Meşrulaştıran söylemler
Hakan  Yurdanur

Hakan Yurdanur

Meşrulaştıran söylemler

24 Ağustos 2021 - 11:10

Kapitalizmin neo-liberal tuğlalarla örülmüş son konaklama yerinin giriş kapısında şöyle yazmakta: Saldırın… Levhanın altında bir ek daha var: Söylem en büyük silahtır. Silahınızı kuşanın ve saldırın… Sadece nesnelere değil tüm değerlere, bağlantılara, ilişkilere, duygulara… Kısacası insana ve doğaya dair ne varsa her şeye saldırın…

Hatırlayalım; tüm egemenlik biçimleri önce kabullendirir sonra içselleştirir en sonunda da meşrulaştırır.

Ekleyelim; kapitalizmin okulunda itaat, unutkanlık ve umutsuzluk zorunlu derslerdir…

Meşrulaştıran söylemlerin varlığı kadar yayılması, yaygınlaştırılması da toplumun bölündüğü sınıf yapıları ile doğrudan ilişkili. Örneğin; işsizlik kavramı kapitalizm öncesi üretim biçimlerinde kullanılmıyordu. Kapitalizmin varlığı ile tarih sahnesine çıktı.

İşte tam da burada içe alma – dışa atma mücadelesi gün yüzüne çıktı. Kapitalizm işsizliği bireye bağlı, yetenekle alakalı, gelip geçici, sistem dışı… olarak adlandırırken sistem karşısında mücadele edenler için durum tam tersi anlamları barındırmaktaydı.

Sınıfsal güç dengesinin kapitalist sermayedar lehine büküldüğü neo-liberal söylemlere karşı teorik eleştirilerde zaaflar yaşanmakta. Bu söylemler rızaya dayalı baskı ve baskının getirdiği rıza yöntemi ile “derin egemenliğini” inşa etti. Derin egemenlikle birlikte fantezi ile gerçek arasındaki ince sınır aşınmaya başladı.

Teorik eleştiri zaafları da bu ince sınırda sıkışıp kaldı. Gerçekle fantezi arasına eşitlik sembolü konmaya başlandı. Günümüz neo-liberal söylemleri insanları sanal gerçeklikle eğitiyor. Amaç devrimci düşünceyi kökten kazımak. Unutmamak gerekir ki devrimci olan gerçeğin kendisidir…

Evet, unutmamak gerek! Çünkü iktidarın belleği hatırlamaz ve hatırlatmaz. Yaşamda paradan çok daha değerli ve önemli şeylerin olduğu hemen her gün kafamıza kazınır. Ama bunlara ulaşmak için yine para gerektiği söylenmez, söyletilmez.

Gündelik yaşam pratiği içinde söylenen sözleri düşünce kategorisin de ele almak pek mümkün değil. Bilmekteyiz ki her düşüncenin bir amacı var, bir hedef doğrultusun da bir yerlere ulaşma isteği mevcut.

En önemlisi de yaygınlaştırılmış, yönlendirilmiş, içselleştirilmiş olması gerekli. Kısacası bir yolu olmak zorunda. Bir kaynaktan çıkıp başka bir yere ulaştığın da yani yolculuğunu tamamladığın da gerçekleşmiş demektir.

Bu gerçekleşme eleştirel olma ile de doğru orantılı. Eleştirel olanın “neden” sorusunu öne çıkarmasına karşın neo-liberal söylem “nasıl” sorusun da ısrarcı.

Egemen söylem tarihselliği yani sonluluğu reddeder. Hep vardı var olacak sözünü yükseltir. Burada da durmaz bir adım daha ileri giderek kapitalizmin insanlığın normal hali, değiştirilemez son durağı olduğunu söyler. Böylece alternatifsizliği hakim kılmaya çalışır.

Meşrulaştırıcı söylemler sadece kendine bağlı insanlar var etmiyor. Aynı zaman da bu insanları birbirine de bağlıyor. Verilmesi gereken tepki karşısın da tek tipleştiriyor. Olaylar arasında ki bağlantıları koparıyor. Örneğin; kadın evinde bulaşık yıkayıp emek enerji harcadığın da yani bir iş yaptığın da ona işsiz, çalışmıyor diyebiliyor. Ama aynı kadın bir lokanta da aynı miktar bulaşığı yıkadığın da işi var, çalışıyor diyor. İşte bu hafızaların körleştirilmesi, gözlerin de hafızasını yitirmesidir.

Bir yerde bir söylemin olması orada söyleme uygun şeylerin olduğu anlamına gelmiyor. Diğer türlü söylersek; bir yerde bir şeylerin olması ona uygun söylemleri üretemeyebiliyor.

Neo liberal tuğlalarla örülmüş son konaklama yerinin giriş kapısında ki sözü değiştirerek işe başlayalım: kapitalizm insanlık tarihinde bir parantezdir. Ve bu parantezin kapanma vakti gelmiştir…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar