Fare kapanındaki ekmek!
Gülsade Bayboğa Soykök

Gülsade Bayboğa Soykök

Fare kapanındaki ekmek!

23 Mart 2019 - 09:09

Avustralya’dan sekiz ay önce gelmişlerdi. Çocukları, Kıbrıs’a kesin dönüş yapmalarını kesinlikle onaylamadıkları halde, onlar dayanamamış, yine de yapacaklarını yapmışlardı. 

Yazgısında, tarot falındaki kartların bile umursanmadığı Kıbrıs Adasına, ne bulacağı tartılmadan, tek-tük üşüşmekteydiler… getirdikleri parayla, iki tane de müstakil bahçeli ev almışlardı. 

Evin bir tanesi, şöyle böyle idare edermiş. Ama diğerinde resmen kazıklanmışlardı. 

Durup dururken adamcağızın tansiyonu yükselmiş ve adamı yere yığmıştı. Hanımı; camız gibi çok kilolu olan kocasını, tek başına kaldırmayı başaramamıştı.

Adamcağız, üzüntüden tek taraflı felç geçirmişti. 

Ne alışık olmadıkları elektrik kesintileri, ne de unuttukları güvensiz kazıklanma hissi.

Hiçbiri, acildeki hemşireden Allah rızası için isteyip de alamadıkları bir kadehcik ‘’temiz su’’ kadar ağırlarına gitmemişti.

İkinci çocuğuna hamile kadın, ‘’geçinmek zor’’ diyordu. Ama bunu söylerken, en ufak bir sıkılganlığı yoktu. 

Oğlu, bildiğiniz hiperaktif fırlamanın teki!. Annesinin nadir bulunan AB RH (+) kanı takılana kadar, huzura erdiği sıradan sevinçten bile sayılmıyor.

Hayvancılıkla geçiniyorlarmış. Tabii ki yaşantılarına ‘’geçinme’’ denirse!..

Her dönem olduğunca hayvan yemleri, çok pahalıymış!

Her sıkıştıklarında, kasaba yalvar yakar kaptırdıkları koyun ve kuzunun parasıyla, idare etmekteymişler. 

Kasaplar; hayvancıkların etini okka fiyatına alıp, vatandaşa kilo ile satmaktaymışlar. 

Ufaklık, ucuzundan da olsa bir bilgisayarı olmasını çok istiyormuş. 

Bir de reklamlarda gördüğü tüm yemişlerin, kendisinin olmasını..

Kadının eşinin, oldukça iri koyun gözü çiçeklerinin şeklinde gözleri, dağ havası almış pırıltılı cildi gaylesizmişcesine sırıtmakta..

Oysa, ömürlerini kıt-kanaat yaşadıkları her hallerinden belli. Yine de zengin olanlara kıyasla, daha mutlu hissettikleri besbelli. 

Havaların yağışlı hali böyle devam ederse, belki kısmetlerine işlerine düzelirmiş. Yağmurdan medet umuyorlar ve yaradana bel bağlıyorlar. 

Her umut ‘’ya tutarsa’’ hesabından..

Bu yaz oğlanı sünnet ettirmeyi düşünüyorlarmış. 

Bir bardak suya muhtaç olmamışlardı ama, gide bilecekleri başka bir vatanları da yoktu!. Her yol Roma’dan önce kasaba çıkıyordu ne yazıktır ki!..

Bir lokmacık ekmeğe aldanıp da kapana kısılmış farenin trajedisini her kesim kendi payınca oynuyordu. 

Körler; el yordamıyla tuttuğunu illüzyonist ustalığıyla becerme telaşındaydılar.

Bizim fareli köyün kavalcısı beceriksiz siyasilerimiz ise, kaval hariç her enstrümanı (!) çalıyorlardı.

Ve John Steinbeck, ‘’Fareler ve İnsanlar Hakkında’’ yazdığı muhteşem eserini bir daha asla yazamayacaktı!..

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar