Yeni Bakış Gazetesi emekçileri birilerinin kovanına çomak...
Hassan Vahib

Hassan Vahib

Yeni Bakış Gazetesi emekçileri birilerinin kovanına çomak sokmuş, birilerinin kuyruğuna basmış görünüyor

06 Haziran 2021 - 14:18 - Güncelleme: 07 Haziran 2021 - 10:28

Sedat Peker açıklamaları sonucu, KKTC'de 11 farklı suçun işlendiğine işaret eden açıklamalar sonucu, sessiz kalan, kılını bile kıpırdatmayan siyasi irade, savcılık ve polis'in, onurlu gazetecilerimizi, Yeni Bakış Gazete emekçilerini, tutuklama ve susturmak için zamanla yarışırcasına hareket etmelerini görmek manidardır.....

KKTC'de vatandaş olma yolundaki kapının 'önde' değil 'arkada' olduğu malum. Özet olarak, ülkemizde genelde KKTC'de vatandaşı olmak için birileri (genelde siyasi bağlantıları olan birileri) devreye sokulur (yani halk diliyle 'torpil' kullanılır) 'hatır, gönül ve çıkar hesapları sonucu, kriterleri yerine getirememiş birileri için bile vatandaşlık kapıları (arka kapı) açılmış olur, vatandaş yaptırılır.

Bunun böyle olduğunu sanırım Mısır’daki sağır sultan bile duymuştur, daha çok derine inmeye gerek yok. Buraya kadar sanırım hemfikiriz. 

Yeni Bakış Gazetesinde çalışan arkadaşlarımız elde ettikleri net bir kanıt sonunda (arka kapıdan vatandaşlık alınabileceği iddiasında bulunan ses kayıdı), kamu yararına olduğunu düşündükleri bu haberi, Yeni Bakış Gazetesinde yayınladıklarından dolayı tutuklanmışlar ve aleyhlerinde (KKTC polismiz tarafından), bu bahsi geçen ses kayıdında sesi geçen ve 10,000TL karşılığı vatandaşlık 'ayarlayabileceği' iddiasında bulunan şahsın, bu 'yasa dışı' görünen falliyetini ifşa etmenin aslında 'özel hayatın gizliliğini ifşa veya ihlal suçuna' denk geldiği 'nitelikli şekli, yani ses veya görüntülerin ifşa edilmesi suçunun' işlendiği yorumu yapılarak tutuklama ve yargı talebi bulunulmuştur.

Yani özü ses kayıdı sahibinin özel hayatıyle yakından uzaktan ilgili olmayan ama çok net 'kamu yararı ve ilgisi' olan bu vatandaşlık konusunun bu kadar yanlış yorumlanması ve ağır ceza mahkemesinde yargılanmaları istenmesi Polisin basit bir 'yarum' hatası olarak görülemez.

Bu konuda 'suç işlenmiş' görüşüne varan ve dava okuyan polis, vatandaşlık kurallarının suistimal edildiği, 'çete' usulü 'arka kapıdan' vatandaşlık düzenlendiği konusunu cesaretle ifşa eden gazetecileri, 'kamu yararı'değil, fakat "özel hayatın ifşa'sı" olduğu kanıtına varan polis veya polis yetkililerinin ciddi bir hataya imza attıklarını (veya alet olduklarını) iddia ediyorum.  

Bu 'hata' er veya geç ortaya çıkacaktır, bu 'hatanın' ve sebep olanların (böyle olması için emir verenlerin) ifşası kaçınılmazdır.

Bu hatanın ortaya çıkmasından sonra basın özgürlüğü ve kamu yararı konuları açısından sular daha berrak akacaktır diye düşünmekteyim.

AMA şunun da bilinmesi gerekir polisin 'hatası' ortaya çıktıktan sonra ve bu dava duruşmaya gitmeden çöktükten sonra "sorry" demekle polisin sadece bir 'yasanın yorumunda' hata yapmış olduğu kabul edilmeyecektir.

Olayın derinine bakılması ve incelenmesi için, insan hakları ve basın özgürlüğü prensipleri kıstas alınarak, polisin 'suç işlenmiş' yorumunu yapmasına neden olan, gazeteci arkadaşlarımızın ağır ceza mahkemesinde yargılanmalarını talep eden polis veya polislerin (veya 'emri' verenlerin), aslında 'polisin görevini kötüye kullanma' olduğu görünen seri olay ve kararların soruşturmasının takipçisi olacağız ve sorumluların ifşa edilmesini sağlayacağız.

Her ne kadar da farklı uluslarası mahkemelerde bu konular ‘ifade özgürlüğü’ ‘kamu yararı’ ve ‘özel hayata saygı’ konuları sürekli tartışılsada, bazı noktalar standart olarak kabul görmeye başlamıştır. 

Genelde mahkemeler potansiyel olarak medyayı kamu yararına bilgi yayınlamaktan caydıran kararları verme konusunda dikkatli davranırlar ve doğru dengeleri oluşturmaya çalışırlar. Yani, Avrupa Mahkemesi de dahil olmak üzere, birçok çağdaş veya gelişmiş ülkelerde mahkemeler, medyayı kamu yararına bilgi edinme ve paylaşma konusunda caydırmanın, demokrasi, basın özgürlüğü  ve insan hakları adına geri adım olacağını kabul ederek, mümkün olduğunca ‘özel hayat ve kamu yararı’ konularıyle ilgili davalarda medya aleyhine karar vermekten kaçınırlar. 

Özellikle de gelişmiş ülkelerdeki mahkemeler, kısıtlamaların yalnızca zararlı ifadeyi değil, aynı zamanda bir ‘yarı gölgeyi’ dahi engellediğini belirteceklerini düşünerek bunun vahim olabileceği düşüncesiyle hareket eder denge kurup karar verirler. Gazeteciler ve editörlerin ellerini kollarını bağlamayı, onları az bile da olsa kamu yararına görünecek konuları paylaşmalarında suçlu olarak görmeyi 2basın özgürlüğü’ adınan uygun görmezler. Bu doğrultuda bazı aşırılıkları bile, paylaşım sonucu bir miktar (özel hayata yönelik) zarara yol açabilecek olsalar bile, basını susturmaktansa, haberin yayınlanmasını sınırlamaktan ziyade, kamu yararı tolere etmenin daha iyi olması düşüncesindedirler.

Kaldı ki şu an söz konusu olan ‘ses kayıdı’ ve içeriği’nin ‘özel hayatla’ yakından uzaktan ilgisi olmadığı netdir ve içeriği itibariyle (vatandaşlık konusunun suistimal edilmesi) konu ile ilgili halkın bilgi edinme öğrenme hakkı vardır.

Özel hayatın gizliliği yasaları hiçbir zaman ifade özgürlüğünü kısıtlamak için kullanılmamalıdır. Genel olarak konuşursak, mahremiyet ve ifade özgürlüğü, kişinin kamu yararının ne olduğuna ilişkin  değerlendirmesine bağlıdır. Bu anlamda Yeni Bakış emekçilerinin tutuklanmasına neden olan ‘ses kayıdı’ içeriğine bakıldığı zaman ‘kamu yararı var mı yok mu’ sorusunun cevabıyle yine bireyler ve halk yüzleşmelidir diye düşünmekteyim.

Bu konudaki kendi görüşüm zaten net, basın arakadaşlarım birilerinin kovanına çomak sokmuş, birilerinin kuyruğuna basmış görünüyorlar. 

Hele hele Peker açıklamaları sonucu, KKTC'de 11 farklı suçun işlendiğine işaret eden açıklamalar sonucu, sessiz kalan siyasi irade, savcılık ve polis'in onurlu gazetecilerimizin tutuklanıp susturulmaları için zamanla yarışırcasına hareket etmelerini görmek manidardır.....

Hak ve adalet er veya geç tecelli edecektir…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar