Özgürlük, Demokrasi, Hak ve Adalet, Eşitlik ve Dayanışma için...
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Özgürlük, Demokrasi, Hak ve Adalet, Eşitlik ve Dayanışma için birlikte yürünecek yol uzun olur…

11 Kasım 2020 - 07:19

Aslında bu yazıyı 1 hafta önce köşe yazım olarak yazmıştım fakat henüz yayınlamamıştım.  Sosyal medya üzerinden örgütlenen “Demokrasi ve İrade Platformu” yürüyüşünün düzenlendiğini duyduğum’da belki yazıyı Yeni Bakış Gazetesinde köşemde yayınlamaya gerek kalmadı diye düşünmüştüm. Fakat tekrar düşündüğümde, bu konuları, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların sessizliğini, örgütlü mücadeleden uzak oluşlarının, ortak bir platform vizyonundan uzak oluşlarını tartışma tam da zamanıdır dedim (belki de geç bile kaldık diyebilirim). Yazımı baskıya verirken henüz Salı günün saat 18.00’de yer alması planlanmış yürüyüş gerçekleşmemişti. Yürüyüşün duyurusun’da, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve sonrasında yaşananlar için sokağa inileceğini duyuran Platform, halkı iradesine ve demokrasisine sahip çıkılması için çağırı yapıldığını açıkladı.

Bu yazıda benin vurgulamak istediğim, ortak çıkarlar ve değerler üzerine kurulması elzem olan BİRLİKTE YÜRÜNECEK UZUN YOLUN VE MÜCADELE’NİN PLATFORMU’DUR.  “Demokrasi ve İrade Platformu” çağrısı’nı yapanları, katılanları tabii ki tebrik eder ve desteklerim. Ama şunu da demeden geçemeyeceğim. Umarım İngiliz deyimiyle bu bir “Knee jerk reaction” (bir diğer deyimle “etkiye tepki”) olmaz.

İçinde bulunduğumuz krizler karşısında, hak ve adaleti, demokrasiyi ayaklar altına alanlara karşı çoğu insan, anlık eylemlerin önemli olduğu inancıyla hareket eder, tepki gösterir. Bir anlamda haklı görünsede bu davranış, bu tür düşünce ve eylemler ne yazık ki sadece tepki olmaktan öteye gidemez. Verilen mücadelelerin etkili ve kalıcı olması için, gerçek anlamda sosyal değişimin gerçekleşmesi için, hak ve adaletin, eşitliğin sağlanması için uzun nefesli bir mücadele, bir yolculuk gerektirse bile, tek yöntem,  böylesi bir mücadelede yer alması gereken herkesin, tüm DKÖ’lerinin (STÖ’ler ve sendikalar dahil) ortak bir platformda buluşup birlikte ve dayanışma içerisinde hareket etmelerini sağlamaktır.

Özellikle’de böylesi bir dönemde hem yurdumuzda hem de dünyada yaşanan olumsuzluklar karşısında, küresel çevre krizine sebep olanların karşısında, bölgesel savaşların ve savaş çığırtkanlığının her geçen gün arttığı  bir dönemde, her türlü doğal felaketin faturasının yoksul halkların sırtına yüklendiği böylesi bir dönemde, insan haklarının (kadın hakları, çocuk hakları, engelkli hakları dahil) sürekli ve her ülkede her alanda ihlal edildiği bu dönemde, süper zenginler ile dünyanın geri kalanı arasındaki uçurum her geçen gün arttığı bir dönemde (Credit Suisse Global Servet Raporu'na göre, dünyanın en zengin %1'i, dünya servetinin  %44'üne, dünyanın 2.153 milyarderi, gezegen nüfusunun yüzde 60'ını oluşturan 4,6 milyar insandan daha fazla servete sahip) demokratik kitle örgütlerin (sivil toplum örgütleri, sendikalar, toplumsal çıkarları ön planda tutabilen örgütler ve siyasi partilerin) sessizlikleri veya seslerinin cılız kalmaları veya sadece günübirlik tepki göstermeleri kabul edilemez.

Daha önceki yazılarımda da bu konuya değinmiştim ve usanmadan yılmadan da değinmeye devam edeceğim. Zaman örgütlü mücadele zamanıdır, örgütlü ve bilinçli aktivizm zamanı, en yüksek vede en küçük platformlardan haykırma, ses çıkarma zamanıdır. Sosyal medyanın de gerçek potansiyelini değerlendirerek ve kullanarak, ortak ve uzun bir yolculuk gerektiren mücadele platformunu inançla, bilimsellikle, farkındalıkla hareket etme zamanı her zamankinden daha da elzem olmuştur diye düşünmekteyim. 

Temeli her zaman sınıfsal olması gereken özgürlük, sosyal adalet ve eşitlik yolunda mücadelelerde, asgari düzeyde bile olsa dayanışma ve işbirliği olmalıdır. 

Bu toplum ve aslında tüm dünya halkları, gerçek anlamda örgütlü mücadelelere, hak, adalet ve özgürlükler yolunda yürüyecek  örgütlü aktivistlere, demokratik kitle örgütlerine ve etkin toplumsal değişime hamiledir. Örgütlü ve sınıfsal temelde oluşmuş hareketlerin ortaya çıkması için gerekli şartlar çoktan oluşmuş ve olgunlaşmıştır.

Ben diyorum ki, hak ve özgürlükler yolunda aktivist olduğunu, demokratik kitle örgütü olduğunu düşünen herkes, uzun uzun bir öz değerlendirme öz eleştiri yapsın, tekrar tekrar kendisinin ve örgütünün temel değer ve ilkelerini gözden geçirsin. Parçalara bölünmüş aktivizmle, biraraya gelemeyen örgütlerle, sosyal medyada ‘BEĞENİ’lerle yarınlar daha iyi olamaz, ne yurdumuzda nede küresel anlamda toplumların, halkların yaraları sarılamaz, mağduriyetleri giderilemez. Kişisel egoların tatmininden öteye gidemeyen tepkilerle, sözde mücadelelerle küresel değişim bir yana, toplumsal değişimi hiç gerçekleştiremeyiz. Zaman, toplumsal yaralara dahi melhem olamayan mücadeleleri, aktivizmi ve demokratik kitle örgütlerinin yapısal sorunlarını tekrar tekrar gözden geçirme zamanıdır.

Sonuç? Bugün en acil görevlerimiz arasında, ortak ve asgari düzeyde de olsa, buluşulabilecek bir program ve ortak bir vizyon temelinde toplumsal değişimi zorlayacak, bilimsel temelde hazırlanmış, eşitsizliğin, haksızlığın adaletsizliğin yoksulluğun ve genelde acımasız kapitalizmin kurbanı ve mağduru olan kitlelerin ortak çıkarlarını savunan, asgari de olsa bir program temelinde ortak ve BİRLİKTE YÜRÜNECEK UZUN YOL VE MÜCADELE PLATFORM’u   oluşturmaktır.

Böylesi bir platform için ilk yapılması gereken görevler arasında, küresel olarak ve özellikle de Türkiye, Yünanıstan ve İngiltere’deki DKÖ’leri, bu yolda yürüyebilecek STÖ’ler, sendikalar, barolar birliği, insan hakları dernekleri ve daha birçok örgütle sürdürülebilir ağlar ve istikrarlı bağlar oluşturarak küresel dayanışma yoluna girmektir.

Hiçbir ülkedeki demokratik kitle örgütleri ve aktivistleri, mücadele veren kitleler, kendilerini yalnız hissetmemelidirler. Birlikten ve dayanışmadan her zaman güç doğar. Bu bilinçle ve bu doğrultuda uzun yol yürümeye hazır olunmalıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar