ERDOĞAN TÜRKİYE'SİNDE YAŞANANLAR KAPIMIZDA BEKLİYOR
Kazım Denizci

Kazım Denizci

ERDOĞAN TÜRKİYE'SİNDE YAŞANANLAR KAPIMIZDA BEKLİYOR

12 Kasım 2019 - 09:08

Türkiye eğitim, cinsiyet eşitliği, iş cinayetleri, intihar olayları,  sağlık, basın özgürlüğü, temel hak ve hürriyetler başta olmak üzere 9 farklı konuda dünya ortalamasının çok altında olduğu açıklandı.
Eğitim, emeklilik, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, iş cinayetleri, sağlık, güvenlik ve demokrasi başlıklarında faşist Erdoğan AKP - MHP ittifakı yönetimindeki Türkiye’nin durumu oldukça düşündürücü. Türkiye neredeyse tüm başlıkların tümünde son sıralarda yer alıyor. 
Türkiye ve onun uydusu durumuna getirilen yavrusu "KKTC" de rejim tarafından üzeri örtülmeye çalışılan ve artık çekilmez hale getirilerek Sosyal hayatı kalmayan yurttaşlar, sömürü çarkında dönmek için açlıkla büyük bir mücadele yürütüyor. 
Bu çark içinde çalışan dar gelirli emekçiler hayata tutunmak için didiniyor ama yaşam çok zorlaştığı gibi ağır ekonomik koşullar insanları kitleler halinde hayatına son verme noktasına kadar sürüklediği görülüyor.
 Peki Erdoğan rejimi insanları bu noktaya kadar sürüklerken toplumsal dinamikler ne yapıyor? Bu rezalet acımasız düzene karşı sokağa şimdi dökülmezsek ne zaman döküleceğiz? Mesela yarın kaç kişinin topluca intihar ettiği haberini gördüğümüz zaman mı? Kaç kişinin daha, ‘açım’ diyerek intihar etmesini veya kaç kişinin daha ‘geçinemiyorum, iş istiyorum’ diyerek kendini ateşe vermesini mi bekliyorlar? 
Yaşanan gerçekler karşısında durumun vahametini başka nasıl açıklayabiliriz? Peki buradan çıkış yolu olarak ne öneriyorsunuz diyebilirsiniz. Yapılması gerekeni bir kez daha yazalım, toplumsal dayanışma, toplumsal dinamiklerin bir araya gelerek örgütlenmesi ve insanca yaşamı savunmak için mücadele vermesi değil mi? 
İç dinamikler ne yapmaya çalışıyor? Burada görev sadece yurttaşa değil topluma, sendikalara ve toplumu düşündüğünü açıklayan siyasilere de görev düşüyor. Böyle gelişecek bir dayanışma ağının önce ülkemizi, Türkiye ve dünyayı insanlığı çürüten kapitalist düzene karşı ciddi anlamda bir tokat olacağını söylemek çok da absürt gelmemeli.
Ülke tarihinde İşsizlik oranın rekor düzeye ulaştığı -mübalağa değil gerçek bir veri olarak- ekonomik krizle beraber yoksulluğun derinleştiği bir dönemde insanımızın altında ezildikleri borçlar ve yaşamlarını sürdürme konusunda kapıldıkları umutsuzluk bize Türkiye’de toplumsal çözülme ve çürümenin kimseye kaçacak yer bırakmadığını gösteriyor. 
Bireysel intiharların bizi karşı karşıya bıraktığı trajedi ve sarsıntı toplu ölümlerle farklı bir boyuta taşındı. Türkiye'de ne yazık ki kendi çöküş ve çözülmesini durdurma planını toplumun huzuru, barışı ve refahı pahasına uygulamayı tercihi eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu sarsıcı kayıplar sonrasında dişe dokunur tek bir açıklama ve icraatları yok. 
Vitrindekiler suskun. Ama onların yerine sahibinin sesi olarak konuşanlar var. İntiharları krize bağlayanları tehdit edip suçlayan gazeteciler, Türkiye’de kaç Milyon insanın depresyonda olduğunu söyleyip ardından önlem yerine siyanürün yasaklanmasını öneren psikiyatristler var.
Hayatını kaybedenlerin kütüphanesindeki kitaplara bakıp “ateizm” imasıyla neredeyse müstahak diyen gazeteler… İntihar-yoksulluk ilişkisini gündeme getirmek bile bir siyasal karşıtlık alanı olarak tanımlanıyor, Türkiye'de.
Oysa iktidarın yandaş sermaye gruplarının vergi borçlarını bir kalemde silerken halkın sırtına yüklediği vergi ve borçlarla yarattığı adaletsiz düzen, işe alımlarda, atamalarda benimsediği kayırmacılık, en basit adli sorunlarda bile arkası olanların korunduğu hukuk ve güvenlik sistemi sapır sapır dökülüyor. 
Yoksulluk, işsizlik derinleşiyor… Tüm bunları bile bile toplumun evlatlarının acısı karşısında nedamet getirmek yerine iktidarın bekasını düşünenlere duyduğumuz öfke büyük. İntihar “öfkenin kişinin kendine dönmüş hali” olarak tanımlanıyor. 
Bu öfkeyi adresine yönlendirmek için doğruları gür bir sesle söyleyelim. Bu işin söylem kısmı olsun ama bir yandan da Erdoğan iktidarının yıktığı veya içini boşalttığı toplumsal düzen karşısında kendi ortak/dayanışmacı ağlarımızı kurmalıyız. Belki de başka bir hayat biz onu kurmadıkça mümkün değildir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar