ERDOĞAN REJİMİ KIBRIS'TA MACERAYA KOŞIYOR! (2)
Kazım Denizci

Kazım Denizci

ERDOĞAN REJİMİ KIBRIS'TA MACERAYA KOŞIYOR! (2)

29 Kasım 2019 - 08:02

İktidarın bir geleceği yok
Türkiye’de hem doğalgaz hem de enerji kapasitesi tüketilemeyecek boyutlarda olması nedeniyle Kıbrıs bir tüketim alanı olarak görülüyor. Rusya ve Azerbaycan’a alım garantileri verilen doğalgaz Türkiye’nin elinde patlamış durumda. Diğer yandan FSRU tesislerinin kurulumunu destekleyen Türkiye’nin LNG ithalatınıza arttırmış olması bir başka sıkıntı. Petrokimya yatırımları için şirketlere devasa destekler veren Türkiye, bu tesislerin üretim sürecine kadar ciddi bir doğalgaz arz fazlalığı yaşayacak. 
AB ile yaşanan sorunlar nedeniyle Türkiye’ye taşınan gazın AB’ye satılması noktasında sıkıntılar çözülmüş değil. Diğer yandan Akdeniz suları üzerinde paylaşım savaşları sürerken, Türkiye’nin doğalgaz sondajları yapmaya başlaması ile ciddi bir savaş boyutuna sürüklenmesi muhtemel bir süreç yaşanıyor. Enerji ve doğalgaz arz fazlalığı yanında süren ve gittikçe derinleşen ekonomik kriz ise Türkiye’de mevcut iktidarın bir geleceğinin kalmadığı ise yaşanan süreçlere bakınca açıkça anlaşılabiliyor.

Su da taşınmıştı
Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a döşenmeye başlanan su boru hattı ile ilgili dönemin Başbakanı olan Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, asrın projesi olarak nitelediği su boru hattını “Hayalin gerçeğe dönüşmesi, Ferhat ile Şirin’in aşkı” diye nitelemişti. Türkiye, Kıbrıs’ın eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile bu projeyi imzalamıştı. Erdoğan, K.Kıbrıs Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun doğum günü olan 7 Mart 2014 saat 13.00’da asrın projesi ile taşınan suyun K.Kıbrıs’a ulaşacağını açıklamıştı. 
Ancak bu tarihe yetişmeyen proje 2015’te bitmesine karşın bugüne kadar suyun büyük bölümü denize salınmak zorunda kalındı. Kıbrıs’la yaşanan en büyük sorun ise suyun dağıtımı ve ticarileştirilmesini kimin sağlayacağı üzerineydi. Türkiye’den taşınan suyu Türkiye belediyelere satacak ve kentlere suyun dağıtımı belediyeler eliyle sağlanırken, tarımsal amaçlı dağıtılacak suyun ise bölgede su altyapısını yapan şirketler tarafından ticarileştirilmesi noktasında bir anlaşma yapıldığı belirtiliyor.

Türkiye’nin kontrolünde
Kıbrıs’ta Eroğlu iktidardan düştükten sonra suyun yönetimi konusunda sıkıntılar yaşandı. Türkiye Kıbrıs’ın suyu yönetmesinin imkansız olduğunu belirterek bu işin Türkiye’den bir şirket eliyle sağlanması noktasında baskılar yapmaya başladı. Tarım eski Bakanı CTP Milletvekili Erkut Şahali, Türkiye’den gelen su için ton başına 1 TL’ye anlaşıldığını belirtmesine karşın Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Şahali’nin yalan söylediğini ifade ederek, “Ben de diyorum ki eğer gerçekten bu fiyata anlaşmışsalar niye imza atmadılar? Gerçekten 1 TL’ye anlaştılarsa, evrakı, anlaşması, protokolü nerede ve şahidi kim?” sözleri ile suyun ticari bir mal olarak değerlendirildiğini gösterdi. 
Çavuşoğlu’nun daha sonra yaptığı açıklamada, suyun 3.5-4 lira civarına satılması gerektiğine yönelik sözleri Kıbrıs’ta tepkilere yol açarken suyun pahalı bir meta olacağı anlaşıldı. Oysa Türkiye bu projeyi açıkladığında K.Kıbrıs’a suyun bedava verileceğini övünerek belirtirken, suyun aynı zamanda İsrail’e kadar taşınmasının planlandığını ve Yap-İşlet-Devret modeli ile suyun işletme hakkının bir şirkete verilme hazırlıkları sürüyor.

Metalaşan ve ticarileşen su!
Su, yaşamın en önemli nüvesidir. Su olmadan yaşam olması mümkün değil. Peki, bu pek dindar yönetenlerimizin suyun yaşamın bir parçası olduğunu ve çok inandıklarını söyledikleri, dini inançları bakımından suyun doğadan alınarak ticari bir meta haline getirilemeyeceğine inanıyor olabilirler mi? 
O sürekli kullandıkları bir tabiri hatırlayalım: “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü”… Suyu sen mi yarattın? Onu yaradan sen üzerinden nemalan diye mi yarattı? Su, hava ve toprak üzerinde yaşayan her türden canlının ortak olduğu yaşamsal değerlerdir ve asla ticari meta haline getirilemez. 
Parası olanın ulaşabileceği bir meta haline getirilen suyun sermaye tarafından kontrol edilmesine izin verilemez. Suyun ticarileştirilmesine hayır demek ve bunun için mücadele içine girmek en kutsal çabadır. Çünkü hiçbir canlının yaşam hakkı hiç kimse tarafından elinden alınamaz. Hele bu dünyanın bir parçası olan canlıların ortak varlığı olan su nedeniyle insan dahil diğer canlıların yaşam hakkı ellerinden alınıyorsa bu asla ve asla kabul edilemez ve böyle bir saldırıya karşı sessiz kalınamaz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar