Kendini iyileştir, geliştir ki gezegenimizi, dünyamızı...
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Kendini iyileştir, geliştir ki gezegenimizi, dünyamızı iyileştirmeye yardım edelim (mi acaba?)

14 Kasım 2019 - 08:02

Eğitim seviyesinin yüksek olduğu, akıllı, duyarlı, sevecen olduğu söylenen insan (ımız) neden çevre sorunlarını, insanlığın, insanımızın her geçen gün bir o kadar daha bataklığa gömülmesini görmezden geliyor? Yaşadığımız hayatlarımızı, yurdumuzu ve gezegeni ne hale getirdik malum. Gelecek nesillere nasıl bir miras bırakacağımız da malum. Farkındalık adına, hak ve özgürlükler adına son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde projeler, insiyatifler, yasal düzenlemeler, küresel anlaşmalar yapılsada görünen o ki atılan adımlar yarattığımız ekolojik ve sosyolojik denğesizliği, çevre katliamını iyileştirmeye yetmiyor.
Sosyolojik, ekolojik ve çevresel krizler ve bunların sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlara yansıyan  problemleri, kısmen cehaletin ürünüdür de diyebiliriz. Sorsak 1000 kişiye herkes ve hepsi tüm olumsuzluklar karşısında duyarlı ama bireysel iç dinamikler bizi, bırak küresel sorunlar için birşey yapmaya, kendi hayatlarımızı iyileştirmek için bile birşey yapamaz duruma getirdi. 
Bahsettiğim iç dinamikleri anlamak için soruna kendi penceremizden, hayatımızdan, evimizden, yurdumuzdan bir bakalım. Kendini iyileştir, geliştir ki gezegenimizi, dünyamızı iyileştirmeye yardım edelim (mi acaba?)
STÖ’lerle yaptığım bir eğitim atölye çalışmasında katılımcılara (32 kişiye) şu soruyu sormuştum. “Sizi rahatsız eden ve yapılmasını istemediğiniz, çevreyle ilgili 3 şeyi değiştirebilseydiniz neler olurdu?”. Bu listeleri herkesin diğerlerine konuşmadan bir kağıt üzerine yazıp vermelerini istedim. Tüm katılımcıların listelerinde “yol kenarlarına, çevreye zarar veren plastic şişelerin atılmasına son vermek” girdi. Abartmasız, farklı yaşlardan, cinsiyet ve mesleklerden biraraya gelmiş 32 katılımcının tümü de bu ‘dileği’ listelerine dahil ettiler. Mantık der ki, bu konuda duyarlı olan birey, herhalde kendisinin bu soruna katkısı olduğu düşünülemez. Sizce bu mümkün mü? Yine mantık ve probability der ki, ülkemizde o kadar yaygın olan bir soruna ve çevre kirliliğine bu 32 kişinin hiçbir katkısı olmaması mümkün olamaz.
O zaman, işte o zaman tam da bahsettiğimiz, etrafımızı saran her türlü sorun karşısında, sosyolojik, ekolojik ve çevresel sorunlar krizler karşısında, toplumsal kokuşmuşluk karşısında, direk veya indirek rolümüzü göremeyecek anlayamayacak kadar, inkarcı ve çıkarcı bireyler olduğumuzdur. Belki de biz aslında birilerini, biryerleri eleştirirken önce öz eleştiri yaparak kendimizi iyileştirmemiz gerekmektedir ve sonra toplulumuzun, ülkemizin ve gezegenimizin iyileşmesi için adımlar atmalıyız. “Ben bir kişi, yapsam ne olur yapmasam ne olur?” diye düşündüğümüz sürece bizler de bireyler olarak aslında, bu kokuşmuşluğun mimarlarına katılmış ve destek olmuş oluruz. 
“Zaten oraya herkes atmıştı bir de ben atmışım ne oldu yani?” , “Ben aslında böyle birşeyi hiç yapmam o an dalgınlığıma geldi nasıl oldu ben de anlayamadım”, “yattı balık yan gider ben mi kurtaracam bu dünyayı”, “nere atacam be, arabam mı pis olsun? tabii dışarı atacam, yapsın belediye işini toplasın” ve daha birçok hikaye boş laflar. 
Üzücü olan, bu mantıkda olan ve hareket eden bireylerin taşıdıkları (taşımadıkları) değerler, hem kendi yaşam tarzlarını yönlendiriyor hemde toplumu ilgilendiren her alana ve her anlamda yansımıştır. Her gün ve her gazetenin her sayfasında izlediğimiz haberlerden, mahkemelere yansıyan konulardan, aslında nasıl bir toplum olduğumuzu nasıl her geçen gün daha da çok bataklığa saplanan bir toplum olduğumuzu görmek mümkündür. 
Sahte belge düzenleyerek bir başkasının, ölü veya diri ayırt etmeksizin, başkalarının mallarını gaspetmeler, çocuk istismarları (istismara uğrayan çocuk yurt dışına kaçırıldı diye hapiste bekleyen zanlıların serbest kalması), Lefkoşa surlar içinde ‘trendy cafeler’ arka arkaya açılırken yan sokaklarda, yanıbaşlarında çocukların alınıp satılmaları, fuhuşun en üst düzeye çıktığını göre göre, bile bile, 3 maymunu oynayan yetkililerimiz (siyasiler ve polis) ve daha birçok değerleri yok eden yaşam tarzları ve yaşanan olaylar. En ufacık bir konu karşısında takınılan tavır ve duyarsızlık aslında hepimizin sorgulaması gerekenin önce kendimiz sonra toplumsal sorumluluklarımızdır diye düşünmekteyim. 
Kendi aynamıza, evimize, yurdumuza bakıp, küresel olarak nerede olduğumuzu, nereye doğru gittiğimizi sorgulasak keşke. Bütün bunlara sebep, küresel anlamda nüfusun %10’dan fazla olmayanların çıkarları için kurulmuş ekonomik yapı, kendi aralarında sürekli çıkar çatışmasında bulunan, sömürgeci hırslarını kontrol edemeyen, kendi çelişkileriyle baş edemeyen ve insanlığı kendi çıkarları uğruna hepimizin hergün görüp konuştuğu bizim aramızda dolaşan, o boş plastik şişeyi hiç teredütsüz arabanın penceresinden dışarı fırlatan, kendi çıkar hesapları dışında başka hesap yapamayan, başımızda olan o siyasilerin birlikte yeyip içtiği, birlikte çıkar sağladığı bireyleri YARATAN’ın aslında özü hiç kuşkusuz, insanlığı bataklığa doğru götürmeye devam eden kapitalizmdir.   
Daha önceki köşe yazılarımda sivil toplum örgütlerinden bahsederken çoğunluğunun küresel sistemin düdüklü tenceresi olduklarından bahsetmiştim. Bu düşüncem değişmedi (istisnaların ve çok iyi işler yapan yerel anlamda ve küresel anlamda bazı STÖ’lerin olduğundan bahsetmiştim). Bugün kendimizi, birleşik bir küresel tepki gerektiren küresel tehditlerle karşı karşıya olan bir dünyada buluyoruz. İnsanlığın ve STÖ’lerin önünde duran en acil görev bu tehditler karşısında dünya çapında milyonlarca insanı birleştirebilen yeni bir eylemci neslin oluşturulmasıdır. Bu da, bugün gelinen durum karşısında başkalarını suçlamak yerine, bireysel ve toplumsal anlamda kendi evimizde, yurdumuzda atacağımız adımlarla başlaması gerektiği anlamına gelmektedir…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar