ÇOK ACİL YAPILMASI GEREKENLER VAR
Kazım Denizci

Kazım Denizci

ÇOK ACİL YAPILMASI GEREKENLER VAR

10 Kasım 2019 - 08:10

Şu yaşadığımız ağır işgal, soykırım ve asimilasyon koşullarında yapmamız gereken sosyalist sol bir düzen kurmak değil, yani dostlar kim daha uzağa işer yarışı içinde olmak zamanı değil, o işleri bu zorba düzenden, kurtuluştan sonraya bırakalım diyorum. Bu fikir ve düşünceyi usanmadan, bıkmadan yazmaya devam edeceğim. Kaldı ki bu benim değil toplumun bir talebidir. 
Şu işgal ve kuşatma koşulları altında Tayyip zulmü ile yaşamak zorunda neden bırakıldığımızı ve bundan nasıl kurtulabileceğimizi kuru kafalılara ve barış ve kardeşlik yerine savası ve savaşı tercih edenlere izah etmekte zorlansam da devam edeceğim.  
 Sözüm sol olduğunu iddia eden siyasi yapılar ve kişileredir, özellikle de misyoner M - A - T bu topluma yaptığı kötülüklerine son günlerde yaptığı açıklamaları ile devam ediyor. Çağrım misyoner olmayanlaradır.
Bu toplum adına birleşmeyi deneyin artık: ben, biz, siz  birleşin çağrısı yaptıkça sizler ve bizler bölünüp parçalanmaya ve ufalanmaya devam ediyoruz. Artık yeter batsın sizin koltuk sevdanız, egolarınız ve kişiselleştirdiğiniz kavgalarınız.                                                                                                                                         
Filler tepişirken çimenler ve karıncalar ezilmiştir! Ama Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan yurttaşlar, kendilerine reva görülen bu yaşamın mimarlarını elbette cezalandıracak ve hesabını soracaktır. 
Dengeler sadece siyasal alanda değil aynı zamanda toplumsal alanda da değişmektedir. Filler Ankara'da Erdoğan rejimi ve burada ona işbirlikçilik yapan hükümet olma sevdalıları yalakalık yapma hırsıyla kapışırken, Kıbrıs’ın kuzeyindeki yurttaşlar ve emekçiler bu kavganın altında ezdirilmektedir. 
Ülkemiz gerçekliği, yani işgal, soykırım ve asimilasyon koşulları en çok da onları etkiliyor. Yurt dışına giden geri yurduna dönmüyor, nedeni ise bu koşullar büyük gerekçe olarak önümüzde duruyor.                               
Sizi biz kurtardık, biz gelmeseydik Rum sizi kesecekti diyorlar, solcusu, sağcısı, faşisti ile ancak bunlara karşı 1974 yılından sonra kapatıldığımız bu esir kampında, mandıra yaşamı içinde toplumun büyük bir direnme gücü olmasına karşın, muhalefet hareketinin parçalılığı ve dağınıklığının da etkisiyle etkili bir güce dönüşemiyor. 
Böylesi bir ortamda ülkede iktidarı elinde tutan Türkiye’deki faşist, diktatör, kötü ruhlu adam bizim kukla hükümetler ve ülkemizdeki görevli temsilcileri istediği gibi at koşturduğu bu kötü durumu değiştirmek de mümkün olmuyor...
Öte yandan topluma dayatılan topyekun bütün baskıların doğurduğu tepkilerin giderek yerel yönetimden Erdoğan AKP - MHP faşist bloğuna  kayması ve yerli işbirlikçilerinden hiç söz edilmemesi ülkemizin TC elçiliği tarafından teslim alınıp yönetilmesi olgusu halkta hâkim olmuştur. 
E zaten ülkeyi bizim seçtiklerimiz değil Erdoğan ve iktidarı idare eder anlayışı hâkim olmuş duruma getirildi. Toplumumuz bu düşünceye saplanmış ise haksız mı? Çıkıp biri hayır bu böyle değil diyebilir mi? İşte tam da bütün bunlara rağmen direnme dinamiğinin pasifleştirilmesi sizce normal mi?
Toplum şimdiden anketlerle yönlendirilmeye Ankara emrindeki kuklalara sempati yaratma algısı ile karşı karşıyadır. Organize bir şekilde değiştirilen toplumsal yapımız işaret edilen seçeneklere karşı bir hamlemiz şimdilik ortada görünmemektedir. Bu anlamda bir yanıyla bu gidişatı durdurmaya muktedir birleşik bir direniş, dayanışma ve muhalefet hattının geliştirilmesine bir yanıyla da bu direniş içerisinde halkın iradesini güçlendirerek seçeneğine yönelecek birleşik bir güce ihtiyaç var. 
Bunun imkânlarının ne denli geniş olduğunu geçmişte ortaya konan direnişlerde gördük.                     Tüm direnme eğilimlerini-odaklarını, muhalefet yapılarını ortaklaştıracak bir güç merkezi yeniden yaratılamadığından dolayı ülkeye egemen olan hâkim güçler meydanı boş bulmuş durumda.  
 Bunu aşacak bir yola girilmesi gerekiyor. Ancak böylesi bir mücadele içinde bu dinamiklerin yeniden ve örgütlü bir biçimde etkin olması sağlanabilir.” Tabi kişiselleştirilen kavgalardan uzak kalırsak.         İşte bu çemberi devrimci bir müdahaleyi sosyal demokrat, sol, sosyalist hareketin hiçbir öznesi tek başına gerçekleştirecek durumda değil. 
Dahası, sol sosyalist örgütlerin hiçbiri kendi doğrusal gelişimiyle bu tarihsel ve toplumsal ihtiyaca yakın gelecekte yanıt verme potansiyelinden de henüz uzak. Ancak bu düşünceyi yakına çekmek iç dinamiklerin ve siyasal önderlerin elindedir. Bu nedenle merkezinde Barışı savunan yurtseverlerin ve sosyalistlerin bulunduğu birleşik bir devrimci odak, bir mücadele cephesi yaratmak yakıcı bir görev ve zorunluluk olarak önümüzde duruyor.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar