Ben olsam yerin dibine batarım…
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Ben olsam yerin dibine batarım…

21 Ekim 2021 - 10:24

Yeni bir yapı bir (Küçük Türkiye) biçimlendiriliyor bölünmüş yurdumun üzerinde bir de patlak lamba ideolojisi örgütleniyor muhalefetin dalgın bakışları arasında. Peki bu uygulamaya konan Erdoğan projesi başarıya ulaşabilecek mi?

Toplumlar üzerinde inşa edilen yeni bir bölünme, yeni bir karşıtlık biçimi, kin ve nefret tohumları ekiliyor. Politik, ideolojik sahneye, çatışmalara, zorluklara, gündelik hayata, ve alışkanlıklara büyük ölçüde aynı benzer ikilik hükmediyor artık. Nereye kadar hükmedecek?

Nerede olursak olalım sevinçle, şükran duygularıyla içimizi ferahlatan hediyeler de, kahrederek şahit olduğumuz melanetler de aynı kamplaşmadan çıkıyor. Hasretle yolunu gözlediklerimiz kadar, iğrenmeden bakamadığımız rezillikler de oradan…

Zulüm ve adaletsizliğin en kaba biçimleri, türlü eziyetleri sadece izlemekle yetinen bir insanlık durumu biraz da bu zemin sayesinde mümkün oluyor. Çirkin bir taş kalplilikle yüzsüzlük karışımı bir şey yayılıyor ülkemin yüzeyine, bir zehir.

Diğer yandan kalbimize işleyen keder, duyduğumuz öfke iyice dayanılmaz olduğunda, birden bir mucize gerçekleşiyor ve insana duyduğumuz inanç ve umut yükseliyor yeniden. Bir kez daha…                         

Belli bir ideoloji örgütlenmesine göre bunu bir kamplaşma olarak adlandırmakta sakınca yok artık: Utanç duygusunu kaybetmiş olanlarla geri kalanlar, ülkemin bütün utancını üstlenmeye kalkışanlar olarak bölünmek, parçalanmak uğruna egolarını tatmin edenler.

Bir alçaklık, pis bir kötülük ortaya çıktığında, henüz anlayamadan dehşetle sarsıldığımız, ille de içimizden en korunmasız ve yalnız olanlara yönelmiş bayağı bir vahşetle karşılaştığımızda, tecavüz darp ve gasp ya da çoluk çocuk binlerce insana zulmedildiğinde; katil ve zalimlerle aynı safa dizilen sizler.

Duyarsız, tepkisiz, kayıtsız ve suskun kalanlar, çirkin bir hesap kitap derdine düşenler bir yanda, hiç tereddüt etmeden ve derhal korkusuz ve cesaretle yürüyor üstüne celladımızın “Hepimiz Kıbrıslıyız” “Hepimiz insanız” diyerek sokaklara fırlayanlar diğer yanda korku değil yeni bir umut yaratma derdinde.

Yurdumun getirildiği bu hazin durum içinde bir de böyle yarılıyor işte: Bizi insanlığımızdan mahrum etmek isteyen bir kokuşmuş düzene, hayata razı eden, onun faillerine teşhirci bir arsızlıkla, göstere göstere itaat eden, dahası onlar gibi olmak isteyenlerle, bu rezilliği katlanılmaz.

 Kalmışsa namus ve şeref bundan sonra ektiklerini de biçerek bulan, orada barınamayan, kendini aşağılanmış ve onuru kırılmış hisseden ve hiç olmazsa yüzünü kaybetmek istemeyenler olarak.

Utanmak, yüzü kızarmaz çünkü yüzü olmaktır bir anlamda. Bu bakımdan bizi öteki insanlara, demek kendimize inanmaktan alıkoyan bir kuvveti vardır utanç kaybının. Utanma kapasitesi bir erdem sayılmalıdır, belki de.

Utanç ve suçluluk tecrübe edilmeleri bakımından karşıt duygular gibi görülse de, aralarındaki fark çoğu zaman belirsiz kalır.  Suçluluk esasen üst-ben (süper-ego; ruhsal aygıtın yasak ve tabu mercii), utanç ise ben-ideali (başarısızlık ve yetersizlik ölçütlerinin vücut bulduğu ruhsal kerte) ile ilişkilidir.

O halde denebilir ki, bir yasağın çiğnenmesi ve ihlali suçluluk duygusuna, benliğimizin en iç çekirdeğinin ötekinin bakışına maruz kalması ise utanca yol açar.

Suçluluk içselleştirilmiş bir norma uygun olarak yaşama başarısızlığından kaynaklanır. Utanç ise dışsal bir norma göre başarısız ve yetersiz olmakla ilgilidir. O idipus, kendine ilişkin hakikati keşfettikten sonra, bu yüzden oyar gözlerini: Kendini cezalandırma eylemi değildir bu, tam aksine, Ötekinin dayanılmaz bakışından kurtulmak istemiştir.

Demek ki kendimi, ancak kendimdeki, içimdeki bir olay yüzünden utandığım ölçüde bir özne olarak var ederim. Kendimde, toplumsal/simgesel düzene “huzur” dolu ve “sorunsuzca” gömülü duran varoluşumu sarsan, rahatsız eden bir fazlalıkla karşılaştığımda utanırım. Yerin dibine batarım…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar