AİHM ADALI Davası'nın (Application no. 38187/97) yeniden...
Hassan Vahib

Hassan Vahib

AİHM ADALI Davası'nın (Application no. 38187/97) yeniden incelenmesi veya yeni bir başvurunun kabul görmesi mümkündür

31 Mayıs 2021 - 11:58

Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili yeni bir soruşturma elzemdir ve Uluslarası Ceza Mahkemesi (ICC), AİHM (ECHR) ve AB İnsan Hakları Komisyonu’nu ve benzer kuruluşlar da sürece dahil edilmeleri gerekmektedir.

Hatırlatmakta fayda var, AİHM ADALI/TÜRKİYE (Başvuru no. 38187/97) KARAR STRASBOURG 31 Mart 2005 (Son Rapor 2/10/2005) büyük bir heyecanla karşılanmıştı. Davanın AİHM’ne başvuru nedeni, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nde Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme'nin eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yaptığı başvurudur (başvuru no. 38187/97). Yani iddişa makamı Kutlu Adalı’nın Türk ve/veya "KKTC" makamları tarafından ve veya onlar adına hareket eden kişi ve veya kişilerce öldürülmüş olduğunu ve yerel makamların, gerekli soruşturmayı açmadıkları ileri sürülmüştü. Ayrıca, Kutlu Adalı ölümünden sonra eşi İlkay Adalının eşinin ölümünü müteakiben "KKTC" makamlarınca tacize uğratıldığını, sindirilmeye çalışıldığını ve ayrımcılığa maruz bırakıldığını ileri sürülmüştü.

Başvurudaki iddialar AİHS'nin 2, 3, 6, 8, 10, 11, 13, 14 ve 34. Maddelerinin ihlali sözkonusu olduğuydu.

Bu kısa değerlendirmede ihlal edildiği söylenen maddeleri tek tek ele almayacağım ama, bugün itibariyle ve özelliklede Sedat Peker’in de açıklamalarıyle tekrardan gündeme gelen bazı anahtar konuların, eğer yeni bir soruşturma sonunda gerçeklik kazanırsa, AİHM kararının tekrardan ele alınmasına, gerekirse tekrardan davanın açılmasına ve farklı sonuç alınmasına neden olabileceği düşüncesiyle birkaç anahtar AİHS’nin Madde ihlallerini değerlendireceğim.

Özetle ve hatırlatma amaçlı bu davada başvuran adına öne sürülen ve ihlal edildiği iddia edilen AİHS Maddelerine bakalım:

Madde 2 - Yaşam hakkı

Madde 3 - İşkence yasağı

Madde 6 - Adil yargılanma hakkı

Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı

Madde 10 - İfade özgürlüğü

Madde 11 - Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü

Madde 13 - Etkili başvuru hakkı

Madde 14 - Ayrımcılık yasağı

Madde 34 - Kişisel başvuru hakkı

Birçok yerde ve makalede, yapılan yorumlarda, Kutlu Adalı davasın’da AİHM’sinin kararının Türkiye aleyhine sonuçlandığı söyleniyor ve büyük başarı olarak gösteriliyor. Sonucu küçümsemek değil amacım ama konuya doğru pencere’den bakmak istiyorum. Ben hiçbirzaman bu kararın yeterli olmadığını ve hatta gerçeklerin önünde, gerçeklerin ışığa kavuşmasının önünde engel olduğunu düşünmekteydim.

Tabii bu, Kutlu Adalı dava’sına hangi pencereden bakıldığına bağlı. Bence bu davadaki en önemli iddia ve ön plana çıkarılması gereken iddia, Kutlu Adalı cinayetinin devlet’e bağlı o dönemin yetkili, siyasi yetkililerinin devlet adına, derin devletin iradesiyle hareket eden kişi ve veya kurum ve veya birimlerince, direk veya dolaylı, devlete bağlantılı olarak işlenmiş olmasıydı.

Her ne kadar’da karanlık işler sonucu birileri Kutlu Adalı’nın ölümüne sebep vermiş olduğu söylense’de, hepimiz’in bildiği bu cinayetin ‘Derin Devletin Faili Malum Cinayetlerinden’ biri olduğudur.

Kutlu Adalı davasında başvuru’nun en önemli iddialardan biri, Kutlu Adalı’nın yaşam hakkının (yani Madde 2) devlet tarafından veya devletin görevlendirdiği kişi veya kişilerce elinden alındığı iddiasiydı (gerçi ben bu iddianın başvuruda çok da ve gerektiği kadar yer bulmadığını düşünmekteyim).

Tam da bu noktada “Yaşam Hakkı” Madde 2 konusunbda AİHM Türkiye’yi suçlu bulmuş değildi. (Kutlu Adalaı’nin ölümüyle ilgili olarak AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle, Kaynak: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kutlu Adalı / Türkiye Kararı)

AIHM yargıçları Sn Kutlu Adalı’nin öldürülmüş olabileceği ve bu öldürülmenin develt’in bilinci ışığında ve emri doğrultusunda gerçekleştiği konusunda iddiaları sadece “spekülasyon” olarak değerlendirmişti. Yani özet olarak Kutlu Adalı'nın herhangi bir Devlet görevlisi veya devlet adına eylemi gerçekleştiren kişi veya kişilerce öldürüldüğüne dair yeterli delil veya olgunun varlığını kabul etmemişti.

Bu anlamda, aslında Türkiye’ye devletine karşı kazanılmış bir dava gibi değerlendirilsede (ki ben buna katılmıyorum) bu dava’nın sonucu Türkiye’yi ‘temize çıkarmıştı’.

İşte tam da bu nokta’da Peker’in açıklamaları önemli oluyor. Bu açıklamalar, ifşalar sonucu gerçöekleşecek bir yeni soruşturma, bu bağlantıya, Devlet’le tetikçiler arasındaki bağlantıya ışık tutar ve gerçeklik kazandırırsa ve ayni zamanda gerçek suçluların yerel mahkemelerde yargılanması, cezalandırılması gerçekleşmez ise, adaletin tecelli olması yine engellenir ise, AİHM’si o zaman Kutlu Adalı davası’nın tekrardan ele alınmasını veya YENI bir dava için yapılacak başvurunun kabul edilmesini mümkün kılabilir.

AİHM Kararı sadece adaletin işlemi ve süreci konusında Türkiye aleyhine bulgu Kabul etmiştir ve Türki’ye aleyhine çoğunluk kararı vermiştir. Dava’nın (olması gereken) özünü sadece “spekülayson” olarak geçiştirmiş ve “muchul cvinayetin” sorumlularının devletle hiçbir bağlantısı olmadığı sonucuna varmıştı. Yetkililerin veya devlet temsilcilerinin Kutlu Adalı’nın ölümünü (cinayetini) çevreleyen koşullara yönelik yeterli ve etkili soruşturma yapmamasından dolayı AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine ve bu sebeple Hükümet'in ön itirazının reddine bire karşı altı oyla karara bağlamıştı. (Kaynak: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kutlu Adalı | Türkiye Kararı).

Yani AİHM kararı’na göre Türkiye sadece süreci iyi yönetemediği için ve gerekli sorumluluklarını yerine getiremediği için suçluydu ve buna bağlantılı ve ‘orantılı’ olarak tazminat ödemesine karar vermişti.

Ayni zamanda ve bu bulguya dayanbarak Madde 13, yani “Etkili başvuru hakkı” konusunda da yine Türk yargıç Türmen dışında diğer AİHM yargıçları Türkiye aleyhine bulgu yapmıştır.

Sedat Peker açıklamaları sonrası yeni bir soruşturma’nın tam da üzerinde durması gereken nokta şudur. Devlet’e bağlı (Türkiye ve veya KKTC dahil) ve devlet adına hareket eden birim, kişi ve veya kişilerin,ve veya onların görevlendirdiği kişi ve veya kişilerin, bu cinayette’ki, Kutlu Adalı’nın öldürülmesin’deki bağlantıları tesbit etmek ve ortaya çıkarmaktır.

Gerçeklerin ortaya çıkması, sayısızca işlenmiş sözde faili mechul ama gerçekte ‘Derin Devletin Faili Malum Cinayetlerinde’ parmağı olanlardan hesap sorulmasına bir nebze olsun katkı sağlayabilir, umarım….

Ama bu süreç’te, her ne kadar’da sermaye çıkarları ve demokrasi anlayışı doğrultusunda kurulmuş olsalarda, atılacak her adımda, yapılacak soruşturmanın sürecinin ve sonuçlarının takipcisi olmaları için Soruşturma Komisyo’nu dışında bir bağımsız ve sivil toplum temsilcilerinden (KTİHV, Basın-Sen gibi) oluşan bir komite oluşturulmalı, Uluslarası Ceza Mahkemesi’ni (ICC), AİHM’ni (ECHR) ve AB İnsan Hakları Komisyonu’nu ve benzer kuruluşları bilgilendirmek sürece dahil etmek gerekir diye düşünmekteyim…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar