ARDI ARKASI BİTMEYEN FELAKETLER VE KIBRIS 3.
Hüseyin Vedat Ağlamaz

Hüseyin Vedat Ağlamaz

ARDI ARKASI BİTMEYEN FELAKETLER VE KIBRIS 3.

18 Temmuz 2022 - 10:59

İklim krizine bağlı olarak dünyanın her tarafında devam eden ve ardı arkası kesilmeyen felaketler bir yana, maalesef bundan bihaber yaşayan yüz binlerce insan var bu ada yarısında. Dünyadaki gelişmeleri her disiplin açısından takip etmeyen bu galabalık maalesef kendi ülkesinin yaşadığı felaketin de farkında değildir.

Gelen Türk, giden Türk felsefesiyle dillerine doladıkları söylemleriyle taşınan yeni yerleşimcilerin sahip olduğu istila kültürü maalesef bu ada yarısının felaketi dorukta yaşamasına zemin hazırlamıştır. Gelen yeni yerleşimciler kendi ülkelerinin bu ülkeyle ilgili politikaları çerçevesinde yerleştirildiklerinden eski Kıbrıslılarla bir kültürel sentez de yaşamamıştır. Zaten 1950’li yıllardan beri getto hayatı yaşayan esas Kıbrıslılar yeni gettolarda barınan insanların tercihleriyle de kendi geleceklerini belirlemeleri ellerinden alınmıştır. Bu uygulama o kadar mükemmel işliyor ki… yerleşimcilerden biri veya birileri kazara buna karşı çıkacak olsalar, kendi ülkelerinin yetkilileri tarafından anında deport edilirler. Kaç kişi isterlerse olsunlar Türkiye’nin İŞGAL VE İSTİLA POLİTİKALARINA karşı çıkıldığı an toplu olarak anında yurt dışına çıkarılırlar. Pek tabi getto şeklinde de yerleştirildiklerinden bunu denetlenmesi ve kontrol altında tutulması da onlar için çok kolay olmaktadır.

Bu mental yapıyla hayatını sürdüren hiç kimse ne yaşadığı mekanına, ne mahallesine, ne köyüne, ne kasabasına, ne şehrine ne de ülkesine karşı bir aidiyet duygusuna sahip olamaz. Böyle olunca da yaşam serüveninde yaşadığı her şey eğreti hale geliyor. Ve bunlar şu aralar belki de milyonu geçmiş bir kitle durumundalar. İşte bu yüzden bu ülkenin nüfusu dillendirilirken defakto olarak değerlendiriliyor. Çünkü ortada Cenevre antlaşmasından dolayı bir de savaş suçu var. Kendi ülkesinde bile bundan daha kötü koşullarda yaşayan bu insanlar nasıl bu ülkenin doğasını, florasını, insanını ve de yasalarını içselleştirsin. Zaten 1974 savasından dolayı ne oldum delisi olan birde eski ganimetçi Kıbrıslılar var…

Durum böyle iken bu ülkede yaşanan felaketlerin aslında yaşanması gerçeği var. Çünkü yapı bu…  bu yapı böyle olduğu sürece ve bu ülke uluslar arası hukukun ukdesine girmedikçe ne denizimiz, ne ormanlarımız ne de bu ülkede yaşayan canlı hayat hayır yüzü görmeyecektir.

1974 yılından itibaren geriye doğru bir yolculuk yaparsanız felaketin boyutu konusunda dehşete kapılırsınız. Fabrikalardan tarım alanlarına, hali arazilerden vakıf mallarına, kıyılarımızdan ormanlarımıza kadar her şey yitip gitmiştir. Hem de büyük bir sorumsuzlukla. Bu aslında o kara parçasında yaşayan insanların önce dünyaya sonrada kendi ülkelerine karşı işledikleri bir ihanettir.

Afrikalıların çok muhteşem bir sözü vardır; “biz dünyayı atalarımızdan miras bulmadık. Çocuklarımızdan ödünç aldık” derler. Ama biz o insanların ilkel olduklarını söyleriz çoğu zaman.

Acaba ilkel olan kim?

Doğasına çevresine ve canlı hayata sahip çıkan Afrikalı mı? Yoksa her geçen gün daha da yüzsüzleşen, villacıklarında kurdukları sanal dünyalarıyla ülkesini başka ülkeye teslim eden sözde Türkçe konuşan Kıbrıslılar mı?

SİZ ZANNETMEYİN Kİ BU SANAL LÜKS İLELEBET SÜRECEK. CEHALETİ DORUKTA YAŞAYAN BU TOPLULUK BİREYLERİNDEN BİRİ MUTLAKA AMA MUTLAKA KAPINIZI SİZİN DE ÇALACAKTIR.

Gelen Türk giden Türk felsefesini en büyük temsilcisi olan Rauf Raif Denktaş’ın torununu Lefkoşa surlar içinde kimlerin bıçaklayarak öldürmeye çalıştığını unutmadınız sanırım…

Ve böyle bir topluluğun olduğu bu cennet diye nitelendirdiğimiz ülkenin bunun karşısında nasıl bir şansı olabilir ki…

Haftaya devam edecek.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar