Faşizan blok hala ayakta tutuluyor!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Faşizan blok hala ayakta tutuluyor!

22 Mart 2021 - 10:39

Faşist ve İslamcı hareketin baskıcı siyaset yapma tarzı bakımından belirleyici olan takiyye yapma kapasitesi daralınca, diktatörlük, içeride ve dışarıda kimin ne diyeceğine bakmaksızın kendi ajandasını uygulamaya, açık-seçik adımlar atmaya başladı.

Bu durum, Erdoğan- Bahçeli faşist ve dinci iktidarlarının büyük bir siyasal sıkışmışlık ve güçsüzlüğe düştüklerini ele veriyor. Adeta üfleseniz yıkılacak, ancak karşılarında onlara üflemesi gereken bir demokrasi bloğunun oluşmaması rahatlığı içinde baskı düzenlerini sürdürme alanı buluyorlar.

Türkiye'deki zalim Erdoğan iktidarının, iç ve dış politikada attığı sakat ve yanlış adımları, baskıcı ve tehdit dolu uygulamalarını eleştiren, itiraz eden kim varsa herkesin ayırım yapılmadan muhalif olan tüm siyasilerin, gazeteci yazarların, aydın ve sanatçıların üzerine bir karabasan dibi çökmekte ve önüne geleni ‘vatan haini’ olmakla suçlandığı ve zindanlara attığı bir dönem yaşanıyor.

Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu zorlu dönemi baskıyla, zorbalıkla ve tehditle güçlendirilmiş bir ‘diktatörlük rejimi’ (baskı rejimi) adına ne diyeceğimizi şaşırdığımız bu barbarlık düzenini aşmaya çalışanlar, topluma dayatılan bilindik ezberlerin karşısında dik duran, iktidarın politikalarını eleştiren herkesi ‘bertaraf’ edilmesi gereken odaklar olarak görüp hedef gösteriliyorlar.

Geçtiğimiz yıllar içinde bu zalim iktidar, kendisi için tehdit olarak gördüğü bütün kurumları adım adım etkisiz hale getirilip, tamamına yakını kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirdi ve kullanmaya başladı. Sadece kurumsal anlamda değil, yargıdan, orduya, eğitimden, yazılı ve görsel medyaya kadar geniş bir alanda mutlak bir hakimiyet sağlandı. Amaca giden yolda bütün araçlar kullanıldı.

Siyasal sistemin, rejimin adı ne olursa olsun, pratikte benzer özellikler gösteren istibdat rejimlerinin ortak özelliği, ‘güçlü’ bir lider ve onun kimliğinde cisimleşen bir partinin toplumsal ve siyasal yaşamın her alanda temel belirleyici olması, herkesin lidere koşulsuz biat ve itaat etmesidir.

Bu durum, kaçınılmaz olarak, özellikle HDP'li tüm kadroların, tek tek bireylerin (yurttaşların, gazeteci, yazar, aydınların) ve sendikalar, odalar, emek ve meslek örgütleri gibi kimden korkuyorsa, özgür, bağımsız, onun düşünce ve eylemlerine aykırı tutum almasını, iktidarın politika ve uygulamalarına itiraz etme hakkının tamamen ortadan kaldırılmasını gerektirir.

Türkiye’de uzun bir süredir iktidarın baskıcı politika ve uygulamalarına karşı çıkanların, kimi zaman açık açık hedef gösterilerek, kimi zaman da ‘bağımsız ve tarafsız’ olduğu iddia edilen yargı kıskacına alınarak sindirilmek istendiğine ilişkin çok sayıda örnek yaşandı, yaşanıyor.

Erdoğan ve İktidarının iç ve dış politikada hayata geçirdiği ve milyonlarca insanı etkileyen kararlarını eleştiren, atılan yanlış adımların karşısında düşüncelerini ifade ederek tutum belirleyenler, iktidarın hoşuna gitmeyen açıklamalar, hatta sosyal medya paylaşımları yapanlar, gözaltı ve tutuklamalarla susturulmaya ve sindirilmeye çalışılıyor.

Erdoğan'ın kendisine ve politikalarına itiraz eden hemen herkesi ‘vatan haini’ olarak tanımlaması, basına yönelik sansür ve cezalandırma uygulamaları, son olarak mesleki sorumlulukları gereği ölümün karşısında yaşamı savunan kim varsa açık açık hedef göstererek tehdit etmesi, sonrasında evlerin basılarak gözaltına alınması, pek çok yönden II. Abdulhamit zamanındaki istibdat döneminin güncel versiyonu olan ağır bir ‘siyasi baskı rejimi’ ile karşı karşıyayız biz ve Türkiye halkları...

İktidarın sadece kendi politikalarını, kendi düşünce ve davranışları doğru kabul edip, itiraz edenlere, aykırı düşünceler ileri süren emek ve meslek örgütlerine karşı geçmişten beri büyük bir tahammülsüzlük içinde olduğu biliniyor.  OHAL uygulamalarına karşı çıkanlar, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı itiraz edenlere karşı kullanılan hakaret ve tehdit dolu ifadeler, iktidar ve yandaşlarının genel siyaset tarzı haline gelmiş durumdadır.

Türkiye’de, olağanüstü hal yöntemi olarak kendisini hissettiren baskı rejiminin giderek daha ‘işlevsel’ hale getirilmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Erdoğan'ın ağzından çıkan her sözü ‘emir’ telakki edilip, ona göre harekete geçen çarpık bir hukuk sistemi içinde ‘suçun’ ve ‘suçlunun’ belirlenmesinde yasaların değil, Erdoğan- Bahçeli ve iktidar temsilcilerinin belirleyici olmasının sonuçları ortadadır.

Hangi gerekçeyle olursa olsun,ülkeyi halkın, emekçilerin değil, sadece ve sadece iktidarın çıkarları doğrultusunda ayrıştırarak, ‘istibdat rejimine' özgü yol ve yöntemlerle yönetmek isteyenlerin, attıkları her adımda en küçük bir hesap verme kaygısı gütmeden hareket etmesinin önümüzdeki süreçte açok daha ğır ekonomik ve siyasi sonuçlarının olması kaçınılmaz görünüyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar