Ian Macdonald QC: Adaletin şiddetli bir savunucusu (1939-2019)
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Ian Macdonald QC: Adaletin şiddetli bir savunucusu (1939-2019)

12 Aralık 2019 - 08:04

Göç yasası konusunda öncü bir kitap yazan QC, Ian Macdonald, 80 yaşında İngiltere’de öldüğünü duyunca, bu haftaki köşe yazımı adaletin en şiddetli savunucularından olan bu kişiye ayırmayı uygun gördüm. 50 yıl boyunca göç ve insan hakları hukuku konusunda uzmanlaşmış adalet savaşçısı olan Ian Macdonald’ın iz bırakan birkaç davasının özetini sizlerle paylaşmak istedim.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, yasa önünde herkesin eşitlik ilkelerini, suçlu bulunana kadar masumiyet karinesini, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ve kamuya açık bir duruşma hakkını ve bir ceza ile tahsil edilen herkesin kendini savunma hakkını içerir.  Bay Macdonald, hukuk mücadelesine, insan hakları savunuculuğuna 60'ların sonlarında ve 70'lerin başlarında ceza davaları yaparak başlamıştı. Şunu da hatırlatmış olayım, bu bahsedilen yıllar, Büyük Britanyanın ırkçılık, milliyetcilik, faşizm karnesinin çok da iyi olmadığı, yabancıların, özelliklede Afrika veya Asya kökenli yabancıların dışlandığı, ötekileştirildikleri, aşağılandıkları, saldırıya uğradıkları, aşırı sağ hareketlerin,faşist siyasi partilerin boy göstermekten çekinmedikleri yıllardı. Hatta daha önce de yazmıştım, bu yıllarda bazı mekanlar (Pub, bar, eğlence yerleri gibi) kapılarına rahatlıkla “Köpekler, Çingeneler, İrlandalılar ve Siyahlar Giremez” yazdıkları zamanlardı. 
İşte bu dönemlerde avukatlığa başlıyan Ian Macdonald’ın insan hakları savunuculuğuna damgasını vuran, ona “adaletin şiddetli savunucusu” ünvanının verilmesine  neden olan  örnek bir iki davaya değinmek isterim.   
Bu davaları, jüri karşısında verilen savunmaları, adalet savunuculuğu için soyunan, genç ve yeni avukatlarmızın satır satır okumasını tavsiye ederim. Bay Macdonald, özellikle göçmenlik yasasına yaptığı büyük katkılardan dolayı hatırlanmaktadır. Fakat gerçekten de, polise leyhine ve polise yönelik keskin bir önyargıya ve sanıklara karşı nefrete dayanan, korku verici üne sahip birçok hâkimin olduğu bir zamanda, Ian Macdonald, korkusuz bir adalet savunucusuydu. 
1971'de Bay Macdonald, meşhur “The Mangrove Nine” adlı duruşmada savunma avukatlığını yapmıştı. Bu davanın konusu, Polisin, Londra’daki Notting Hill bölgesinde, ilk siyah toplum restoranı olan Mangrove’un sahibi Frank Critchlow’u sürekli taciz ve tehdit etmesiyle ilgili, bölge halkının, polisin bu ırkçı ve haksız davranışlarına ve tacizlerine karşı, yetki ve gücünü suistimal etmesine karşı gösterdikleri tepkiyle ilgiliydi. Bölge halkı polise karşı mücadele verip gösteri yaptı fakat polis bu konuyle ilgili, Afrika kökenli ve Britanya vatandaşı dokuz siyah kişiyi, isyan ve tahrifatla suçlayıp tutuklamıştı. Bay Macdonald, jüri karşısına çıkarılan bu 9 kişinin mahkemede “adli tiranlığa” maruz bırakıldıklarını güçlü terimlerle ileri sürerek müthiş bir savunma ortaya koydu. Tam 55 gün sonra, polisin bu 9 siyah insan aleyhine getirdiği isyan suçlamaları, jüri tarafından red edilip Bay Macdonaldın argümanları ikna edici Kabul edildi. Şüphesiz Polisin tüm öfkesine ragmen sanıklar tüm suçlamalardan beraat etti ve hiçbiri cezaevine gönderilmedi.
Bir başka davada Bay Macdonald, 1981'de on iki genç Asyalı’nın (“The Bradford 12”) savunmasını üstlenmişti. Bu 12 Asyalı genç, patlamalara neden olmak ve yaşamı tehlikeye sokmak için komplo kurmakla suçlanıp tutuklanmışlardı. Tutuklandıklarında yanlarında, 1 kasa ev yapımı, cam süt şişelerine doldurulmuş, benzin bombaları keşfedilmişti.
Bay Macdonald yine jüri karşısındaki savunmasında bir topluluğun (bu davada Asya kökenli bir topluluktan bahsetmekteydi), kolektif olarak kendilerini savunma hakları olduğunu ve bu nedenle böyle bir harakette bulunduklarını iddia etmişti. Bu dönemi de dikkate aldığımızda çok cesur ve yepyeni bir savunma konsepti fikriydi. Yani Bay Macdonaldın savunmasının temeli halkın, örgütlü ve sistematik ırkçı ve faşistler tarafından saldırıya uğramaları, polisin bu insanları koruyamaması, ırkçı ve ayırımcı bir systemin bu insanları koruyamamasından dolayı korkmaları için çok iyi nedenlerin olduğu Kabul edilmeliydi diye savunma yatı. Bu nedenle bu insanların kendilerini koruma hakları var olduğuna dair jüri karşısında ikna edici ve güçlü bir savunma sunmuştu.
Duruşmadaki savunma, bir topluluğun karşı kendilerine yönelen tekdit ve tehlikeye karşı koyma ve kendilerini koruma, en temel hakları olduğunu iddiasıydı. Jüri üyelerinin tümü bu argümanı kabul ettiler ve 12 kişiyi suçsuz bulmuşlardı.
ABD’deki meşhur 11 Eylül olayından sonra dünyada, ABD ve Birleşik Kraliyetin başını çektiği ve insan haklarını ayaklar altına alan, ‘Terörizm ve Terörle Mücadele’ önlemleri ve yasamalar karşısında, hak ve adaletin şiddetli savunucusu olan Bay Macdonald bu alınan sözde önlemlerin ve yasamaların Müslümanlar hakkındaki ırkçı varsayımları ve önyargıları açıkça ortaya koyduğunu iddia etmişti ve o dönemde danışmanlık görevi yaptığı İngiliz hükümet komisyonlarından komitelerinden istifa etmişti. 
İnsan hakları savunuculuğunu, yaşamının her noktasına taşıyan, tutarlı ve dürüstlükle,  bu değerlere ve inançlarına her zaman sadık kalmıştı……..
İnsan hakları savunuculuğu sadece 10 Aralıkta hatırlanması gereken, anılması gerekenetik değer ve ilkeler değildir. İnsan Hakları savunucularının misyonu, sivil toplumu teşvik etmek ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmek için uluslararası insan hakları standartlarını her zaman ve her yerde, hayatın her noktasında uygulayabilmektir. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar