Avrupa ülkesi liderlerinin ikiyüzlü davranışları
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Avrupa ülkesi liderlerinin ikiyüzlü davranışları

12 Temmuz 2020 - 07:52

Erdoğan tarafından yönetilen bu Türkiye’nin AB konusunda kırmızı çizgileri var mı? Bu konuyla ilgili kararı vermesi gereken yer AB’dir. Erdoğan diyor ki, biz sabırla dersimizi çalışıyoruz, süreci devam ettiriyoruz. AB kararı verdiği anda ona göre biz bu kararı uygulamaya devam ederiz dese de artık ona  hiç bir AB ülkesi inanmıyor, neden insansın ki.

Baksanıza, Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Akdeniz’de istikrar,  güvenlik ve Türkiye’nin rolü başlıklı genel kurul oturumunda çok şiddetli ve hararetli tartışmalar yaşanıyor. Tartışmak iyidir, kimseye zararı yoktur ama bu tartışmaların sonuçlarını hayata geçirmek gerektiğini de unutmayın.

Yapılan oturumdaki tartışmalarda Türkiye kadar, Türkiye’ye karşı “hoşgörülü” davranmakla suçlanan AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de hedefe alınarak ağır suçlamalara maruz kaldı. Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerinde açıklanması talep edilmekte ve  cevap vermesi istenmektedir.

AB dışişleri bakanlarının 13 Temmuz’da düzenleyecekleri bir özel Türkiye oturumundan hemen önce düzenlenen bu oturumda, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da yürüttüğü politikalar da sert dille eleştirilerek, Türkiye’yi “otoriter rejim” olarak tanımlayan parlamenterlerin çoğu Ankara ile katılım müzakerelerine derhal son verilmesi ve Türkiye’ye AB mali yardımlarının hemen kesilmesi çağrısında bulundular.

AP Türkiye raportörü, İspanyol parlamenter Nachos Sanchez-Amor, oturumda yaptığı konuşmada, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’la dayanışma içinde olduklarını belirterek Türkiye’nin Avrupa normlarına saygı duyması gerektiğini söyledi ve Türkiye'ye ‘Silah satmayı durdurun’ çağrıları yapıtı. Hristiyan Demokrat Grup lideri, Alman parlamenter Manfred Weber de Türkiye ile üyelik müzakerelerine artık yeter deyip son verilmesini ve yeni bir ortaklık kurulmasını istedi.

Liberal eğilimli “Renew” grubu adına konuşan Fransız parlamenter Nathalie Loiseau daTürkiye’nin “Avrupa değerlerine sırtını döndüğünü ve düşmanca davrandığını” belirterek Josep Borrell’den Türkiye konusunda “diplomatik değil, sağlam durmasını beklediklerini” ifade etti.

Komünist Grup (GUE) adına söz alan Alman parlamenter Özlem Demirel de “Türkiye’yi madem eleştiriyorsunuz, haklısınız ama o halde Türkiye’ye silah satmayı durdurun” çağrısında bulundu. Ama Özlem Demirel de biliyor ki para çok tatlıdır ve AB ülkeleri bu çağrıya kulak vermez.

Oturumda Türkiye’yi “Nazi rejimine” benzeten konuşmalar da dile getirilerek “Kimlik ve Demokrasi” (ID) grubu adına söz alan Fransız parlamenter Thierry Mariani, Türkiye’ye karşı etkisiz kalmakla suçladığı Josep Borrell’e “Tarihte Edouard Daladier ve Richard Chamberlain gibi anılmayın” şeklinde uyardı.

İkinci Dünya Savaşı başlarken Fransa ve Birleşik Krallık’ta Başbakanlık yapmakta olan Daladier ve Chamberlain, Nazi rejimine karşı etkisiz kalmakla suçlanmışlardı. Bu suçlamalarında haksız mılar?

Sosyal Demokrat Grup üyesi Kıbrıslı parlamenter Costas Mavrides de, Almanya’nın Türkiye’ye silah satmaya devam etmesini eleştirerek, Türkiye’nin bu silahları “Avrupa değerlerine karşı kullanacağını” söyledi.

Avrupa Birliği ve diğer kurumları AB ülkelerinin Türkiye'ye sattıkları silah, mühimmat ve diğer araç gereçleri başta Kürt halkına karşı kullandığını bilmiyorlar ama bildikleri halde silah satışına devam etmektedirler. Avrupa ülkesi liderlerinin İkiyüzlü davranışları ve Erdoğan rejimine karşı gösterilen bu toleranslar çıkarları gereği ortaya konmuyor mu?

Sonuç olarak Sovyet sisteminin dağılmasıyla sona eren soğuk savaş döneminin ardından dünyada demokrasinin yükselmesi beklenirken işlerin tam tersine gelişmesi oldukça ilginç bir durumu yansıtıyor. Demek ki Sovyet sistemi, batılı ülkelerin demokrasiden uzaklaşmaması için bir sigorta görevi görüyormuş.

Türkiye’nin son on yılda dış politika, insan hak ve özgürlükleri ve demokrasi alanında yaşadığı büyük kayıplar çok önemlidir. Bunun ekonomideki yansımalarını başta TL'nin büyük değer kaybetmesi olmak üzere çeşitli göstergelerde görmek mümkün.

Bugün Türkiye ile birlikte ekonomileri kırılgan olan beşli grubunda bulunan Güney Afrika’da Brezilya, Endonezya ve Hindistan’da ekonomilerinin altında bulunuyor. Bu ülkelerin hepsi demokrasi endeksinde Türkiye’nin çok üzerinde yer alıyor.

Erdoğansız bir Türkiye’nin her alanda yapısal reformlara hukukun üstünlüğü, parlamenter sisteme dönüş ve eğitimin yalnızca bilimsel temellere dayalı hale getirilmesiyle işe başlaması, ekonomisini de iyileştirmesinin temelini oluşturacak gibi görünüyor. Ne dersiniz?

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar