Açtırma benim bayramlık ağzımı
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Açtırma benim bayramlık ağzımı

24 Ağustos 2018 - 08:53

Dünyanın en önemli fizikçisi ve bilim insanı Stephen Hawking'in makineleşme ve robot teknolojisinin sonuçlarını değerlendiren sözleri, dünyanın geleceği açısından son derece önemliydi. Hawking özetle, robotlar değil açgözlü insanlık dünyanın sonunu getirecek öngörüsünde bulunmuştu 2015 ekiminde.

Makineler, insanın ihtiyacı olan her şeyi üretirse bunu paylaştırmanın iki yoluna dikkat çekmişti Hawking: Ya bütün insanlık bu üretimi paylaşacak ve refahın keyfini sürecek ya da makine sahipleri bu paylaşıma karşı çıkacak ve insanlığın bir bölümü berbat bir yoksulluğa sürüklenecek. Hawking, bütün veriler doğrultusunda, 2. olasılığın kuvvetle muhtemel olduğuna işaret ediyordu. Bir çok gazeteci onun bu sözlerini "robotlardan değil kapitalizmden korkmalıyız" diye özetlediler.

 Eskiden komşusuna veya yakınlarına çok öfkelenen birisi karşısındakini adeta tehdit eder gibi “Bayramlık Ağzımı Açtırma!...” derlerdi. Bayramlık ağız sanıyorum pekte bana yakışır bir ağız değildi. Bugün de insanlar “Bayramlık Ağzımı Açtırma” demeyi bilmeseler de,bir gün yüz yüze bakmak zorunda kalır mıyız?” diyen de yok. Bayramlık olmasa da yakışmayacak ağız açmak moda sayılır.

Günlerin en müstesnasıymış bayramlar. Bu sebeple buradan meydanları boş sanıp atıp tutanlara bayramlık ağzımı açmak isterdim ama baktım ki yüreğim kıpır kıpır heyecan dolu…

Onların penceresinden bakıldığında; Ağzı olan konuşur, önüne gelen herkes, her yerde, her şeyi yazar ve istediğini istediği şekilde doğru veya yanlış fark etmez eleştirir. Kimsenin kimseye saygısı olmak zorunda değil, ne gerek var edep ve hayâya (!) Ee ne de olsa dünyada özgürlük ve demokrasi seviyesi en yüksek ülkeler arasında başı çekiyoruz. 

Hakkını vermek lazım. Böyle bir ülkede yaşıyorsak bezende laf olsun torba dolsun diyerek bol keseden atmalı… Neyse neyse bu konulara girmeyeceğim şimdi mevzu başka ben mevzuya döneyim.

Arife günü çarşı pazar ve mezarlıklar dolup taşardı ama bu bayram heyecanı  adeta duvara toslamış gibiydi. Sokaklar ve caddeler rengârenk halkımız bayram alışverişlerini yapmak için kentin merkezine doğru akmaya başlayacağını bekleyen bir çok insan bunu göremedi. Nedendir dereniz anamız çok derli bu aralar. 

Rekordan rekora koşan dolar, büyüyen cari açık ve enflasyon... Türkiye ekonomisi felakete sürükleniyor. Mesele sadece para politikası mı? Uzmanlar “mükemmel fırtına” koşullarının oluştuğunu belirtiyor. Bu fırtınaya ezilenler ve emekçiler olarak bizler direnemeyiz, zaten battık be ana daha da dibe vuruyoruz. 

Anamızın kuyruğunda maşrappa olmanın bedelini bizler Kıbrıs'ta çok daha ağır ödüyoruz. Sayın başbakan "KKTC" hükümeti olarak bu halkı koruyacak ne gibi tedbirler düşünüyorsunuz? Yoksa hala daha bakanlar kurulunda meseleyi tartışıyor musunuz? Sizler tartışmaya devam ederken bu millet de hepten yanacak bu ekonominin ağırlaşan şartlarında.          

Bugün yaşananlar karşısında insan ne diyeceğini bilemiyor! Dünyaca ünlü hırsızların önüne yatmalar, tonlarca çıkar, menfaat ve dolaşımdaki milyarlar… Sabahlar, akşamlar… Yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlıkta had yok, hesap yok! Boyut boyut, katman katman… Yemeler içmeler hat safhada… Büyük, çok büyük oynuyorlar. Ancak kirlenme ve çürüme içinde büyük ve büyük batacaklar.

Bu kaçınılmaz. Geçmişten ders çıkarmış, öyle küçük oynamakla büyük hesap, yüksek hedef yakalanamayacağını düşünmüş, hesap kitap bilen, çekirdekten yetişme kadrolar olsalar da bu bir yere kadar… Her şeyin bir sonu var… Çürümeyi durdurmak, kokuyu bastırıp hapsetmek mümkün olmuyor.

Kapatmak, örtmek, halının altına sürmek, yalana sarılmak, medyayı kullanmak, zorbalığı artırmak da bir yere kadar. İktidar, yasama, yürütme, yargı, medya, asker, polis de bir yere kadar… Vatan, millet, bayrak, ezan, yaygınlaşan din tüccarlığı bir yere kadar… Anlaşılan o ki, bulaşanlar için adeta şerbet oluyor, içtikçe içmek istiyorlar.

Gazetede okuyorsunuz, içiniz kapkara oluyor. Hiç böyle bir zaman görülmedi. Bir kumar   masasından, kerhaneden yayılıyor pis kokular. Nerede o namuslu halk? Çürüyeni görmemek, kokuyu duymamak mümkün değil. Bir bakıyorsunuz hırsızlık, rüşvet cinayet, taciz, tecavüz… Başınızı nereye çevirseniz gözünüze batıyor, ürperiyorsunuz, tüyleriniz diken diken… Mideniz bulanıyor, içinizden kusmak geliyor, burun direğiniz kırılıyor.

Anada ve yavruda çürüme derinleşerek yayılıyor;  aniden verilen bir talimatla, bazen bir sözle… Bazen kokmuş bir dilden dökülenin daha derinden geldiğini, beyinlerini ve yüreklerini kuşattığını, gözlerini kör ettiğini görüyorsunuz. Balık baştan kokar misali, çürüme baştan başlayıp, tüm vücuda, tüm uzuvlara sirayet etmiş bulunuyor. Bir yeri sarsan koku başka bir yerden, bir deliği kapatsan başka bir çatlaktan sızıveriyor. Neyse olacak olan olur ama işin esprisi bir yana gidişat iyi değil.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar