Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?

28 Haziran 2020 - 08:00

İstila, işgal, soykırım ve asimilasyon uygulamaya alışkın olan devletlerde bu alışkanlık haline alır ve sürekli olarak ayni uygulamalarını devam ettirmeye çalışırlar. Dünyaya tehdit ve şantaj yapmaları da alışkanlık haline gelir ve işgal alışkanlığı olan devletler halkların tehlikeden tehlikeye sürükler.

Tarih öncesinden bir eylem, bir alışkanlık hatta bir davranış biçimi diyelim, süregeldi günümüze kadar. Bir istilacı sınırlarında yaptığını yapar, gücü yettiğince tekrarlar. Sonra bir başka yere gitti mi, yani istilasını oraya da taşıdı mı, yine tekrarlar.

Çünkü diktatörlerin yaptıkları alışkanlık haline gelir, bir türlü vazgeçemezler, bağışıklık kazanırlar.          Bu hastalığa muzdarip olanların her hareketleri bir ahlak sorunu yarattığı gibi psikoloji sorun da yaratır, her davranışları bir sorumluluk sahibi olmadıklarını ve egolarını tatmin etme durumu ortaya dökülür.

Zalimleri, barbarlıkları ile de acı çektirme hafızası biriktirirler, onların yaptıklarına karşı isyan edenler ise direnme refleksi ve mücadele etme ihtiyacına bürünürler. acılarına işkencelerine katlanmaz bir dünya ama, çok çalışmayı mecbur kılar.

Türkiye'nin sınırları dışında başka birkaç ülkeye ve başka bir yaşamlara uçaklı, bol bombalı, bol zafer haberli, bol öldürmeli, acımasızlık marifetli bir saldırı gerçekleştirmekten başka çareleri kalmamış gibi sürü toplumunu da inandırmaktadırlar. Zeytin ve ya barış, hem de anlamına yakışır şekilde büyüyen ve meyve veren bir ağaç ismiyle.

Zeytinin dalı ile barış getirme saçmalığı bir silah oldu ve insanları diri diri yakmaya kadar götürüldü. Yolu uzun bu katliamlar her gün yeni ama amacına uygun adımlarla koşarcasına ilerletiliyor. Yeni yaşama başlayan herkesin sonu olmaya devam ediyor. Bu kandan beslenen barbarların tutumları.

Kıbrıs, diyorum, Irak diyorum, Libya diyorum ve Efrîn diyorum, zeytin diyorum, barış ve yeniden hayatın inşası diyorum. Oysa haber bültenleri göç, intihar, gasp, cinayet, tecavüz, kayıp, yakılan, zindan bir hayat diyor. Böyle bir dünyada böylesi gündelik yaşam hayat diye yutturuluyor.

Tabi uluslararası platformlarda saklanan emeller, arzular, gerçekler ve menfaatleri icabı sohbetlerinde de ara sıra gündeme geliyor. Oraya biz gidemeyiz, göremeyiz,duyamayız, oralardan esirgeriz kendimizi. Bugün olana itiraz, yarın gelecek olan zaferin ayak sesi olabilir. Adımların da bir umudu var, varmak istediği yolların yolcusu olur. Biz varmasak da varacaklar var o güzel limanlara...

***

PCR testi Türkiye'den gelecek olanlara ücretsiz, güneye geçmek isteyen vatandaşlarımıza 300 TL... Kıbrıslı Türk olmanın cezası! Kime vatandaş, kime yabancı muamelesi yapıldığını anladınız mı?                                Bu hukuk tanımazlık, bu vicdansızlık karşısında insan ne diyeceğini bilemiyor. UBP- HP koalisyon hükümetinin yoğun eleştirilere hedef olmasının ve muhalefeti ve sivil topluk kuruluşlarını dikkate almamasının ve başına buyruk akıl almaz uygulamalarının arkasında ne var?

Ülkedeki tahribat büyük. Ciddi sorunlarımız var. Bu sorunların üstesinden gelmek için toplumsal birlikteliğe ve bu birlikteliği daha da güçlendirecek siyaset anlayışına ve kadroya ihtiyaç var. Bu konuda ne diyorsunuz?

Kurtarıcı olarak görülen işgalci güçten Demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi en temel değerleri istemenin, bunlar için mücadele etmenin bile tuhaf karşılanacağı bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü toplumun önemli bir kesiminde bu salgın günlerinden nasıl çıkacağız,  şimdilik bir vaka yok ama olacak mı, uçuşlar da başlıyor, ya olursa ne yapacağız?

Üretimden kopartılan bu toplum yurt dışından almaya mecbur olduğu temel ihtiyaçlarımızı nasıl karşılayacağız, bu pahalılıkta nasıl geçineceğiz endişesi bu kadar yoğunken demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi değerlerin yokluğundan bahsetmek gerçekten de tuhaf kaçıyor.

Hiçbir şey yapamıyorsak bile bari sesimizi yükseltelim, bu haksızlığa ortak olmadığımızı, kabul etmediğimizi haykıralım. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı; kime, nasıl bir çağrı yapacağımı, emek sömürüsünü, hakkı, hukuku, adaleti, barışı, özgürlüğü ve kendi yurdunda insan gibi yaşam hakkını kime hatırlatacağımı bilemediğim için yazımı burada bitiriyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar