KENDİ YOLUNU SEÇ 2
Ertaç Hazer

Ertaç Hazer

.

KENDİ YOLUNU SEÇ 2

05 Aralık 2019 - 08:10

Sufizm yeşil vadiler boyunca ilerler Şimdi bu da çok garip bir şey ama zihnin çalışma şekli bu: Sufizm bir çölde doğdu; Zen ise yeşil bir vadide. Belki bu yüzden böyle oldu demiş ve noktayı koymuştuk dün.
Kaldığımız yerden devam ediyorum.
Çölde yaşayan insanlar Zen’in yolunu seçemez. Onlar zaten bir çöldeler, ondan bıkmış durumdalar.
Dışarıda sadece ve sadece çölün uçsuzluğu var.
Onlar içsel çölü de tercih etmek istemezler; yoksa kutupluluk ortadan kaybolur.
 Dışarısı çöl olduğu için onlar içlerinde sevginin, pozitifliğin yeşil bir vadisini yaratmak zorundalar.
Bu her şeyi dengeler.
Diyalektik sürece de yardımcı olur.
Sufiler aşktan, cennetten, cennet bahçelerinden söz eder Onlar Tanrı’yı Sevgili olarak düşünürler. Şaraptan bahsederler; şarap onların sembolüdür. Sarhoşluktan bahsederler; onlar sarhoştur, ilahi olanın sarhoşudur.
Kendilerini dansın ve müziğin içinde kaybederler.
Ziyafet çeker, kutlarlar.
Bu kesinlikle çok mantıklı bir şey. Çölden zaten yeteri kadar var; onu içsel bir bahçe ile dengelemek zorundalar. Budizm Ganj nehrinin kıyılarında, dünyanın en verimli, en güzel topraklarından birinde, Himalayaların gölgesinde doğdu.
Dışarıda her şey güzeldi, dışarıda her şey yeşildi.
Bu durumda içeride de yeşilliği düşünmek tekdüze bir şey olur.
Güzel vadileri ve nehirleri düşünmek sıkıcı olur.
Buda içsel boşluğu, hiçliği, içsel çölü, çölün sessizliğini, çölün mutlak saflığını düşünür; dans yoktur, şarkı da yoktur.
Sen Buda’yı dans ederken düşünemezsin.
Sen Rumi’nin dans etmediğini hayal edemezsin.
Eğer Rumi bir şeyse, bir danstan başka bir şey değil. O ilk samadhi haline otuz altı saat boyunca dans ederek ulaştı.
Dans etti, dans etti...onun coşkunluğu o kadar büyüktü ki yüzlerce insan dans etmeye başladı.
Öyle bir coşkunluk alanı yarattı ki ona ne olduğunu görmeye gelen herkes dans etmeye başladı.
Nihai samadhi haline ulaştığında binlerce insan etrafında dans ediyordu.
İşte o bu şekilde ulaştı. Müthiş bir sarhoşluk içinde yere düşerek saatlerce orada kaldı; tıpkı bir sarhoş gibi! Gözlerini açtığında öteki dünyayı görmüştü, öteyi yanında getirmişti.
Buda kendi nihai samadhi haline hiçbir şey yapmadan sessizce oturarak ulaştı o kadar sessizdi ki onun bir insan değil mermer bir heykel olduğunu zannedebilirdin.
Buda heykellerinin yapılan ilk heykeller olması tesadüf değil, bunlar Buda’nın heykelleri ile başladı.
Onun heykelleri ilkti, diğerlerinin heykelleri onu takip etti. O tıpkı bir heykel gibiydi. Sessizlik içinde, Bodhi ağacının altında otururken tıpkı bir mermer parçasına benziyor olmalı: serin, beyaz, hareketsiz. Beyaz mermer Buda için bir benzetme oldu.
Ama sen Rumi’nin bir heykelini yapamazsın çünkü o peşpeşe gelen iki an içinde asla aynı duruşta olmaz.
Eğer Rumi’nin bir heykelini yapmak istiyorsan bir su kaynağının ya da güçlü bir rüzgarda sallanan söğüt ağacının heykelini yapmak zorundasın.
Rumi’nin bir heykelini yapmak olanaksızdır.
Buda Nepal’de, sonsuz Himalayaların gölgesinde ve onların sonsuz güzelliğinde doğdu ve yaşadı.
Bu da yine bir kutupluluk. Dışarıda Himalayaların güzelliği var ve Buda mutlak reddedişin içsel çölünü arıyor.
Kendi içsel kimliğinizi bulmak için yarın devam, az sabır.
ANLAYANA !

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar