Siyaset mi hekimlik mi? Ya da hekim siyasetçiler
Hüseyin Vedat Ağlamaz

Hüseyin Vedat Ağlamaz

Siyaset mi hekimlik mi? Ya da hekim siyasetçiler

06 Aralık 2021 - 10:31

Dünyanın en büyük yemini, doktorların yapmış olduğu yemindir. En büyük özelliği ise mesleklerinin dışında başka alanlara kaysalar bile bu yemin o kişiyi o alanda da bağlar. Hipokrat aynı zamanda ibni-i sina da dahil tıbbın üç öncüsünden biridir. Bağlar bağlamasına da acaba bizde durum nedir? İşte o yemin. Ve 12nci yüz yıla ait haç şeklinde bir orijinal Hipokrat metni ile birlikte.

Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak;

Yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma,

Hastanın sağlığına ve esenliğine her zaman öncelik vereceğime,

Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime,

İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime,

Görevimle hastam arasına; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime ,

Hastamın bana açtığı sırları, yaşamını yitirdikten sonra bile gizli tutacağıma,

Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma,

Hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime,

Mesleğimi bana öğretenlere, meslektaşlarıma ve öğrencilerime hak ettikleri saygıyı ve minnettarlığı göstereceğime,

Tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma,

Hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime,

Tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgilerimi, insan haklarını ve bireysel özgürlüklerini çiğnemek için kullanmayacağıma,

Kararlılıkla, özgürce ve onurum üzerine,

Ant içerim.”

Özellikle yazıma Hipokrat andıyla başlamak istememin nedeni 47 yıllık kuzey Kıbrıs siyasetinde doktorların en büyük rolü üstlenmesidir. Yukarıdaki ant’a baktığımızda ve doktorların büyük bir kısmının da siyasette olduğunu  düşündüğümüz de kuzey Kıbrıs denen bu yarım adanın, dünyanın en muhteşem ülkesi olması gerekmez miydi? Hele de içinde şu cümle varken “yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağım”. Bir doktor bunu rahatlıkla söyler ve aynı zamanda yerine getiri. Çünkü o alanla ilgili donanıma sahip olduktan sonra o cümleyi kullanır. Peki siyasette de başarılı olabilirler mi?

Mırıldanmalarınızı duyar gibiyim. “evet öyle olması gerekirdi” dediğinizi.

Öyle mi ya?

Pek tabi değildir. Neden?

Çünkü ülkemizdeki doktor hasta ilişkisi inanılmaz bir güven temelinde kurulmuş olduğundan. Hatta doktorun tıbbın dışında hastasına bulunduğu tavsiye bile mutlaktır. Bu bir kültür maalesef ve içinde zerre kadar sorgulama yok. Halbuki Kıbrıslılar o kadar da okumuş insanlar. Nasıl olur da bir doktorun söylediği her şey mutlak kabul edilebiliyor. Acaba Hipokrat’ın bu işte bir parmağı var mıdır? Doktorun size tavsiye ettikleriyle ilgili bir başkasının eleştirel telkini sizi şuna maruz bırakır. “eee bizim doktor dedi yahu. Sen doktordan daha iyi mi bilecen” hatta daha da ileri giderek size şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Buna başka bir doktor itiraz etse bile hasta ona da karşı çıkacak. Bu sefer medeni diye nitelendireceğimiz bir dille. “yani, söyledikleriniz doğru olabilir belki ama ben doktorumdan memnunum” derler. Bu da başka bir kültür. İçinde yüzde yüz biat ve sadakati barındıran.

İşte bu kültürdür bizi bu noktalara taşıyan. Ve doktorlarımızın hemen hemen tamamı da bunun farkındadırlar. Fakat az da olsa mesleğine sadakatle bağlı olan doktorlarımızı da tenzih ederek, çoğunluğun bunu suistimal ettiğini rahatlıkla görebiliriz.

İşte siyasi tarihimizde bu kadar çok doktorun yer almasının temel nedeni budur. Ve diğer bütün nedenler de bunun türevidir.

Hiçbir doktor siyasette başarılı olamaz. Hele de böyle bir kültürel yapını ortaya çıkardığı bir doktor siyasetçiyseniz asla ve asla başarılı olmanız mümkün değildir. Tabi burada dikkatinizi çekmek istediğim en önemli nokta biad ve sadakate bağlı bir doktor yaklaşımı, maalesef siyasetteki doktorun yapmış olduğu hatanın veya hataların da sorgulanmamasına neden olur. Bir ülkenin yönetilmesinde, yönetime aday olanların çok ciddi anlamda bir entelekyaya sahip olmaları gerekir. Kaldı ki doktorlarımız çok uzun eğitimleri sırasında (12-14 yıl) tamamen tıp mesleğine ve uzmanlığına yönelik konuları yüklendiğinden maalesef birçok disiplinden de mahrum kalırlar. Ekonomiden üretim ilişkilerine, felsefeden sanat tarihine, sosyolojiden etimolojiye ve daha birçok disiplinden bir haber olduklarından bu disiplinlerin gerekleriyle hareket etmek yerine çoğu zaman duygularıyla hareket ederler ve ciddi anlamda hem ülkelerine hem de ekonomiye zarar verirler.

Aslında doktorlar birer dogmatiktirler. Bunun nedeni de sadece tıbbi alanda sürekli kendilerini yetkinleştirmeleridir. Hatta bundan dolayı da çok ciddi anlamda duygusal problemler yaşarlar.

Düşünün 50 kişilik bir meclisiniz var ve bu 50 kişinin 20 si doktor. Hipokrat andına göre her şey düzgün ve güllük gülistanlık içerisinde gitmesi gerekirken bir doktor başbakan çıkıp başka bir etnik kimliğe sahip insanlara yakıt verilmemesini söyleyebiliyor. Üstelik andında hiçbir etnik kimliği gözetmeyeceğim diye yazarken.

Absürt dediğimiz şey bu olsa gerek.

Ha başka ülkelerde de mi böyle? Diye sorarsanız, kuzey Kıbrıs ve Türkiye hariç hiçbir ülkede böyle bir  şeyler yoktur. Veya şöyle demek daha doğru olur. Hasta doktor ilişkilerinin bu düzeyde olduğu ülkeler hariç.

Dünyanın en muhteşem andını bu durumlara düşürmeyin artık.

Siz doktorluk yapın, siyaset size göre bir alan asla olamaz.

Hele de böyle ne idüğü belirsiz ülkede.

Hoş neresinden bakarsanız bakın bu konu şu an yaşadıklarımızın yanında bir hiç olarak durur. Çok merak ediyorum, açlık ve sefalet kapının arkasında. Önümüzdeki altı ay içerisinde bunun çok ciddi yansımalarını göreceğiz. Hep birlikte. Hatta doktor vekillerimiz, bakanlarımız ve başbakanımızla.

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar