STK'lar ne zaman 'Düdüklü Tencere' olur?
Hassan Vahib

Hassan Vahib

STK'lar ne zaman 'Düdüklü Tencere' olur?

29 Ekim 2019 - 11:00

Özgür ve aktif sivil toplumlar, sağlıklı bir katılımcı demokrasinin bir göstergesidir….mi????

Bu yazımda kısaca dünyadaki sivil toplum kuruluşlarının rolünden bahsedip, ülkemizdeki sivil toplum hareketlerine değinmek istiyorum. Uzun zamandır beni rahatsız eden bazı konulara değinmeye çalışacağım veya daha doğrusu çok daha derin bir sorunun aslında yüzeyini tırmalamaya çalışacağım.

Söyleyeceklerimi ve yazacakları kimse kişisel almasın ama eğer ki bir kişi, sivil toplum aktivistiyim diye iddia ediyorsa ve bir toplumun herhangi bir konu ile ilgili sorunlarıyla ilgilendiğini iddia ediyorsa bunun yarı yolu yoktur.  Sivil toplum aktivismi hobi değildir olmamalıdır.

Sivil toplum kuruluşlarının görevi, insan hakları, demokrasi, sağlık, çevre ve ekonomik haklar dahil (ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere), kitlelerin hak ve özgürlüklerini, taleplerini savunmaktadır. Demokrasilerde önemli kontrol ve kontrol dengeleri görevlerini üstlenmek, denetim mekanizmaları olarak hareket etmek, hükümeti ve devlet mekanizmalarını yürütmekle yetkili kurum ve kuruluşların icraatlarını kitleler adına denetlemek, değerlendirmek ve karar mekanizmalarını  etkilemeye çalışmak olmalıdır. En azından yani……

Bu nedenle, özgür ve aktif sivil toplumlar, sağlıklı bir katılımcı demokrasinin bir göstergesi olmaları gerekirken ve azınlığın çıkarları uğruna çoğunluğu ezen iktidarlara karşı mücadele vermeleri gerekirken, bu bahsettiğm sivil toplum kuruluşları iktidarla mücadeleye girebilecek enerjileri, kitle hareketlerini sivil toplum kuruluşları aracılığıyle ‘düdüklü tencere misali’ pasifize etme yoluna girdiler……

Sinsi, azgın ve acımasız kapitalizmin hakim olduğu dünyamızda sivil toplum örgütleri ger ekli hak ve özgürlükleri kazanmak ve bu doğrultuda değişimi getirmek yerine aslında kapitalizmin ‘düdüklü tenceresi’ haline gelmiştir de diyebilirik. Hak ve adaletin, insan haklarının ayaklar altına alındığı, varlıklılarla varlıksızlar arasındaki uçurumun her gün bir o kadar daha derinleştiği, acımasız ve çıkarlar üzerine başlatılmış bölgesel çatışma ve savaşların her gün daha da arttığı bir dünyada, işsizliğin, yoksulluğun, cinsiyet eşitsizliğinin, çocuk haklarının her geçen gün daha da çok arttığı dünyamızda sivil toplum örgütleri sanki misyon olarak ‘düdüklü tencere’ halini almışlardır.

Ne yazık ki ülkemizdeki sivil toplum örgütlerinin gelişmesi ve geldikleri nokta bence bundan ibarettir. Rejimin, statükonun devamı için, zaman zaman patlama noktasına gelen toplumsal tansiyonu ve baskıları ‘düdüklü tencere’ misali iktidar lehine rahatlatıp aslında iktidarın devamını sağlamaktadırlar. Tabii özel ve istisna konu ve durumlar için mücadele veren birkaç örgüt hedefimde değildir. Onlarla ilgili, anlamlı, kalıcı ve istkrarlı bir şekilde verdikleri bu mücadelelerden ilerideki yazılarımda ayrıca değineceğim.

Suzanna Arundhati Roy (Hint yazar ve savaş karşıtı eylemci) sivil toplum örgütleriyle ilgili şu sözünü sizinle paylaşmak da isterim. “Milyonlarnan (parasal anlamda) silahlanmış olan STK'lar dünyaya sızdı ve potansiyel devrimcileri maaşlı eylemcilere dönüştürdü, sanatçıları, aydınları ve film yapımcılarını finanse etti, onları radikal bir yüzleşmeden nazikçe uzaklaştırdılar. ”. Ne kadar doğru söylenmiş. İşte benim de anlatmak istediğim ‘düdüklü tencere’ dediğim bu….

Kıbrıs’ta bunun yansımasını görmek için en bariz örneği olan iki toplumlu sivil toplum örgütlerinin ve projelerinin akibetlerine bir bakmak yeter. Özelliklede, ‘REFERANDUM’ sonrası iki toplumu yakınlaştrması için ve olası yeni bir referandum’da her iki tar aftan da ‘EVET’ oyu çıkması için, AB ve diğer benzer ülkelerden (USAID, EEA - İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç gibi) STK’lara hibe yoluyla sağlanan mali destek programlarına bakarsak göreceğimiz,  bırak iki toplumun yakınlaşmasını, (sınırların açılmasıyle birbirleriyle daha yakın olma ve işbirliği fırsatları yakalamasına, iki toplumlu faaliyet ve projelerin artmasıyle çıkan fırsatlara rağmen) bu iki toplum birbirlerinden bir o kadar daha (referendum öncekindeki durumdan dahi öteye) uzaklaşmış durumdadırlar diyebiliriz sanırım.

Üzücü olan ne bilirmisiniz? O keskin ve şiddetle (ki ben hala o pozisyonda olduğumu iddia edenlerdenim) Kıbrıs’ta yaşayan tüm toplumların, tüm Kıbrıslıların insan hakları ve temel özgürlükleri, siyasi ve fırsatlar açısından eşitliğini savunanların büyük bir çoğunluğu, barış aktivistleri, ki AB raporlarında bile onlardan bahsedilirken ‘usual suspects’  (herzamanki şüpheliler) olarak behsedilir, onlar bile bu 2 toplumluluktan uzaklaşmış, iktidarı zorlayan düşünce ve aktivismi artık sosyal medya’da BEĞENDİ (‘Like’) TIK’layarak tatmin olmakla yentindiklerini görmektir. Ve hatta birçoğu ‘Sivil toplum paralı askerleri’ olarak anılsalar yanlış olmaz diye düşünürüm…… şimdilik bu kadar (kısacık ve sınırlı köşe yazımda aynı konulara tekrar tekrar döneceğimden hiç kuşkunuz olmasın)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar