Geçen zaman kahredici ve acımasız
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Geçen zaman kahredici ve acımasız

20 Nisan 2018 - 04:53

Zaman ne tuhaf şey.  Anılarımız ve yaşantılarımız da öyle. Hangi anının, hangi zaman diliminde tetikleneceğini, neyin neye yol alacağını bilmeden, benliklerimizin gizli kalmış kuytularındaki anı parçacıklarının orada olduğunu fark etmeden yaşarmışız demek. 

Şimdi mesela 15 - 20 Temmuz 1974 deyince bizde oluşturduğu dalgalanma, bulutlanma, biriktirme ancak yan yana, iç içe aynı coğrafyada, aşağı yukarı benzer zaman diliminde yaşamakla mümkün değil mi? Buralı olmak, aynı yurt parçasında yaşamak, aynı toplumsal süreçlerin içinde oradan oraya savrulmakla ilintili değil mi biraz da.

15 - 20 Temmuz deyince göz göze gelişlerde gizli bu. Aynı yaş kuşağının insanları, aynı okulda, aynı sırada, aynı sınıfta, aynı şehirde ve nihayet aynı ülkede olmakla sağlanabilecek benzer yaşantılar, benzer anı parçaları, benzer suskunluklar, benzer hüzünler ve korkular...

Örneğin ben meğer yıllar yılı saklamışım 15 Temmuz sabahını. On yedi yaşındayım, işe gidiyorum ama bombalar ve silah sesler arasında geri gelmişim, Sisli bir anı perdesinin, şekilsiz eşyaları içinde sabahın alacakaranlığını 20 Temmuzu anımsıyorum. Yatağımda değil mevzi kazmadayım. 

Tatlı bir uyku özlemi, kardeşlerim ve kız kardeşlerim onlar da evde mi yoksa hepsi işe mi gittiler onu da hatırlamıyorum. O günden geriye baktığımda evimize ev denemezdi, odamız yok, oturma odasındaki hasır sandalyeler ve bizim yatağımız gündüz kanepe (GANEPPA) gece olunca yatak olur. Düşündükçe yeni anı parçaları dolduruyor zihnimi. Annemin ve babamın sesleri...   Havada bir telaş ve barut kokusu.  Çocuklar hisseder. Babam sehpada duran radyoya doğru eğiliyor. Darbe olmuş, Yunan askerleri yönetime el koymuş dediğini duyuyorum.

Sabahın köründe Annem, babam masa önüne oturmuşlar, sanki bir ayindeler gibi radyodan bir kanal  bulmaya ve söylenenleri duymaya  çalışıyorlar. Kulağını radyoya dayıyor daha iyi anlamak için olup bitenleri.  Hepsinin yüzleri kasılmış ve gergin olmalı. Kesik kesik konuşmalarından  bunu anlayabiliyorum. Tedirgin edici, merak uyandırıcı, tekinsiz bir şeyler havada dolaşıyor sanki.

Çocuk denecek kadar gençtik. Anılarımız ve üzerine eklediğimiz çevremizde gördüklerimiz, konuşmalardan çekip çıkararak kavramaya çalıştıklarımız kadar. Bomba ve silah sesleri duyardık ve bir kural gibi yaşanıyormuş demek dayatılan savaşlar birden Bomba ve silah sesleri kesildi. Katliamlar, tanklar, toplar ve boyumuzdan büyük piyade tüfekleri içinde ben asker. O zamanlar Mücahit derlerdi.

***

Sonra sonra daha da büyüyünce, başka acıları, başka çığlıkları, başka darbeleri 12 Eylül sabahlarını da öğrendim. Diyarbakır zindanlarındaki çığlıkları duymadım ama duyar gibi oldum. Anılarda, öykülerde, romanlarda. Nedenini,  nasılını,  niçinini öğrene öğrene geldik bu güne. Anı parçaları, sanki aradan yıllar geçmemiş gibi çocukluğun kaygısız gülüşlerine takılmış kalmış demek ki, saklandıkları yerden bir bir çıktı 15 - 20 Temmuz cehennemini, 12 Eylül faşizmini yaşarken.

Savaşlar, katliamlar böyle yaşanıyor diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ülkeme ne oluyor  diye düşünürken, düşündükçe kahrolurken Suriye görüntüleri ekranlara geliyor, yakılan insanlar, katledilen çocuklar, harabe olmuş kentler, insanlar bir bir geliyor aklıma, korkuyorum. Ölümler, bombalar, kaçışan insanlar, korkuyla objektife takılmış bakışlar, sanki bir bilgisayar oyunu gibi vurulup devrilenler, gerçeklik kavrayışımı zorluyor. Acı duyuyorum. Yaşadığımız bir travma.  Güzel ve acılı ülkem, Kıbrıs'ım.

Beyrut, Gazze, Şam, Bağdat... Başka acılarla bizimkileri harmanlıyorum, kötü geliyor, kötü oluyor.  Sur'dan, Nusaybin'den sonra, Cizre, Şırnak ve diğer Kürt kentleri geçen çatışmalı süreçte en büyük acılardan birini yaşadılar.  Cizre'de hala daha kimsenin yüzü gülmüyor. Alt kattaki bodrumda arkadaşımızı vardı benzin döküp yakarak katlettiler diye çığlık atanların duyulmadığı  bir ülke Türkiye.  Ama koptuğu yerden yeniden yaşama bağlamakta direniyorlar inatla. Yapmamalı. Şarkılar, şiirler, günlerin tortusu, anılardan çıkıp gelip bugüne oturuyor. Bazen bir cümle yetiyor, bazen sessiz kalmak, bazense alabildiğine haykırmak gelir içimden. Ama artık yetmedi mi? Ne diyeyim ben size... Ne diyeyim ben size...

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • HASAN RECEP
    3 yıl önce
    İŞTE BÖYLE! BEYİNLERİMİZDEKİ, BU TÜR KAHREDİCİ, İNSANLIK DIŞI ANILARI, GELECEK NESİLLERE DE SİRAYET ETMEMESİ İÇİN DİTENMELİYİZ.. KIBRISTA OLDUĞU GİBİ, TÜRKİYE VE ORTA DOĞUDA DA, BARIŞ VE İNSANLIK İÇİŞN BÜCADELEMİZİARTIRMALIYIZ!! SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIKLARINDAN UZAK DURMALIYIZ!! TÜM İNSANLIĞIN, AYNİ EVRİMSEL OLUŞUMLARLA MEYDANA GELDİĞİNİASLA UNUTMADAN. KABULLENEREK VE BİLERE MÜCADELE ETMELİYİZ..YOKSA, HİÇ BİRİMİZE KURTULUŞ VE İNSANCA YAŞAMAK, ASLA MÜMKÜN OLMAYACAKTIR!! SELAMLAR..

Son Yazılar