ürettiği bir tek şey olmaması, asalaklığın göstergesi değilse nedir? Nasıl oluyor da “rant baronu”, “hırsız”, “yurtdışına servet kaçıran”; “ülkede vergi vermemek için” her türlü muhasebe sahtekarlığı yapıyor, bilindiği halde göz yumuluyor, neden? bunu anlamayacak ne var ki, hükümet patrondan yanadır da ondan.

 

Bilim ve aklın yolunu gösterip ülkenin ve bütün uluslardan ve ulusal topluluklardan tüm işçi ve emekçilerinin yanı sıra küçük üretici, küçükburjuva katmanlarının da çıkarına olanı işaret ettiği ne varsa yıkıma uğratarak trilyonlar kazananların tüm cesareti değil sadece, onca küfrü ve hakareti onca kolaylıkla üzerimize gelmeleri boşuna değil, KORKUYORLAR

***

Modern toplumlarda değil sadece doğal ya da modern geliştirilmiş üretim araçları mülkiyeti başta olmak üzere mülksüzleştirilmiş emekçilerin ve üretim araçlarıyla üretilmiş ürünlerin mülkiyetine el koymuş olanların bulunduğu tüm toplumlarda, bu gibi durumlarda sonucu belirleyici olan sınıf güç ilişkileridir.

Örgütlü ve bilinçli yığınların kendi hakları ve yararları yönünde işe koyularak yönetici sınıf ve baskı kurumlarının dayatmalarını boşa çıkarmayı başaramadıkları durumlarda, zor aygıtını elinde tutan yönetici güç, sömürücü azınlık için değil sadece, kapitalist fraksiyonlardan birilerinin yararına olan yağma politikalarını en azından bir bölümüyle ya da tümüyle hayata geçirme olanağı bulacaktır.

Karşımızdakiler, yani sömürücüler, bu güç adına ya da doğrudan şimdi sınıf bilinçli işçilere, bilimsel akılla gelişmeler arasındaki ilişkileri irdeleyip bu “çılgın proje”nin ülke ve üzerinde yaşayan insan kitleleriyle beşeri yaşamın aleyhine olduğunu söyleyenlere, ve yanısıra burjuva muhalif çevrelere meydan okumada bulunan ve “düşman kampta” göstererek kitlelerin geri önyargılarının hedefine atanlar kendilerini, “öngörülü”, “gelişmeden yana”, “modern yaşamın kurucuları” olarak da göstermeye çalışıyorlar.

Geriliğin ve gericiliğin temsilcilerinin büyük vurgunlar uğruna ülkelerini ve kaynaklarını uçuruma sürükledikleri sayısız örnek vardır. Sermaye kârını ve rant gelirini büyütmek için birbirlerini gırtlaklamak dahil siyasal-askeri iktidarı ele geçirmek ve elde tutmak için ülke ve halklarını büyük yıkımlarla yüzyüze getirenler de az değildir.

Benzetme gibi olmasın ama Hitler, Mussolini, Franko, Pinochet gibilerinin de en çok sarıldıkları “değer”, “millilik” idi! Ne ki, burjuva milliliğinin günümüzdeki ‘raconu’nu belirleyen burjuvazinin o eski zamanlardaki (serbest rekabet dönemi) milliliği de değildir.

Tekelci sermaye ve onun çıkarları başta olmak üzere sermaye için vuruşanların “milliliği”yle işçi sınıfı ve kent-kır emekçilerinin yurtseverliği birbirinden sınıfsal çıkarları temelinde ayrışmıştır. Onlar için  belirleyici olan vurgun, yağma ve zaptetmedir! Sömürülüp ezilen ikinci kesim için ise başta gelen bu çürüme, sömürü ve gasp koşullarının yok edilişidir.

***

Sözün özü: Yolsuzluk, egemenlerin henüz “yollu”, yani yasal hale getiremediği durumlardır. Sadece tekil yolsuzluk olaylarıyla uğraşıp, yolsuzluğu yaratan sistemi görmezden gelmek, kendi elimizle “yollu” ya da yolsuz insanlığı, toplumu, doğayı tahrip eden tehdit eden uygulamaların da önünü açmak anlamına gelecektir.

Bu nedene yollu olsun yolsuz olsun tüm haksızlıkları, hırsızlıkları, emek ve doğa sömürüsünü engellemek için sınıfsal bir perspektif ile sistem sorgulanmalı ve mücadele sisteme karşı yürütülmelidir. Ülkemizde paramparça olan tüm emekçiler olarak geliniz işçi düşmanı ve destekçilerine karşı en korktukları şeyi yapalım. BİRLEŞELİM

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar