İLGİNÇ ZAMANLAR
Hakan  Yurdanur

Hakan Yurdanur

İLGİNÇ ZAMANLAR

02 Haziran 2022 - 09:13

İlginç bir zaman dilimindeyiz. Medeniyet diyorlar adına. Hem de modern medeniyet. Üst nokta olması yetmiyor, en üst nokta deniyor ve hatta insanlığın ulaşabileceği, varabileceği son duraktan bahsediliyor.

Ama, böyle giderse (iklim krizleri, sosyal krizler v.d.) insanlığın ve gezegenin sonunun yaklaştığı söylenmiyor. Köprüden önceki son çıkıştaki son levhada yazılanlar içimizi acıtsa da okumakta fayda hala bulunmakta: “…Sorun başkaldırmanızda değildi. Sorun neden baş kaldırmadığınızdaydı!…”

İlginç zamanlarda yaşıyoruz. Öyle bir medeniyet ki, hayatı mezara, ruhu da mezarda ki cesede dönüştürüyor. Tüm bu süreçte yaşanan katliamları yapanlar, insana ve doğaya acımasızca saldıranlar hapishaneye girmiyor. Çünkü tüm dünyada ki hapishanelerin anahtarları ceplerinde de ondan!

Üretilen herhangi bir nesne onu üreten insandan daha kıymetli durumda. Üstelik o nesneye sahip olmak insan olmanın önüne geçmiş. Yaşamak için üretmiyoruz, üretmek için yaşama pozisyonu alıyoruz. Pozisyonumuz gereği hayatta kalmayı yaşamak sanıyoruz.

İlginç zamanlarda sözü elimize alıp ekonomik ve sosyal eşitsizliğin özel mülkiyetin eşitsiz dağılımından kaynaklandığını söyleyenlere karşı sorunun bizzat özel mülkiyetin kendisinden kaynaklandığını söyleyebilmeliyiz. Siyasi eşitsizliğin seçim sisteminden değil bizzat seçim sisteminin varlığından türediğini dile getirmeliyiz.

Tepkisizliğin en önemli mücadele biçimlerinden bir tanesi haline getirilmesine karşı tepkimizi koyabilmeliyiz. İradenin neden sadece sandıktan çıktığında milli olduğunu, olabileceğini sorgulamalıyız.

Şemsiyeyi elimize tutuşturup yağmurlu havada geriye alan bir sistemle karşı karşıyayız. Bu sistemin ayrıcalıklı küçük azınlığı için lüzum olan şeyler, ayrıcalıksız büyük çoğunluk için zulüm olmakta. Planlanmış bir plansızlıkla karşı karşıyayız.

Kafalar darmaduman! Hayatın geriye doğru anlaşılıp, ileriye doğru yaşanacağını unuttuk. Ama bazı şeyleri unutmayalım. Örneği , siyasi özgürleşmenin insani özgürleşme ile el ele ilerlemesi gibi.

İlginç zamanlarda yaşıyoruz. Pazar ekonomisi denilen bir sistem var en tepede. Toplum ve doğa ile pazarlık yapmadan onları metalaştırıp pazarlayan bir sistem bu. Pazarlanma sürecinde verilen küçük hediyeler beklenen büyük ödünlerin habercisi.

Bunu akılda tutup ekleyelim, bedenine özen gösterip ruhunu yitiren insan tuzağına düşmeyelim. Bedenin sürekli genç kalması biyo-fiziksel olarak ne kadar mümkün bilemiyorum. Ama yaşlanma ile bilgi arasında ki ilişki üzerine bildiğim bir şeyi paylaşmak isterim:

Yaşlanınca bilge olunmuyor. Çünkü bilge yaş almıyor. Sürekli inşa halinde kendini var ediyor, yeniliyor.

İlginç zamanların tartışma götürmez bir biçimde tartışılan kavramı da adalet olsa gerek. Şöyle başlayalım: Adalet kelimesinin son harfini atın, bakın geriye ne kalıyor. Kapitalizm de adaletin ne olduğunu nede güzel anlatıyor!

Adalet istemek tehlike içeriyor. Hem bu yaşamda hem de başka yaşamda olanlar için. Başka yaşamda olanları Epiktetos‘un harika tanımı ile bir kez daha hatırlayalım “…Ölüm dediğin şimdi var olandan şimdi var olmayana değişimdir, var olmaktan var olmamaya değil.

Var olmaya devam edeceksin ama başka bir halde. Dünyanın sana nasıl ihtiyacı varsa öyle…” O nedenle başka yaşama geçmiş olanlar için rahmetle birlikte ve hatta ondan önce adalet dilemek gerek.

İlginç zamanların elbette ilginç yaşamları ve yaşayanları olacaktır. Düşünmek yerine seyretmeyi, bilmek yerine dinlemeyi, zihne değil göze hitap etmeyi, meslek sahibi olmak yerine şöhret sahibi olmayı önemsemeyi, bir yere oturduğunda sohbete başlamadan önce üzerindekileri çıkaracağına üstünlüğünü öne çıkarmayı vazife bilenler var ve var olacaklar.

Bu sistemin dayattığı köleliğe alışmak için önce köle olunduğunun unutturulduğunu hatırlatalım. Söz enflasyonunu alıp başını giderken geriden koşup gelen, ona yetişen ve hatta onu geçen ses enflasyonu var. Sürekli konuşan ama bunu anlamlı kılamayan bir durumla karşı karşıyayız.

Çok şey söylemek yerine çokça az şey söylemek gerektiğine ikna olma vakti sanırım geldi. Çok şey söyleyip sözcük üretmek yerine çokça az şey söyleyip sözcük yaratmak kuşkusuz daha anlamlı.

İlginç zamanlar şaşırtıcı ve traji-komik söylemlerle dolu. Neyin siyasi olup olmadığına karar veren siyasetçiler , aldıkları kararların siyasi olmadığını söylediklerinde şaşırmak sanırım yetmeyecek.

Mutluluk ile umut arasındaki ince geçişlere de dikkat etmek gerek bu dönemde. Mutluluğun salt biyo-fiziksel, psikolojik vd. nedenlerle açıklanabileceğini sanmıyorum. Mutluluğun ideolojik süslemeleri de var. Mutlu olamasak da öyle hissetmek sanki zorunluluk. Mutluluk öyle reçetelendirilmiş ki, kuralları ve hatta kalıpları var. Bu kuralları ve kalıpları yıkmaya başlayıp mutluluğun kapatıldığı kafesin kapısını açtığınızda mutluluk politik bir söylem halini alacaktır.

Bu aynı zamanda politikanın sosyalleşmeye başlamasının da önemli bir adımı olacaktır. Gündelik kaygıları, kişisel çıkarları, kısa vadeli hesapları yapıyor ve çözebiliyorsak mutlu olabiliriz ama umutlu muyuz onu bilmek zor. Yok eğer bunların dışında ve ötesinde dertlerimiz varsa , bunları sorun ediyorsak mutlu olamayız belki ama umudumuz var demektir.

İmkansızı istemekle başlayan uzun yolculuk gerçeğin keşfiyle sona erme olasılığına yüksek derecede sahiptir. Peki gerçek nedir? Gerçekle imkansız arasında ki bağ nasıl kurulur? Gerçek, başkalarının imkansız dediği şeydir bu ilginç zamanlarda.

Evet, ilginç zamanlarda yaşıyoruz. Sözün söylediği binlerce yalanın sesin söylediği başka yalanlarla bastırılmaya çalışıldığı zamanlarda…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar