"Adaletin olduğu iddia edilen yerde, adaletin sadece yerine...
Hassan Vahib

Hassan Vahib

"Adaletin olduğu iddia edilen yerde, adaletin sadece yerine getirilmesi değil, aynı zamanda adaletin yerine getirildiğinin görülmesidir önemli olan"

07 Ekim 2020 - 16:42

Referandum’dan “EVET” çıkmasıyle yargının işleyişindeki aksaklıkların giderileceğine inanlara katılmak, adaletin terazisinin daha eşit olacağına inanmak isterdim ama, bunun olmayacağını sanırım yargıyla uazaktan yakından ilişkisi olan herkes biliyor.

Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören Anayasa değişikliğinin, adaletin terazisinin, daha eşit ve dengeli olacağına, bireyin toplumun ihtiyaçlarına karşı dengeyi ve bir bireyin çıkarları ile diğerinin çıkarları arasında daha adil bir dengeyi temsil edeceğine en iyi ihtimalle saflık, en kötü ihtimalle saçma ve aptalca olur. “Evet” çağırısı yapmak sorunun gerçek özünü, derinliğini, doğru tanımlayamamak veya görmemezlikten gelmektir.

Büyük çoğunluğuyle mecliste temsil edilen partiler arasında, TKP-YG dışında, “Yetmez Ama Evet” kampanyasında uzlaşma sağlanmış görünüyor. Üzücü olan, en azından şahsım adına, bu konuda çok daha güçlü ve analiz odaklı bir sesin çıkmasını beklediğim bazı siyasilerden ve STÖ’lerden (hiç saklamadan söyleyim bunlardan birisi Sn Tufan Erhurman ve STÖ’lerden K.T.İnsan Hakları Vakfı gibi) çıkan ve net olmayan bulanık seslerdi. Hele hele bu “Yeterli değildir Ama EVET” kampanyası’nın başında Arıklı’nın başını çektiği YDP’ varsa, bence bu işin mantığının bizi nerelere sürükleyeceğini doğru ölçüp tartmak gerekir diye düşünmekteyim.

Önerileri tarihi bir adım, büyük bir insan hakları ve demokrasi atılımı olarak göstermeye çalışanlarda da var. Esas olan halbuki, “EVET” demekle değişmesi ve düzeltilmesi gereken sorunların özünü, halı altına süpürmek, sorunların kat kat artmasına sebep olmak, adalete olan güvenin her geçen gün daha da çok sarsılmasına neden olmak olacaktır.

Anayasa Refereandumu’na sunulan öneriler sadece Yüksek mahkeme Yargıç Sayısının artırılmasıyle sınırlı olduğu iddia edilerek bunu başarmanın marifet olduğunu düşünenler aslında kökten çözüm gerektiren sorunların karşısında omurgasız ve aciz kaldıklarının göstergesidir. Kaldı ki ciddi sıkıntıları olan bu öneriyi, sihirli değnek usulü, yargıyı adaleti bir çırpıda çözecek algısıyle seçmene sunuyorlar, yanıltmaya çalışıyorlar.

‘Devlet aygıtlarının’ temel problemlerini çatlaklara sıva koyarak çözemezsiniz. Yıllardır yapılması elzem olan kamu reformlarından bile kaçan, omurgasız kalan bir siyasi iradenin, yargıdaki sorunları, adalete olan güveni sarsan sorunları, kökten çözmesini beklemek herhalde ve belkide gerçekçi değildir.  

Şu an varolan KKTC Anayasası’nda, temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan ayrıntılı hükümler zaten varolmaktadır. Örneğin, eşitlik hakkı, yaşama ve bedensel bütünlük hakkı, bir kişinin özgürlüğü ve güvenliği hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve makul bir süre içinde adil ve aleni duruşma hakkı, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ve hükümlülerin hakları gibi temel haklar zaten anayasada yer almaktadır.

SORUN, uygulama ve uygulayıcı kurumların, devlet aygıtlarının bu konularda yetersiz, deneyimsiz ve eğitimsiz olmaları ve  bağımsız denetim mekanizmalarının olmamasıdır. 

 

Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören Anayasa değişikliğine “EVET” demek’le ne değişecek? İnsan hakları ihlalleri daha mı azalacak, insan haklarını ihlal eden kurumlardan, birimlerden ve kişilerden daha mı etkin bir şekilde hesap sorulacak? Bence cevap BÜYÜK BİR HAYIR.

Mesela mevcut anayasa bir dizi ekonomik ve sosyal haklar içerir. İşkence yasaktır der, yaşamın mahremiyeti korunmalıdır der, konutun dokunulmazlığından bahseder, haberleşmenin gizliliğini vurgular, serbest dolaşım ve ikamet hakkınım altını çizer, bilim ve sanat özgürlüğü korunmalıdır der, basın özgürlüğü, toplanma ve dernek kurma özgürlüğünü vurgular ve daha birçok temel insan haklarını içerir mevcut anayasamız. AMA, tüm bu alanmlarda sürekli imnsan hakları ihlalerine şahit olmaktayız.

Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören Anayasa değişikliğine “EVET” demek’le bunlar değişmeyecek çünkü irade ve omurga yok.

Yaşamı olumlu yönde etkileyecek ve iyileştirecek mi, kamu hızmet kalitesini artıracak mı, hak ve adaletin keyfi ve taraflı sürmesine DUR mu diyecek Referendum’da ‘EVET’ demek? KESİNLİKLE HAYIR

Adli atamalar için tavsiye edilecek adayları seçmekten sorumlu gerçekten bağımsız bir Adli Atamalar Komisyonu mu oluşturulacak, partizan atamalar son mu bulacak? Atama için liyakatın tek kriter olmaya devam etmesini ve atama sisteminin modern, açık ve şeffaf olması mı sağlanacak?

Anayasa Reformu Kanunu kapsamında adli atama sürecine ilişkin (veya diğer atamalarla ilgili) şikayetleri araştırmak ve bunlara ilişkin tavsiyelerde bulunmaktan ve adli davranış şikayetlerinin ele alınmasından sorumlu bir Adli Atamalar ve Davranış Ombudsmanı mı kurulacak? HAYIR

Gerçek farklılıklar, yargının günlük yönetimi, yargıçların atanma şekli ve şikayetlerin ele alınış şeklidir. Bunlar artık hesap verebilirliği, kamu güvenini ve etkinliği artırmak için gerçekten bağımsız olmalarıdır. Bunun olması için mevcut Anayasa yeterlidir, yeter ki irade olsun.

Masumiyet karinesi, kişinin "suçu ispatlanana kadar masum" kabul edilmesinin yasal ilkesidir. Pek çok ülkede, masumiyet karinesi, bir ceza davasında sanıkların yasal bir hakkıdır ve BM'nin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. Madde uyarınca uluslararası bir insan hakkıdır. Bu nedenle iddia makamındadır ve gerçeklere karşı ikna edici kanıtlar sunması gerekir (bir yargıç veya jüri karşısında). İddia makamı çoğu durumda sanığın makul bir şüphenin ötesinde suçlu olduğunu kanıtlamalıdır. Makul şüphe kalırsa, sanık beraat ettirilmelidir.

Ülkemizde tam da bu noktada birçok sanık, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. Madde’ye aykırı bir şekilde cezalandırılıyor ve adaletin adil olmamsı sonucunda bir kişi işlemediği bir suçtan mahkum edilebiliniyor ve hak etmediği cezayı alıyor, çoğu zaman da haksız yere özgürlüğü elindena alınıyor. Yargı sürecini tutuklu bekleyen yüzlerce sanık şu anda özgürlikleri ellerinden alınmış hapislerde yargılanmayı bekliyorlar. Adaletin hainliği terimi (‘travesty of justice’) bazen büyük, kasıtlı bir adalet hatası için kullanıldığını varsayarsak, bunun ülkemizde birçok suçsuz, yargı sonucu davasını kazanmış mağdurlar için de geçerli olduğunu, bu mağdur olan, aylarca ve hatta bazen yıllarca özgürlükleri ellerinden alınmış kişilerin şikayet edebilecekleri, mağduriyetlerinden sorumlu olanlardan hesap sorabilecekleri bir şikayet mekanızması yoktur.

Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören Anayasa değişikliğine “EVET” demek’le bu durum değişecek mi? HAYIR

Üzülerek söylemem gerekirse bu nokta, yani yargıçların sayısal olarak artırılmasıyle adaletin hızlanacağı inancı esas olarak gösterilmek isteniyor. Halbuki adaletin hızlandırılması için daha çok davanın daha hızlı görülmesi değil, adli systemin düşüklerinin veya zayıflıklarının giderilmesi gerekmektedir. Ceza adaleti sisteminde planlanan değşiklikler davaların hızlandırılması veya hızlı bir şekilde adil bir sonuca ulaşmakla tutarlı olması gerekmektedir.

Mahkemelerde BT (Bilgisayar Teknolojisi) kullanımı gibi bazı önemli uyguamalar ve değişiklikler gerekmektedir.  Sadece yargıç sayılarının artırılması ve davaların hızlandırılmasına dikkat çekmek endişe vericidir.

Sadece davaları hızlı bir şekilde işleme koymaya odaklanmanın masumları korumak için zaten sorunlu ve sınırlı olan önlemleri daha da çok azaltacağından ve adaletin hata yapma riskinin önemli ölçüde artacağını düşünmekteyim ve endişeliyim.

Şu anki sisteme bir göz atsak adaletteki hantallığın, davalardaki yavaşlığın büyük bir nedeni, yargıç sayısının az oluşu değil, gecikmelerin sanık ve savunma avukatları dahil, onların dışındaki taraflardan da kaynaklandığını görebiliriz. Sorunları ve sorunların özünü doğru tesbit etmiş olsak Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören Anayasa değişikliğine “EVET” demek’le bu sorunların ortadan kalkabileceği inancına bu kadar sarılmış olmazdık.

Bence sorunun esas nereden kaynaklandığını görmemek mümkün değildir. Konu, bu durumdan, yargıda sıkışıp kalmış davalardan, gecikmelerden , YARGILANAN SANIKLAR DIŞINDA, TÜM tarafların, gecikmelere sebep olan, mahkemelerin kendileri de dahil, Savcılık Dairesi (Savcılar), polis ve diğerlerinin neden olduğu gerçeği kimseyi rahatsız etmemesidir.

Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören Anayasa değişikliğine “EVET” demek’le, gecikmeleri, gecikme nedenlerini ne kadar ortadan kadıracak, yılardır tartışılan polisin değişmeyen yapısal sorunları, mahkemelerin işleyişlerindeki tıkanıklıklar, alt yapı sorunların, hukuk camiasının sürekli gündeminden düşmeyen tebliğ, icra, yapı yetersizlikleri gibi sebepler ortadan kalkacaklar mı? "Suçu ispatlanana kadar masum" kabul edilmesi gereken fakat özgürlikleri ellerinden alınan kişileri koruyacak mı önerilen Anayasal değşiklikler? Elbetteki HAYIR

Bence esas odaklanılması gereken tam da bu noktalardır? Mevcut Anayasa aslında tüm bunların iyileştirilmesi için, çalışır duruma gelebilmeleri için gerekli maddeleri içermektedir ve taahhütünü vermektedir. Sorun siyasi irade ve omurga eksikliğidir.  Ve odaklanılması gereken tam da budur. Yüksek Mahkeme Yargıç sayısının artırılmasıyle yargıya adalete duyulan güven artacak mı? Adaletin terazisi daha mı dengeli ve eşit duracak? Elbette HAYIR

Adaletin olduğu yerde, adaletin sadece yerine getirilmesi değil, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesidir önemli olan. 

Tüm bu nedenlerden dolayı benim Referandum’daki oyum KESİNLİKLE HAYIR olacaktır…..

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar