Suçluyu Yanlış Yerde Arıyoruz
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Suçluyu Yanlış Yerde Arıyoruz

05 Aralık 2019 - 08:12

Entegrasyon yerine sürekli ötekileştirmeyi seçtik, halkların kardeşliği yerine, ayırımcılığı, ırkçılığı seçtik ve önyargılarmızla hareket ettik.  
Aradan 45 Yıl geçmesine rağmen ‘YERLEŞİKLER’ ‘YABANCILAR’ ‘TC KÖKENLİLER’ dediğimiz insanları halen daha ötekileştiriyorsak, konunun siyasi çekişme meselesi olmasına göz yumuyorsak ve yapıyorsak, kendi eksikliklerimizin, zayıflıklarımızın, hatalarımızın  ve beceriksizliklerimizin faturasını ‘yerleşik yabancılara’ kesmeye devam ediyorsak eğer, olduğumuz yerde saymaya, hatta geriye gitmeye mahkumuz demektir. 
Batı ekonomilerinde son yıllarda yanlış olan, yanlış giden her şey için, ‘göçmenler’, ‘yabancılar’, ‘beyaz tenli olmayanlar’ büyük günah keçileri haline gelmeye devam ediyor.
Kendi ülkemizde durum çok da farklı değil ne yazık ki. 1974’ten bu yana bu topraklara yerleşen insanlar yıllardır siyasilere, siyasi dalaşmalara malzeme olmuştur. Toplumu “bizler” ve “onlar” diye ve çoğu zaman da duygusal konu olarak ikiye bölmüştür. Ancak konunun gereken bilimsel incelemesinin, araştırmasının yapılmadığını düşünmekteyim. 
Eğer bu konuyu her zaman olduğu gibi olumsuz değil de olumlu anlamda ele almak istiyorsak (ben isteyenlerdenim), ve böyle de yapılması gerektiğini bir an olsun kabul etsek, sorunun duygusal yaklaşımlarla toplumu bölen değil, aksine toplumu güçlendiren birleştiren, gerçekte neler olduğuna dair bilimsel ve duygusal olmayan cevapları bulacağımızdan eminim. 
Böylesi konular doğru ve çağdaş bir yöntemle, evrensel insan hakları değerleriyle, sınıfsal bakış açısıyla, olumsuz ve duygusal değil, olumlu ve bilimsel yaklaşımla ele alınmadığı sürece, çok kolaylıkla konu milliyetci duyguları beslemeye, körüklemeye ve toplumu bölmeye, belli bir gurup insanı ötekileştirmeye, gettolaşmalarına devam edecektir. Zaten bu toplumun, bu konuda bölündüğünü, “yerleşikler” veya “TC kökenliler” vurgulamalarıyle ‘ötekileştirldiklerini’ gettolara konduklarını görmek mümkündür.  Sınıfsal açıdan verilmesi gereken mücadelenin, bu ‘ötekileştirilen’ insanları kucaklaması gereken mücadelenin vede bu mücadeleyi vermesi gerekenler ve verenler konuya duygusal ve ‘milliyetci’, ‘ırkçı’ temelde yaklaşıp bu insanları sağ partirein, milliyetçi ideolojinin saflarına terk etmektedirler. 
Böylesi bir politika anlayışında olan bizim ‘solcu’ arkadaşlarımız kendilerini bir şekilde şuna ikna etmişler. “Biz dünya vatandaşıyız, halkların kardeşliğini savunuyoruz, sol hareketi ve ideolojiyı kendimize rehber olarak aldık, aslında biz sosyalizmi benimsemiş insanlarız, bu yolda da siyasi mücadelemizi, iktidar mücadelemizi veriyoruz, tüm dünyada evrensel insan haklarını savunuruz”. AMA, ayni zamanda şunu da diyorlar. “kendi ülkemizde, TC’nin izlediği politika sonucu getirdiği, sürekli buralara yerleştirdiği insanları istemiyoruz, kabul etmeyeceğiz, var saymayacağız. ÇÜNKÜ, biz küçük bir adayız, nüfusumuz az nüfus aktarımı bizi yok eder”. 
İnsan hakları, bütün halkların kardeşliği, insanlığını, istisnasız olarak, bütün devletler tarafından tanınmanın ötesinde kabul görmektedir. Yani bu noktadan itibaren bütün insanlar özgür ve eşit olarak kabul edildiği anlamında. Bir diğer değimle “Irklarına, renklerine, cinsiyetlerine, dillerine, dinlerine, siyasi veya diğer görüşlerine, ulusal veya sosyal kökenlerine, mülklerine, doğumlarına veya diğer statülerine ilişkin hiçbir ayrım yapılmadan.” - Madde 2, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi
TC nin dünkü, bugünkü, yarınki politikalarına kızıp, reddedip, bu topraklara yerleşmiş ve hatta bu topraklardan başka yurt bilmeyen çocukları cezalandırma  da ne oluyor? Esas kabul edilemeyen budur. TC’nin izlediği politikalara karşı, kendi siyasi liderlerimizin, teslimiyetci, beceriksiz, omurgasız politikalarına karşı mücedele yerine, her fırsatta, onyıllardır buralara yerleşmiş insanları ‘ötekileştirme’, yaşanan her olumsuzluğu onların sırtına yükleme, sanki tüm Kıbrıs kökenli (var mı ki? O ayrı bir konu) olanlar, sütten çıkmış ak kaşık misali.
Şu gerçeği bir kere kabul etmek gerekir. 45 yıldır bu ülkede yaşayan, çoluk çocuk sahibi olan insanlara ve bu topraklardan başka yurt veya vatan bilmeyen çocuklara yabancı gözüyle bakmak, onları TC politikası yüzünden cezalandırmak, ötekileştirmek YANLIŞTIR, KONULARA SINIFSAL DEĞİL, MİLLİYETCİ bakış açısıyle bakmaktır, milliyetçiliğin en aşırı ve kötü huylu urlarından biri olan IRKÇILIĞI hortlatmaktadır. Sosyal demokrat diye geçinen birçok insanımız, sendikalarımız da bundan ötürü şuçludurlar.  Eğer Lefkoşa surlar içinde kahve yudumluyorsak bahsettiğin gettoları görmemiş olamayız, inşaat aşamasında olan sayısızca binalarada TC kökenli dediğimiz, yabancı dediğimiz insanların çaresizce ve çok kötü şartlarda çalıştırıldıklarını, iş kazalarında (cinayetlerinde) hayatlarını kaybettiklerini, yaralandıklarını görütüz okuruz duyarız, tıka basa bazı okullarda öğrenci nufusunu oluşturduklarını ve bu çocukların çok kötü şartlarda büyümeye çocukluklarını yaşamaya çalıştıklarını görürüz, duyarız, okuruz ama ne de olsa ‘bizden’ değil deyip geçeriz çok da umursamayız.... işte bahsettiğim sorun bu bahsettiğim ötekileştirme tamda budur.... sonra birileri onları oy potansiyel görüp siyasi arenaya çıkıp meclise girebiliyorsa, meclisin damına çıkabiliyorsa eğer, ve biryerleri taşlattırabiliyorsa ‘ötekileştirilmiş’ bu insanlara eğer, bunun sorumlusunu çok da uzaklarda aramamak gerekir diye düşünüyorum...
Toplumsal konu ve olayları değerlendirirken yaklaşımımız, sınıfsal bakış açısıyle olursa sanırım sonuç bireylerin çıkarları değil, toplumsal çıkarların ön planda olmasını sağlayacaktır.  Unutmayın ki ‘işçilerin vatanı yoktur ve bütün halklar kardeştir’ K. Marx
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar