Ortak Eylem Ortak Stratejik Platform ve Uluslarası Dayanışma
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Ortak Eylem Ortak Stratejik Platform ve Uluslarası Dayanışma

19 Ekim 2020 - 08:12

Bu topraklarda yaşayan tüm emekçi insanlara kucak açan, sınıfsal çıkarlar doğrultusunda, asgari düzeyde bile olsa, eylem için ortak stratejik platform oluşturmak, Türkiye ve Yunanistan’daki emekçi kitlelerle, Demokratik Kitle Örgütleriyle güçlü iletişim ve köprüler oluşturmak, dayanışma sağlamak, kalıcı barış ve gerçek demokrasinin kazanılması adına, ülkemizin hem kuzeyin’de, hem de güneyinde örgütlü ve ortak mücadele vermek, bugün için elzemdir diye düşünmekteyim.

 

‘Sol’ istediği kadar taktiksel hatalar hakkında, Türkiye’nin seçime müdahelesi hakkında,  46 Yıldır bu ülkenin insanı olan ama ısrarla ‘yerleşikler’ ‘Türkiyeliler’ olarak ötekileştirdikleri insanlar hakkında konuşarak seçimin sonucuyle ilgili sebepler arayabilirler, ama bana sorarsanız, ‘SOL’ önce uzun uzun aynada kendine bakması gerekmektedir. Bu seçimin sonucunun en büyük sorumlusu ‘SOL’un’ ta kendisidir.

Kusura bakmayın arakadaşlar ama teknolojideki ilerleme ve mevcut olan çeşitli sosyal ağ araçları, bir nedenin yerelden küresel ölçeğe hızla genişlemesini kolaylaştırmış olsada, bu araçlarla aslında sosyal değişimi teşvik etmek, veya toplumsal sorunların çözümü yolunda aktif katılımı artırmak, Kıbrıs sorununu çözmek, seçim kazanmak mümkün değildir. Olamaz. Internet (Çevrimiçi) aktivizm ''tembel''  veya “pasiftir” ve gerçek alan aktivizminin yerini hiçbir zaman almaz, alamaz. Uğruna mücadele verilen konularla ilgili bu yöntemlerle aktif olduğuna inanlar, aslında minimum çaba göstererek sonuç elde edebileceklerine inanıyorlarsa tekrar düşünmelerini öneririm.  

Bu seçim sonucunu İskele bölgesi’nin (Karpaz) belirlemiş olduğu gerçeği sanırım tartışma götürmez bir olgudur. Bundan yola çıkarak o bölgede yaşayan (ve Mağusa’da) insanlara saldırmak, onları aşağılamak, onları ötekileştirmek yapılabilecek çok büyük bir hata olur. Secim sonuçları açıklanmaya başladığı andan, bu çirkin saldırıların sosyal medyada yapılmaya başlanması üzücü ve utanç vericidir.  Sn Akıncı’ya ve SOL’a yapılan saldırıları tehditleri kınarken, iki tarafın’da çözüm karşıtlarının (sanki ortak haraket edercesine)d kişkirticı ve provoke edici girişimlerini kınarken kendilerine SOL, demokrat, insan hakları savunucuları, çözüm yanlıları diyenlerin yıllarca ötekileştirilen insanları hedef alamaları kabul edilemez. Yanlış ve hatalı olsalarda, kullanılmış olsalarda aslında yapmamız gereken onları hedef olarak gösterme değil, Arıklı ve sürekası’na onları örgütleme fırsatı verme değil, aksine onlarla birlikte ortak olması gereken mücadelemize birlikte sahip çıkmak olmalıdır. 

Üzülerek söylemeliyim ki 46 Yıldır bu topraklarda yaşamış, bu topraklarda doğup büyümüş insanları ötekileştirme, ‘onlar’ ve ‘biz’, Kıbrıslılar ve Türkiyeliler, Yerleşikler, Türkiyeli göçmenler, Türkiye kökenliler gibi tamamen çağdışı, ırkçı gerici yaklaşımların siyasetin bedeli ağır oldu ama iyi de oldu.

Sosyal medyada birbirlerinin arkalarını okşamadan ötemeye gidemeyen, beğenileri (LIKE) tıklayan, kalpcikler paylaşma’dan öteye gidemeyen ‘aktivistlerimiz’, bu yöntemlerle siyasi duygu ve inançlarını ifade etmekten tatmin olan, gerçek aktivisim’den kopuk ama ‘trendy’ kahve köşelerinde siyaset yapmayı, irade koymayı (veya iradesizlik sergilemeyi)  hobi haline getirmiş ‘çağdaş’, yeni nesil,  yeni düzen siyesetcilerimiz için belkide bu yenilgi hakkedilmiş ve doğru bir sonuçtu.

Belki bu sonuç, yeniden toparlanma’nın, örgütlenme’nin, strateji belirlemenin, gerekli değişim katalizörü olur.    

Ne inkar edeyim, sosyal medya’daki aktivizimle, beğenilerle, kalplerle kazanılmış (veya kazanılmaya çalışılan) bir seçim benim her zaman mideme oturmuş, beni rahatsız etmiştir.

Geleneksel ve geleneksel olmayan aktivizm biçimlerini tekrar tekrar değerlendişrme zamanı gelmiştir belki.  Sürdürülebilir değişim için, toplumsal ve çağdaş gelişim için birilerini ‘çok da rahatsız etmeden’ aktivizm olmaz, etkin protesto yapılamaz.  

Geleneksel protesto biçimlerine, nispeten iddiasız, sosyal açıdan ‘meşru’ ve ‘düşük riskli’ faaliyetlerle, kurumsal siyasete katılımla, kalıplar içinde kalarak aktivizm yöntemlerini sorgulama zamanı gelmiştir diye düşünmekteyim.

Bu tür aktivizimdeki katılımcılar, sosyal olarak ayrıcalıklı ve genelde ideolojik olarak ılımlı olan aktivistlerdir. Bir başka deyişle (Marksist deyimle) küçük burjuva aktivistleridir ve daha etkin ve riskli girişimlerden, kendi yaşam koşullarını, tarzlarını rahatsız etme riski taşıyan ‘alan aktivizimlerinden’ uzak durmaya çalışırlar.

Alınan seçim sonucu ilk beni de çok üzmüş olsada, bu seçimin sonucundan beklenmedik bir şekilde mutlu olmaya başladım. Bazen ileriye atılmak, ileriye gitmek için önce geriye gitmek gerekiyor derler ya, işte bu açıdan sonucu bir avantaja dönüştürmek gerekir diye düşünüyorum.

Barış ve çözüm, hak ve adalet, insan hakları savunucuları için (her 2 toplum için de bu geçerli) kaçırılmış fırsatları değerlendirme, sanki son nefesini veren iki toplumlu girişimleri tekrardan canlılandırma, STÖ’lerinin işbirliklerini teşvik etme, hiç gecikmeden kalıcı ve sürdürülebilir iki toplumlu ilişkiler için yeni strateji oluşturma zamanıdır. Bu topraklarda yaşayan tüm insanlara kucak açan, sınıfsal bakış açısıyle ortak asgari bir mücadele platformunu oluşturmak ‘SOL’ birlik için elzemdir diye düşünmekteyim.

Ülkemizin hem kuzeyin’de, hem de güneyinde örgütlü ve ortak mücadele vermenin yanında, Türkiye ve Yunanistan’daki emekçi kitlelerle, uluslararası Demokratik Kitle Örgütleriyle güçlü iletişim ve köprüler oluşturmak, dayanışma sağlamak, ülkemizde kalıcı barış ve gerçek demokrasinin kazanılması adına verilecek mücadele en acil görevimizdir ve bugün için elzemdir diye düşünmekteyim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar