BUZ DAĞINI GÖRÜNEN KISMI
Kazım Denizci

Kazım Denizci

BUZ DAĞINI GÖRÜNEN KISMI

28 Ekim 2019 - 10:34

Vakit yokluğundan değil, yazmayı beceremediğimden de değil, konular hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığımdan da değil. Korktuğumdan da değil. Yazdığım şey ne kadar cesur görünürse görünsün, içimden geçenin yazıldığı köşelerde varım ben. Ezilen, horlanan işçilerin, savaş kurbanlarının, hakkı yenen tüm emekçilerin, suçlu isem suçlu olayım hiç önemli değil.

Beni memleketimin dışında olanla da ilgilendiriyor, başkalarını ilgilendirmese de, hele hele de Türkiye'de  yaşanan zulüm barbarlık ve vahşetler, işçilerin coplanması, Anne Babalara yapılanlar öyle bir ilgilendiriyor ki orada olup bitenleri haykırmak isterdim bağıra bağıra.

Erdoğan zulmüne uğrayan herkese üzüldüğümü söyleyebilmek isterdim. Barış diyebilmek isterdim, demokrasi, sevgi, hak, hukuk, adalet, özgürlük, eşitlik diyebilmek isterdim. Biri olmadan, öbürleri de olmuyor ki. Herhangi bir zamanda değil, tam da söylenmesi yasakken, sakıncalıyken haykırmak isterdim, avazımın çıktığı kadar.

Gerçeklerin altını doldurmak için ne kadar isterseniz, o kadar yazmak, sormak, araştırmak isterdim.  Ev ev, sokak sokak, yürek yürek söküp alabilmek için uğraşmak isterdim düşmanlığı. Yapamıyorum. Kalemimden dökülmeyen kelimeler içimde birikiyor, kin ve nefretten hoşlanmasam da bana da bulaşıyor yapılanları gördükçe.

***

Ne yalan söyleyeyim, bütün dünyada zulüm gören insanları ama Suriyeli mülteci çocukları, Kürt çocukları, Türk çocuklardan, yoksul ve suç işletilen çocukları, bıçkın ve yoldan çıkartılanları, temiz mahallelerin efendi çocuklarından daha az sevmiyorum. Bu, onların geleceğini de aynı derecede düşünmek, onlara gelen zarara aynı derecede üzülmek demek, kahrediyorum.

Yüreğimde memleketim var, doğruya doğru. Dünyanın hiçbir yerini, kendi yurduma değişmem, ama sınırları olmayan, ırkçılık ve düşmanlık aşılanmayan özgür bırakılıp azad edilen yurdumu yazmak, çizmek de istiyorum.

Benim yurdum işgal altındadır dediğim ve yazdığım zaman bu da hainlikmiş. Kendi yurdunda, kim hain olmak ister? Ben öyle bir karaktere sahibim ki kendi çocuğumuz olmayanları, bizden olmayanların çocuklarını sevmekten vazgeçemiyorum, onların acısına üzülmekten kendimi alıkoyamıyorum, diye eleştiri dozu tehdide dönüşüyor, susmayı, görüp duymamayı öğrenin diyorlar, kör ve sağırlar.

***

Gömüveririz üzüntü ve yasımızı içimize. Yumruk yumruk taşırız boğazımızda. Çünkü o kadar cesur ve kahraman değilim. Bu işleri en doğru yapanlar varken bize sıra gelmez. Alıştık artık, Hain damgası yemektense, kendimize ihanet ederiz. En azından savaş naraları atmadım, en azından içim hiç kin dolmadı diye teselli etmeye çalışırım kendimi. Sonuçta elimizden başka ne gelir? Gelmez mi?

Barış çok tehlikeli, çok. Herkese kazandırıyor, düşman bellediklerimize bile, dünyalığını savaştan edinen üç beş tacir hariç. Olmaz o zaman, olmamalı. Ah barışperverlerin de savaşperverler kadar cesur olduğu bir dünya kuramadık.

İnsan canını her şeyin önüne koyamadık. Ellerimizde kişisel gelişim kitapları, topluca kaybettiğimiz haysiyetimizi, bireysel yolculuklarda bulmaya çalışıyoruz. Milyonlarca kişiyiz, milyonlarca yalnızız, milyonlarca tek başınayız, milyonlarca suskunuz, milyonlarca korkağız. Yalan mı?

İster lüks havuzlu villalarda, ister plazalardan, ister gecekondulardan, orta halli apartmanlardan geçsin yolumuz, hepimiz -ama mutlaka tek başımıza- cehennemin dibine yürüyoruz. Korkaklığımızdan.

Bir kurşunun maliyeti? Faşist diktatör Erdoğan’ın o ünlü sözü “Ne diyordu? domates, patlıcan, patates, sivri biber… Düşünün bir merminin fiyatı nedir, düşünün” sözü hala hafızalarda. Sahi bu savaşın maliyeti nedir? bir savaşın maliyetini ölçmek öyle dışarıdan mümkün değil. Zaten bunun imkanı da yok. Ancak bazı göstergelerle işin boyutunu ortaya koyabilir. Yani buz dağının görünen kısmını. Yarın devam ederiz

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar