Ağlama değmez hayat o gözyaşlarına
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Ağlama değmez hayat o gözyaşlarına

13 Eylül 2020 - 07:16

‘Örgütlü yalan propaganda’ çarkının her bir dişlisinin tek görevi vardır, İnanmaya mecbur kılmak!  Zorunlu yalan, örgütlenince, inanmaya mecbur bırakmak zorundadır! ‘Örgütlü yalan’ın özgünlüğü de buradadır. Kendi başına bırakılmaz, inanıp inanmamak insanların tercihlerine, inisiyatiflerine bırakılmaz. Zorunlu olarak söylenmiş yalana inanılması da zorunlu olmalıdır!

İşte “Keskin sirke sendromu” yaşayan biri için tam bu noktada, yeniden iyice etkin olmaya başladı: 18 yıllık dönemde, Erdoğan zalim iktidarı, şimdi düşman ilan ettikleri eski müttefikleriyle o denli iç içe geçmiş, o denli müşterek yıkım projelerine imza atmıştı ki her zaman hatırdan çıkmayacak.

Bu günlerde vizyona konan son “mağduriyet ve gerginlik” stratejisinden Erdoğan’ı korumak olanaksızlaşmış görünüyor. Şimdi Erdoğan tek adam iktidarı “Keskin Sirke Sendromu” kapanına yakalanmıştır. Ya “mağduriyet ve gerginlik” stratejisinden vazgeçecek, ya da buna devam edecek ama “kendi kabına zarar verecektir”.

Öfke, aşırı hırs insana zarar verir. Zira kişi öfkeliyken mantıklı düşünemez ve mutlaka hata yapar. Evet, maalesef her şeyin fazlası kişiye ve etrafına ciddi hasarlar yapıyor. Şimdi tam da bunu yaşıyoruz. O yüzdendir ki, insan hayatında denge, istikrar çok önemli bir unsurdur.

Erdoğan diktatörlük rejimi oldum olası her sıkıştığı zaman “mağduriyet ve gerginlik” üzerine kurmuş olduğu siyasal strateji, artık kabak tadı verdi, Türkiye'yi çok yıpratmaya başladı.

Aslında, bir zamanlar “Hocaefendi Hazretleri’nin Cemaati” denilen, şimdilerde “Fethullah Gülen Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”, FETÖ/PDY ilan edilen Gülen Cemaati ile Erdoğan ittifakı, “Yetmez Ama ‘Evet’çilerin” koro halindeki tezahüratı ve ABD ile AB’nin dışarıdan verdikleri destekle, bu “mağduriyet/gerginlik stratejisini” uzun bir süre başarıyla uyguladı!

Ama bu strateji “evrensel” değil, “konjonktürel” bir nitelik taşıyordu, çökmeye mahkûmdu. Ve işte hepimizin gözleri önünde çöktü. Erdoğan her sıkıştığında birşeyler anlatarak ağlamaya da başlar ya artık onu ağlama da kurtaramayacak...

***

Karşılıklı restleşmelere siyaseti sahnede olan Doğu Akdeniz’de tansiyon düşmezken çözüme ilişkin belirsizlik sürüyor. Sürtüşmelere rağmen çözümün masada gerçekleşeceğine vurgu yapan uzmanlar, Türkiye’nin bölgede yalnız kaldığına dikkat çekiyorlar.

Doğu Akdeniz’deki anlaşmalara taraf aktörler gerilime büyük aktörler müdahale edip bir çıkış yolu bulur mu, yoksa onların birbirlerini yemeleri için daha da kışkırtırlar mı, bilemeyiz ama gidişat Türkiye-Yunanistan savaşına doğru bir yükseliş sergiliyor.

Bu gerilim, Türkiye’nin Rodos ve Meis adaları arasında kalan deniz bölgesine Oruç Reis adlı sismik araştırma gemisini savaş gemileri eşliğinde göndermesiyle başladı. Bu alanlar için NAVTEX (Denizcilere Duyuru) ilan edilmesi Yunanistan'da tepkiyle karşılandı ve şu ana kadar devam eden gerilimden dolayı tansiyon giderek yükseliyor.

***

Türkiye’nin bu hamlesinin altında yatan sebep, Yunanistan’ın Mısır’la yaptığı deniz yetkilerini belirleme anlaşması olarak gösteriliyor. Erdoğan için mevcut tek çözüm, bir yolunu bulup şu anda bölge bulunan ülkelerin çoğunu içeren Doğu Akdeniz'deki Gaz ve Enerji Forumu'na katılmaktır.

Ancak kapının onlara açık olması için Trablus'taki Hükümet ile imzalanan anlaşmayı resmen terk etmeleri gerekir. Bundan başka bir çözüm yolu yok. Çünkü Mısır, Yunanistan, İtalya, Kıbrıs ve İsrail anlaşmaları uluslararası hukuka uygundur ve hukuken bağlayıcıdır.” Ve geri adım atma niyetleri de görülmüyor.

 Aslında Erdoğan rejimi “uluslar arası hukuka uygun adım atmak” ile “dünyaya kafa tutmak” arasında tercih yapmak zor değildi belki, eğer siyasi iflası gözlerden uzak tutmak için gerilim siyasetine  tutunma mecburiyeti olmasaydı…

Yine de “dünyaya kafa tutma” siyasetine adeta  “can simidi” anlamı yükleyen Erdoğan doğu Akdeniz ve Libya’da  krizi daha ne kadar derinleştirebileceği, keza böylesi bir derinlikten Türkiye için nasıl bir çıkış imkanı olabileceği merak ediliyor.

Çünkü “büyük hayaller kuran” biri için kötü haber şu ki, artık sahada çok sayıda aktör var ve bu yüzden ufuktaki bataklık giderek daha görünür hale gelmekte…

Bu nedenle Erdoğan, sosyal ve ekonomik sorunlar karşısında kendini kurtarmak için bir fırsat istiyor ve bunun için Libya'da birtakım kazanımlar elde etmek zorunda. Bu yüzden Libya, Erdoğan'ın  içeride kendini kurtarması için son şansıdır.” Bu şansını kullanma fırsatı henüz mevcuttur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar