Bana dokunmayan yılan bin yaşasın
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın

19 Mayıs 2021 - 10:10

İsrail saldırıları karşısında parçalanmış, yanmış çocuk cesetleriyle sabahlayan, dehşete düşmüş Filistinli çocukların, annelerin, babaların çığlıklarını duyabilecek uzaklıkta olmamıza rağmen sessizliğimiz ne kadar da vahim, acı ve üzücü.

İsrail ordusunun, İşgal Altındaki Filistin Bölgesi'ne, Gaza’ya, acımasız ve sistematik saldırıları devam ederken, düşen bombalardan parçalanarak ölen çocukların, sivil halkın, kanlar içinde parçalanmış yanmış cesetlerinin fotoğrafları sosyal medya üzerinden, en uzakta yaşayan bir Eskimolara kadar ulaşırken, dünyanın dört bir yanında İsrailin bu işgalci, sömürgeci, agresif ve sistematik saldırıları, insan hakları ihlalleri, sendikalar dahil, dünyanın birçok demokratik güçlerinin protesto ve eleştiri oklarına  hedef olurken, kendi toplumumuzun bu kadar sessiz kalması, sendikalarımızın, demokratik sivil toplum kuruluşlarımızın sessiz kalmalarını, anlamlı bir tavır ortaya koyamamalarını anlamak veya  kabul etmek mümkün değildir.

Bireysel çıkarlar üzerine kurulmuş bu kokuşmuş düzende, sözde insan hakları adına mücadeleden yana olan sendikalarımız, birçok sivil toplum kuruluşlarımız, “hak ve özgürlük” çığlıkları atan, “Barış” yanlısı olduğunu iddia eden, ezilenden, mağdurdan yana olduğunu iddia eden o duyarlı toplumumuz’un, sendikalarımız’ın sessizliği, dehşet içinde bırakılan, parçalanmış, yanmış cesetlere şahit olan  çocukların çığlıklarını duyabilecek uzaklıkta olmamıza rağmen sessizliğimiz, ne kadar da hayal kırıcı, vahim, acı ve üzücüdür.

Yanıbaşımızda olan Filistin halkının yaşadığı korku ve dehşedi, kendisinin de geçmişte yaşadığını iddia eden bir toplumun empati yeteneğinin bu kadar zayıf olması, gerçekten bu toplumun bireyleri olarak, sendikaların, barış ve özgürlükten yana sivil tolum kuruluşlarının üyeleri olarak düşündürücüdür. Uzun uzun aynaya bakıp kendimizi sorgulamalıyız diye düşünmekteyim.

Sanırım sorun, toplum olarak geçmişte ve şimdi içinde bulunduğumuz koşullardan dolayı, bireyserl hesap ve çıkarların ‘’içe dönük bir zihniyet’ geliştirmiş olması, yani ‘kendine’ odaklı bir zihniyetin oluşması sonucu, başkalarının ihtiyaçlarına, zorluklarına, mağduriyetlerine ve uğradıkları felaketlere karşı yaklaşım zorluğu, empati zorluğu ve hatta körlük engeliyle karşılaşmamızdandır. Kendimiz dışında gelişen birçok olayı ve özelliklede bu olayların mağdurlarını ‘insanlar’ olarak değil de nesneler olarak görmemizdendir. Toplumumuzun bu durumu beni çok endişelendiriyor demesem kendimi yanıltmış olurum.

İnancım şu ki, bireylerde ve toplumda ‘kendine odaklı içe dönük zihniyet’ değişmediği sürece karşılaştığımız sorunların kökleşmesine, toplumsal olarak çözüm bulma çabamızın, kalıcı barış, işbirliği ve dayanışma yolundaki mücadelemizin önünde, hak ve özgürlük yolundaki mücadelenin önünde ciddi engellerden biri olmaya devam edecektir.

Aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçmesine ragmen, henüz derin yaraları geçmemiş olan, kimliğini, insanlığını, duyarlılığını, ‘bizliğini’, toplum oluşunu unutmuş veya inkar etmekte olan, ‘en önemli benim’ duygularına yenilmiş bireylerden oluşan bir topluluğun ötesine gidemeyen, çoğu zaman içten içten çelişkilerle boğuşsa’da, kendisini bizzat etkilemediği sürece, başkalarının sorunlarına duyarsız kalan bir toplumdan bahsediyoruz sanırım.

Barış yanlısı, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hak ve özgürlükler yanlısı aktivistlermizin verdikleri mücadeleler bile ‘içe dönük zihniyetin’ etkisinden kurtulamıyor, bu mücadeleri anlamlı, sürdürülebilir, uluslararası demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarıyle dayanışma içinde ve yan yana sürdüremiyoruz. Olması gereken enternasyonalizm’den enternasyonal dayanışma ve işbirliğinden uzak, sınıfsal mücadeleden uzak, hak ve özgürlük, kimlik ve varoluş mücadelesi veriyoruz. 

Sadece 2 örnekle bu kısa köşe yazımı noktalamak istiyorum. Özellikle’de ‘emek en yüce değerdir’ diyenlere tekrar bu cümleyi okumalarını, etraflarına iyice bir bakmalarını ve şunu sorgulamalarını öneririm;

Burnumuzun dibinde her gün görüp de görmemezlikten geldiğimiz, Asya’nın dört bir köşesinden buralara getirilip marketlerde, yol tamirinde, benzincilerde ve birçok yerde ucuz işçi olarak çalıştırılan, hak ve özgürlükleri ellerinden alınan, sömürülen, hakaret ve tehditle çalıştırılan yüzlerce emekçi ‘bizden’ değildir diye 3 maymunu oynamıyormuyuz?

Gecelerimizin sessizliğini bozan bomba seslerini duymamak için, İsrail saldırıları karşısında parçalanmış, yanmış Filistinli çocuk cesetleri arasında karanlığın aydınlanmasını bekleyen, dehşete düşmüş çocukların, annelerin babaların, çığlıklarını duymamazlıktan gelmiyormuyuz?

Belkide tüm bunları yaparken, yaşarken, tek düşündüğümüz (‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ misali ‘kendimizdir’, hangi Parti bana daha çok fayda sağlayabilir hesapları, meclis çalışıyor mu çalışmıyor mu, seçim ne zaman olacak, kim hangi meclis koltuğuna oturacak, ay sonu maaşlar ödenecek mi, mevkiler, çıkarlar, ad-hoc komiteler vs vs vs.

Bu toplum, bu gururlu ve aydın toplum, dünya vatandaşı toplum, ‘Kunta Kinte’ için bir zamanlar göz yaşı döken bu toplum, İspanya İç Savaşın’da 46 şehit veren bu toplum, Şilide’ki, Arjantin’deki faşist diktatörlere karşı enternasyonal dayanışma içerisinde haykıran, mücadele veren, bir zamanlar Türkiye’nin ezilen halklarıyle birlikte ve dayanışma içinde mücadele veren bu topluma ne oldu, nerede, ne zaman yok oldu?  

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Hasan Kestigül
    2 ay önce
    Kıbrıs Türkünün içerisinde bulunduğu toplumsal ve bireysel psikolojisini özetleyen güzel bir makale.Gerçekci bakıldığu zaman son haftalarda İsrailin Filistin halkına uyguladığı soy kırım konusunda Müslümanlık konusynda mangalda kük brakmayan ne devlet nede bireylerden ses çıkmıyor.Ayni şekilde gerçek ses çıkarması gereken sol sendikalar emek eksenli siyasi kurum ve kuruluşlardan yeteri sesi duyamadığımız gibi bazı sağ görüşlü ve bağnaz kişiler vay efendim Arafat ve Filistinliler Rumu destekledi deyip yapılanı onaylar noktasındadır.Hepimiz bikmeliyiz ki bu çoğrafya herzaman propagasyonlara açık petrol rezervlerinin bulunduğu yerdir.Birde Kıbrıslı Türklerin yüz karası olan(Kızlarını Filistinlilere satmak)nedenden dolayı Filistinle kan bağımızı inkar edemeyiz. İnsan olmak acımaktan geçtiği gibi güçlünün yanında değil haklı ve zayıfın yanında durmaktan geçmektedir.Unutmayalım bu gün sana yapılan yarın da bana yapulabilir.

Son Yazılar