HAYATLAR KAYIP GİTTİĞİNİ GÖRÜYORUZ
Kazım Denizci

Kazım Denizci

HAYATLAR KAYIP GİTTİĞİNİ GÖRÜYORUZ

13 Haziran 2020 - 02:00

Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle Ersin, "benim kalbim her an güneyde çalışanlarla diye atar", söyle Kudret sen de söyle, " Prensiplerimizden asla siyasi bedel ödeme pahasına taviz vermeyeceğiz" de. İnsanların hoşuna gidecek şeyleri yapsak veya seçimi düşünerek icraat yapsak bu noktada olamazdık diyorsunuz ama yandaşlarınızı ortağınızla bölüşerek istihdam yapmaya devam ediyorsunuz. 

Bazı kesimler sizi eleştirecek diye önemli meselelerden taviz verirseniz toplum ciddi bir bedel öder. Salgın nedeniyle bu toplum bir çok bedel ödedi ama ölümler olursa bunun siyasi ve vicdani sorumluluğu da sizler üstleneceksiniz, neden çünkü karlarınızı Avrupa ve dünya standarlarına göre değil Erdoğan standartlarına göre alıyorsunuz. Dün olduğu gibi bugün de varlıklarını ‘gerçeğin bir bütün olarak hayattan sürülmesi’ üzerine kuran siyaset alanının siyasi tiranları, tüm araçlarıyla baştan ayağa yalan bir hayat vaadeyken insanımızı kandırmıyor mu? Bal gibi de kandırıyor, tıpkı Erdoğan gibi.  

Bir yanıyla ‘Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle’ diye de özetlenebilecek durumun temel sorunu sürdürülemez olmasında mıdır yoksa? Asıl ‘Gerçek’, sistemin en büyük düşmanıyken, onu arayan/söyleyen de siyasi iktidarların hedefindeyken yalanın muhatabı olan toplumun kendine sunulana ikna olmuş gibi yapmasında anlaşılmayacak bir yan yoktur elbet. 

Hele ki, siyasi otoritenin yazdığı yalan hikayeler, seslendiği kitleye duymak istediklerini söylüyorsa, ihtiyaçlarına cevap veriyor, derdine derman oluyormuş yanılsaması yaratıyorsa, asıl sürdürülemez olanın sonuna gelindiğinde ise yalanın yerini gerçek alabilecektir. işte bu yalanlar,dolanlar ve yaşanan gerçekler kıskacında iktidar-toplum ikiliğinin sinir uçlarına dokunuyor. Tımarhanelik olurcasına sinirleri ve psikolojisi bozulur.  Bir tarafta iktidarlarını sürdürmek için gerçeğin yerine yalanı inşa eden sözüm ona yönetenler, diğer tarafta hayatta kalabilmek için gerçekle ilişkisini kesmiş gibi yapmış halk kitleleri vardır.

Bir de barındırdığı tüm tehditlere rağmen gerçeği aramaktan, söylemekten vazgeçmeyenler… Artık yaşanmaya değer bulmadığı hayatını umutsuzluk içinde dünyanın merkezi sanan bir muhbir vatandaşlar ile ASIL muktedirin şeytanlaştırmasıyla ‘vatan satıcı terörist’ ilan edilmişlerle birlikte aynı toplumun ayrı uçlarda gider, geliriz. 

Çok katmanlı ve birbiri içine geçmiş anlardan oluşan ‘Hakikat Elbet Bir Gün’, bir çocuğun henüz toplum tarafından sakatlanmamış dünyası ve onun imgeleri boyunca ilerler. Ve ‘Kapkara bir ormanda, başım durmadan dönüyor’

Sonradan devlet tarafından terörist ilan edilecek çocuğun balıklar, çiçekler, ağaçlar, güneş ve yağmur damlaları ile sembolize edilen masalsı, hayali varoluşunun gerçek hayat ile karşılaştığında yaşadığı kırılmaya yaşadığı gerçeklerin acımasızlığına tanıklık ederiz.

“Bütün sevdiklerime… Şu an doğabilecek mi bilmiyorum. 

Her geçen dakika, hayatımızın ellerimizden kayıp gittiğini görüyor, sona yaklaştığımızı biliyorum.  Bu kapkara küle dönmüş arazide, bir adım daha atacak dermanım kalmadı, başım durmadan dönüyor, her şeyi işitiyorum. Göğsümde dinmeyen bir ağrı, kalbimde tarifsiz bir acı var ve artık bağırdığım halde bile sesim bile çıkmıyor. Bir kötülük, kötümserlik döneminde geçip giderken hala daha gerçeğin peşinden gidenin cebinden çıkması muhtemel bu sonu yaklaşan hikayesi, her ne kadar karamsarlık diye tarif edilen bir zeminde aktarılsa da, buraya ve şimdiye ait olduğunu söylemek fazla abartılı olmayacak.  Her şeyin karanlık ve kötü olduğu hayali bir ülkede, uzak bir geleceği umutlayan bir yaklaşım olarak bir hayali şimdiye uyarlayarak içinden geçtiğimiz kötülük dolu zamanı umutsuzluk diye nitelemek de.

Fakat insanlık tarihinin bu kötümserlik külliyatının tersini mümkün kılmış ya da kılacak kıymetli bir mirasa ve tarihsel veriye sahip olduğunu unutmadan…Gerçek arayışı ve ihtiyacının evrensel ve kaçınılmaz olduğu gibi, otorite karşısında kazananın eninde sonunda toplumsal mücadeleler olduğu/olacağı gibi, hakikatin hep ortaya çıktığı bundan sonra da çıkacağı gerçeği gibi.

Hikaye küçük bir işçi kız hakkındaydı. Bir cümle vardı. Kız : "Eğer herkes eşit olsaydı, burası bir cennet gibi olurdu" der. Bundan hareket eden savcı. Benim eşitlikten bahsederek Komünizm propagandası yaptığım sonucuna vardı.

Ben o zaman mahkemeye : "Komünizm ve Sosyalizm hakkında bir şey bilmiyorum " dedim. Gerçekten de bilmiyordum. O bana baktı ve "Biz sizin gibileri iyi biliriz, siz her şeyi bilirsiniz " dedi. İşte o zaman gerçekten de her şeyi bilmemiz gerektiğini anladım... #YılmazGüney


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar