DİK DURMAK KABADAYILIK DEĞİLDİR
Kazım Denizci

Kazım Denizci

DİK DURMAK KABADAYILIK DEĞİLDİR

23 Aralık 2019 - 07:10

Dünyaya dalga dalga yayılan en korkutucu ve tehlikeli isyan" Las Tesis ve kadın direnişi" Kadınlar her yerde eril uygarlığa, onun imkânsız iktidarının peşinde olanlara ve bu uygarlığın koruyup kollayıcılarına "Tecavüzcü sensin" diyorlar hiç çekinmeden. Ve eğilip bükülen, dik durmayı sürdüremeyenlere adeta ders veriyorlar, bana göre bu isyan değiştirirse değiştirir dünyayı.
***
Başarının sırrı bilgi, gayret ve sabırdır. İnançlı olmak prensip sahibi olmayı gerektirir. Dik durmak kabadayılık, ukalalık değildir. Savunulan ideolojiyi, düşünceyi, davayı eğilerek bükülerek temsil edemezsiniz. temsil etme yetkisine sahip olan, eğilip bükülmemelidir. Sağlam prensipleri olan insanlar gerektiğinde bu prensipler uğruna kendilerini feda ederler fakat hiçbir zaman çıkarları için bu prensipleri feda etmezler. 
İlkelere inanan insan güçlüdür ve toplumunun desteğini arkasına almış demektir “Gevşeyip üzülmeyin eğer inanıyorsanız mutlaka siz ve söz verdiğiniz insanlar kazanır.” İnatla, sabırla, inanarak direnmek ve dik durmaktır  ve prensip sahibi olmayanlar menfaat karşısında dik duramazlar. Böyleleri kimlik ve kişilikten, onurdan mahrumdurlar. Bunlara omurgasız denir. Sürüngenler omurgasızdırlar. Onun için dikilemezler. 
Kimliksiz ve kişiliksizler de bir bakıma sürüngenlerdir. Hayatları sürünmekle geçer. Menfaat hesabı ve korku sendromu içinde paspas olurlar. Menfaat hırsı ve korku esaret sebebidir, köleliktir. Köleliği karakter haline getirenler asla memleketin efendi olamazlar.  Onuru ile dik duranlar, direnişin ve yiğitliğin en üstün temsilcileridir. Onlar mücadelelerinde hep dik durmuşlar, en ufak bir zaaf göstermemişlerdir. “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler yine bu davadan vazgeçmem” diyen, şan, şöhret, para, menfaat, makam, zenginlik ve en güzel kadın teklifini elinin tersiyle iten direnişin abidesidir. 
İlkeleri ile dik duruş sahibi olanlarla baş edemeyenler inanın günün sonunda ona uzlaşma teklif ederler. Bu uzlaşma teklifi dik duruşun en canlı ifadesidir. İşkence ve tehditle karşı tarafı dize getiremeyenler teklife başvururlar. Bu bir taviz ve teslim olmayı kabullenme teklifidir. “Onlar isterler ki sen onlara yumuşak ve uzlaşıcı davranasın, onlar da sana yumuşak davransınlar” bu bir barış teklifi değil, davadan vazgeçme veya davayı ve inançlarını, ideallerinle birlikte sulandırma teklifidir. 
Onlara hatırlat, dik durmak kabadayılık, ukalalık değildir. Savunulan davayı inatla temsil etme, eğilip bükülmemektir.
***
Eğilip bükülenler, bükülüp kaybolanlar !
“Eğer tek bir insanın önünde eğiliyorsan, geri kalan bütün dünyaya hükmetsen boştur, değmez…” der bir yerde… Derken de, bugünün Türkiye’sinin ve yavrusunun eldeki değişmeyen fotoğraf karesini anlatır adeta… Ceket ilikleyen bedenlerin kaybolmuş ruhlarını anlatır… “Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız” diyenlerin içinde tepinip durdukları o derin çukuru anlatır… Her adımda biraz daha içine gömüldüğümüz çirkef yatağını anlatır…

Haklısınız…                                                                                                                                              Çok şeyimizi anlatır…                                                                                                                             Kaybolmuş çok şeyimizi anlatır…                                                                                                           Anlatırken de batar, daha çok batar…                                                                                                     Diktatörün soytarılarının bolluğunda batar…
Gücün nimetleriyle doldurulan gemilerle batar…                                                                                     Eğilip bükülmekten doğru yürüyemeyenlerle batar…                                                                                                                  

Bu batışa dair en merak edilen de herkesin sorduğu bir soruda saklıdır…
O soru der ki, Sistem tarafından köleleştirilmiş insanlar, boyunlarına tasma takmak için niye bu denli yarışır ? Sahi, niye ? Düşündünüz mü hiç ? Buna neden nedir diye hiç sordunuz mu ? Onlara? Oysa ki hep kaybedendik, ama anlamadık, hiç anlamadık !
‘YALAKALIK yapmak, her istenileni yerine getirmek de yetmez… En üstteki OTORİTER’in gözünde herkes SIRADANDIR ! Çünkü bunları herkes yapabilir… O nedenle şu ya da bu nedenle sürekli en yakınındaki insanları HARCAR… Biri gider diğeri gelir… Tarih, ikinci adamların öyküsünü yazmaz… TASMALILARIN, özel bir öyküsü olmaz ! Onlar, birbirinin KOPYASIDIR…’

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar