Hemen her gün güç kimdeyse, güçlü, olan kazanır sözcüklerini...
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Hemen her gün güç kimdeyse, güçlü, olan kazanır sözcüklerini duyarız ama inanın hiç de öyle değil

05 Ocak 2022 - 10:30

Kimisi, silahı gücünden, kimi yetki gücünden, kimisi makam gücünden, kimisi unvan gücünden, kimisi para gücünden, kimisi soy gücünden, kimisi taraftar gücünden, kimisi tarikat ve cemaat gücünden, kimisi medya gücünden, kimisi bilgi gücünden bahseder, durur.

Doğrudur bunların hepsi de birer gerçek güçtür. İnsanın da elde etmek istediği, edince de kullandığı argüman! Elde edemeyenler ise ya suskunluğu tercih eder, ya gıpta eder ya da muhalif olur.

Bu nedenle de tarih boyunca; akıllı, gerçekçi insanlar, bu gücün, güçsüz karşındaki sınırsız istismar damarlarını sınırlandırma mücadelesi vermişler. Yazarlar, şairler, sanatçılar, yani duygu dünyaları zengin insanlar, mücadele vermişlerdir.

Gücü sınırlandırma için ya din ya da ideolojiyi öne sürülenler olmuştur. Ancak yine de gücün sarhoşluğu adaletsiz keyfi çıkar amaçlı uygulamaların önlenmesine yeteri kadar engel olamamıştır. Bunun için de kurumsallaşma ve kurallaşma çabası ön plana çıkmıştır, yani örgütlenme.

Kurallara göre yetkinin gücün sınırlandırılması. Bu nedenle de demokrasi denen sistem oluşmuştur. Ancak bu kez de ayrıcalıklı sınıf, zümre egemenliğinde, dokunulmaz eleştirilemez aristokratlar farklı adla egemenliklerini yine sürdürmeye devam etmektedir.

Bu nedenle insanların gerçekleri, olan biteni algılamasında beyinler ya uyandırılmak istenmiş ya da köreltilmek istenmiştir.  Zira, beyin öyle bir güçtür ki insanın olan biteni anlaması, algılaması, kavraması ve ona göre hareket etmesi için insanın kumanda merkezi.                                                                                          

O nedenle de tüm çabalar beyne yönelik sürdürülmektedir. Kafadan geçen her düşünce aslında bir taleptir. Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.

Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği, keyfi kalmadı.

Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz. Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir. Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun.

Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.

Biten dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi. Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeyler de olabilir kötü de.

Dün, bugün, yarın diye biz ani stresleri çok severiz. Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.

 

Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon, kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.

Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki? Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli..

Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın.

Günün Sözü: Her söylenene inanma sorgula, gerçeğe ulaşırsın.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar