Barışı savunmak ne zamandan beri suç oldu?
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Barışı savunmak ne zamandan beri suç oldu?

21 Eylül 2020 - 07:26

Tarafı olmaktan onur duyduğumuz, barışın, ezilen halkların kardeşliğini, dünya işçi sınıfının kardeşliğini,  her dinden ve inançtan olanların, kadınların, çocukların, tüm ötekilerin iletişim ve haber alma hakkını korkmadan yazıp söylemeye devam edeceğim.  

 

Bu gün buradayım ve hep burada olamaya devam etmek niyetindeyim ancak her hangi bir şey olurda görüş ve düşüncelerimi ortaya koymaktan alıkonulur burada engellenirim duracak değilim, kendimizin  yaratacağı yeni mecralarda daha yüksek seslerle bağırarak çığlığımızı duyurabildiğimiz uzaklığa kadar haykıracağız.

ANLAŞILDI MI???

***

Kenan Evren cuntasının gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesinin kırkıncı yılı geçip gitti ve kırk birinci darbe yılına girildi. Kuşkusuz 12 Eylül faşist darbesi sıradan bir askeri saldırı değildi. Ordu dışında tüm devlet kurumlarını yıktı ve yeniden bir devlet yapılandırdı. Şeriata dayalı din devletine zemin hazırladı..

Bu temelde de Kenan Evren cuntasının zihniyet ve siyasetine göre yeni bir toplum şekillendirme projesi hayata geçirildi. Şimdi herkes geçen kırk yıllık süreçte devlet ve toplumda yaşanan değişiklikleri tartışıyor. 12 Eylül cuntasının nasıl bir devlet ve toplum şekillendirmiş olduğunu anlamaya çalışıyor. Hala daha anlamadılar!

***

Fakat tartışmalar dar ve sığdır. Zamanında 12 Eylül faşist-askeri darbesini yeterince anlayamayan ve yeterli bir devrimci-demokratik duruş geliştiremeyen zihniyet, şimdi de söz konusu darbenin ortaya çıkardığı devlet ve toplumu yeterince anlayamamaktadır.

İşte Türkiye'de darbe sürecinden sonra ortaya çıkan devlet modeli,Türkiye İslam cumhuriyeti devleti adım adım örgütlendi, kendi ideolojilerine uygun model hayata geçirildi, artık ordu, jandarma ellerinde, özel silahlı milis kuvvetlerine de sahip oldular.

Biliyorsunuz, 10 bin kişilik “polis olmayan ama polis gibi silah taşıyabilen” bir paramiliter ordu da kurdular ya, bunlar şimdilik üniversitelerdeki kafalarına göre aykırı buldukları çocukları dövmekle işe başladılar, ardından yaptıkları tecavüz olayları ve sonra elbette başka görevleri de olur...

***

Böyle totaliter, diktatörlük rejimleri her zaman “rejim muhafızlarına” ihtiyaç duyarlar, AK gençlik ve ülkü ocaklarından çıkma özel eğitimli bu 10 bin kişilik paramiliter ordu da ve her geçen gün sayılarını artıran Erdoğan’ın rejim muhafızları hayata geçirildi. Bu rejimi yıkmanın seçim yolu ile mümkün atı var mı? Buyursunlar ve oluşan bu acımasız rejimi HDP olmadan seçim yolu ile yıksınlar...

Kolay mı? Elbette kolay değil, yapılması gereken, Erdoğan- Bahçeli faşist savaş bloğuna karı olan tüm siyasi güçlerin tek bir madde altında güçlerini birleştirmeleridir. Barış ve demokrasi bloğu bana göre Türkiye halklarının tek çıkış, kurtuluş yoludur...

***

Türkiye İslam cumhuriyetinin Kıbrıs'ın kuzeyine yansımalarına bakacak olursak, bireysel özgürlüklerin, toplumun mutluluğunu ve refahını sağlamak gerekçesiyle devlet eliyle ortadan kaldırıldığı ya da sınırlandığı totaliter rejimle birlikte artan kadın cinayetleri, çocuklara tecavüzler, ranta dayalı çıkar gruplarını oluşması ve daha toplum bünyesinin kaldırmadığı birçok ahlaksızlıklar ithal ediliyor, Anavatanınızdan "KKTC"ye...

Kıbrıs'ın kuzeyinde de artık bir çok siyasi parti, dernek ve devlet kadrolarında, kamu kurumlarında egemenliklerini kurmuş durumdadırlar. Dertleri toplumu yeniden dizayn etmek, toplum mühendisliği yapmak. Kafalarındaki İslamcı hayat tarzını burada da gerekirse faşizan yöntemleri de kullanmaktan hiç ihmal etmeden dayatmak.

***

Başka hayat biçimlerine bu toplumda yer olmadığının mesajını vermek, herkesin kendine çekidüzen vermesini sağlamak. Erdoğan rejimine hizmet eden bizim kuklalar yapılanları şimdilik önemsiz görüyor olabilirler ama, uygulanmasında sorunlar olacağı en başından belli ama her adım, bir sonraki adımın hazırlayıcısıdır, bunu akılda tutmak gerek. Bütün dertleri budur...

Keser döner sap döner anlayışı ile hareket ettiler ve gün geldi çattı, "Barış Pınarı desek de akan su değil kandır" demişti, Akıncı' ve yer yerinden oynadı.   KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye'de Erdoğan tarafından tepkiye neden olan ve "1974'te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı diyerek şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır." demişti.

Barışı savunmak ne zamandan beri suç oldu? Barışı dünyada ve yaşadığın öz yurdunda savunmak elbette onur verici bir durumdur, ama savaştan beslenenler şimdi bunun  faturasının ödenmesini istiyor. Yani seçim yolu ile barışı savunan Akıncı'nın devrilmesi için aklınıza gelen, gelmeyen ne varsa devreye koydu, başarabilecek mi? doğrusu başaramaması bana göre mucize olur. Nedenlerini de başka bir yazıya bırakalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar