'Allah yok peygamber tatile çıktı'
Kazım Denizci

Kazım Denizci

'Allah yok peygamber tatile çıktı'

05 Temmuz 2020 - 07:55

Günümüzün en popüler konularından “Z kuşağı” üzerine hemen herkes bir şeyler konuşuyor, yazıyor, çiziyor. Arama motorlarına ‘Z’ devamında da ‘K’ yazdığınız andan itibaren; “Z kuşağı nedir?”  “Z kuşağının özellikleri nelerdir?”, “Z kuşağı neler yer, neler giyer?”, “Z kuşağı ne dinler?” diye devam eder. Aklı sıra konuya biraz çalıştıklarını düşünenler ise şöyle şeyler söyler:

Z kuşağı temsilcilerinin analitik ve hızlı düşünme metotlarının oldukça yüksek olduğunu belirtmek mümkündür. Ancak bütün bu özellikler bireysellikten öteye geçmemektedir. Takım çalışmalarına yatkın olmayan bu kuşağın kendilerine olan özgüvenleri yüksektir.

Bununla beraber ailelerinin onlara değişik baktıkları gerçeği üzerinde fikir sahibi olmaları çok yüksektir. Özgürlerdir, bağımsızdırlar ve onlar adına mümkün olmayan herhangi bir şey yoktur. Son derece iyimser olmalarının yanı sıra pek hırslı değiller. 21. yüzyılın ilk nesli olan Z kuşağının, teknolojinin ilerlemesi sebebiyle diğer kuşaklara göre daha uzun yaşamaları bekleniyor.”

***

Erdoğan diktatörlük rejiminde bütün haklar askıya alınırken, işçilere de özgür düşünme hakkı tanınmıyor. Mutlaka bir gün işçi ve halkların düşmanı bu soykırımcı sistem yenilecek, özgür gençlik ve özgür halk kazanacaktır. İstanbul’da özel bir şirkette işe başlayan Ercan Saldanli, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı takip ettiği için işten çıkarıldığını açıkladı. Demirtaş sosyal medyadan Saldanli'ye seslendi: "Sıkma canını güzel kardeşim. İş bulman için yardımcı olacağım..."

***

12 Eylül faşist Kenan Evren cuntası tarafından tutuklanan gençler zindanlarda acımasızca işkenceler gördüler. 12 Eylül darbecileri acılar içinde ölüp gittiler bu dünyadan. 15 -20 Temmuz darbecileri ise seçim yolu ile yönetime gelerek ayni işkencelere devam ediyor.

Bolu Cezaevi’nde tutulan Ömer Umut Karataş buraya geldiği günden beri sürekli ceza infaz kurumu memurlarının fiziksel şiddetine maruz kaldığı gerekçesiyle defalarca sesini duyurmak istedi. En son iki hafta önce yine darp edilen Karataş, annesi Nigar Karataş’ı aradı: “Anneciğim imdat… Sesimi duyurun…” Halkını yaşatmak için değil de öldürmek için çaba harcayan bir diktatöre boyun eğmek saflığın ötesinde bir durumdur sanırım. Ona karşı en şiddetli mücadele kaçınılmazdır.

***

Toplumsal mücadele yıllarında, İngiliz valisine, Rum fanatizmine boyun eğmeyen Kıbrıslıtürkler, yıllarca kendi kendine yetti, 15-20 Kıbrıs Lirası maaşla, ürettiğini tüketerek ayakta ve hayatta kalan bir toplumun geldiği nokta, kumarhane patronlarının yönettiği bir ülkede yaşamaya mahkum olmak. Boyun baş eğmek için değil başı dik tutmak içindir. Unutanlar hatırlasın.

Bu ada yarısında rejimin dayatmalarına karşı direnemeyenlere ve insanlığını unutanlara hatırlatmakta yarar vardır, İnsanlık dışı bu sistemle bütünleşenleri ve umutları yok ederek bu düzene koltuk değneği olan işbirlikçiler değil mi'dir savaşmanın önündeki engel?   İnsan kalmanın tek yolu, insanlık dışı bu sisteme karşı savaşmaktır. Karl Marx                                                                                                                                                                           

***

Bizi Diyarbakır Cezaevine götürdükleri zaman zorla küçük bir hücreye götürdüler. Tek battaniyenin olduğu soğuk bir odaya koydular. Tutuklandığımız dönem Mart ayıydı ve hava çok soğuktu. Kar yağmıştı ve koğuşun camları kırıktı. Isınmak için sırt sırta vererek yatıyorduk. Elbiselerimizi de almışlardı ve betonun üzerinde oturuyorduk. 6 ay o hücrede kaldık.

Diyarbakır’a geldiğimde ve cezaevinin yakınlarından geçtiğimde tüylerim diken diken oluyor” “Çok film izledim, İkinci Dünya Savaşı'na ve Naziler’e dair. Size samimiyetle söylüyorum, o kamplarda insanları aç bırakmışlar, yok etmişler ama Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar daha ağırdır. Pislik içindeki betonun üzerinde ısınmak için sırt sırta verirdik.

24 saat işkence vardı. Gardiyanların ellerindeki sopalarda ‘Allah yok Peygamber tatile çıktı’ yazardı. Lağım üzerinde yattık, 56 marş ezberlemiş olarak çıktım. Dışarı çıktıktan sonra aylarca akşamları marşları tekrarladım, tekrar girersem hiç olmazsa marşlar hazır olsun diye.” Ahmet Türk.

Ve ben Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan ve bu rejime yaranmak için yağcılık, yalakalık yapan, onursuzlu içinde hareket ederek Ersin Tatar, Derviş Eroğlu gibilerle resim çekme yarışı sergileyen Kürt kökenli kardeşlere artık acımıyorum. Acıyorsam sizin gibilere anam avradım olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar