Açık hava hapishanesinden yazılar
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Açık hava hapishanesinden yazılar

06 Mayıs 2022 - 09:48

Ülkemi işgal eden güce bağlı polisi bana kurduğu bir komplo nedeniyle ülkemin diğer yarısı yabancı devlet olarak ilan edildiği için yarımız da bana kaçmamam için bu hapishaneden çıkışı yasağı getirdi,

İstesem de “Ada yarısından bir türlü çıkamıyorum, diğer yarımıza gidip haber yapmak istiyorum yapamıyorum, güneydeki köylülerim, gazeteci dostlarımı ve arkadaşlarımı ancak sosyal medya üzerinden görüyorum. Ve her seferinde içimde hafif bir burukluk oluşuyor.” İsyanım özgürlüğümün kısıtlanmasınadır.

İç sıkıntısı diye tarif edilen bu burukluk duygusuyla hayatıma kendi ülkemde yasak getirilmesine birçok faktör yol açabilir. Bu yüzden öncelikle ona eşlik eden duyguları ortadan kaldırmak gerekir.

Danışan: Ne yaparsam yapayım içimdeki sıkıntı geçmiyor. Eski neşem ve keyfim yok. Çevremdekilere de keyif vermiyorum, o nedenle kimseyle görüşmek, konuşmak istemiyorum. Yalnızlığa da mahkum edildim ben…

Sağolsun bizi özgürlüğe kavuşturan güç sayesinde ayağımıza takılan prangalar olabilir, zorla olmuyor, elimde değil, hiçbir şeyden eskisi gibi keyif alamıyorum. Mutsuz musun deseniz ona da cevap veremem, çünkü mutlu olup olmadığımı da bilmiyorum.

Malum bu rejimde mutluluktan uçanlar işte gözümüzün önünde ”Ankara uşakları, işbirlikçiler” varsın biz mutsuz olalım. Elbette bu durum ila nihayet devam etmeyecek ve kaygılarımızı yönetmeyi öğrendikçe hayattan keyif almaya başlayacak ve iç sıkıntısından kurtulacağım.

Böylelikle ya bu ada daha yaşanılabilir bir yere dönüşür ya da varoluşumuzun zayıflığına yönelik yakınmalarımız sürer gider...

***

Kurtarıcısı olduğu söylenen yapının yarattığı ve hiç değişmez sanılan kaderine acısına razı olmuş bir toplum içinde 40 yıldır önceleri kalemimle şimdilerde de bilgisayarın klavyesi ile yazıyorum.

Kulaklar sağır.

Görmüyorlar hiçbir şeyi.

Bıçak açmıyor ağızları.

Suskun insanlar,

Sokaklar çıkmaz.

Her köşe başında korku.

Eller kelepçeli sanki.

Bu adaya yazık.

Perişanlık sefalet diz boyu.

Sokaklar lüks arabalarla dolu,

Sokakta o kadar da işsiz ve aç insanlar.

Sanki bu şeherde en çok ben ağlıyorum.

Bu şeherde yaşamak zor.

Bu şeheden vazgeçmek de zor.

Bu şeherden kaçmak çok daha zor.

Bu yüzden çok sıcakta bile çok üşüyorum.

Çare çok uzak.

Yürekler soğuk.

Donmuş, taş düşmüş.

Bir şey yapamayacak kadar yorgunum.

Yoruldum bir çıkmazdayım adeta.

Anlaşılmamak kadar zor bir durum yok.

40 yıldır yazıyorum, yazıyorum ve 10 yıldır söylüyorum sadece.

Ama yine de devam ediyorum.

Nefes oluyor yazılar ve söylediklerim bana.

Yazmazsam söylemesem nefes alamam.

Ama her şeyi yazmıyor, yazamıyorum, söyleyemiyorum.

Aslında hem yazar hem söylerim.

Bir gazeteye yazdıklarım var bir de içimde yazabildiklerim.

Birikiyor içimdeki yazılar.

Biriktikçe birikiyor yazılar.

Yazmasam olmuyor.

Yazmalıyım, diyorum kendi kendime.

Sonra yazsam ne değişiyor diyorum bir an.

Gazete sayfalarında birikiyor yazdıklarım.

Bir de içimde var kimsenin görmediği.

Ben okuyorum sadece içimde yazdıklarımı.

İçimde yazdıklarım, gazetede yazdıklarımı TV’de söylediklerimi katlıyor.

Kızgınlığım bundandır.

Bundandır burukluğum.

Ama yine de kalemimi bırakmıyorum.

Kalemim benim onurum, vicdanımdır.

Budur benim umudum, sermayem.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar