İngilizin-Amerikanın çıkarları uğruna halklar birbirine...
Kazım Denizci

Kazım Denizci

İngilizin-Amerikanın çıkarları uğruna halklar birbirine kırdırılıyor

03 Eylül 2020 - 07:23

Sözüm ona Sömürgeci "İNGİLİZ" 31 isyanından sonra öyle bir Kıbrıs kurgusu inşa etmiş ki, Kıbrıslıların artık bir araya gelmesi, birlikte bir şeyler başarması neredeyse imkansız hale getirilmiş.

Artık iflah olmayan, kan deryası içinde olan, ada sakinlerinin barış içinde yaşayan değil, düşmanlaştırılan, huzursuzluğun, istikrarsızlığın istikrarını yaşayan bir Kıbrıs inşa edilmiş adeta.

1960 Kıbrıs cumhuriyeti kuruluş anlaşmalarına göre adada cumhurbaşkanlığı makamı Rumlara, cumhurbaşkanı muavinliği Türklere, bırakılması, kabinede ise 7 Rum 3 Türk bakan olarak anlaşılmıştı.

Yani aslında hiç bir araya gelemeyin, birbirinizi yiyin diye her şey yapılarak ayrılık resmileştirilmiş.  Ama sorarsanız her şey Kıbrıs'ın ve Kıbrıslıların istikrarı, refahı geleceği  için!

İngiliz'e “İtaat edenlerin biz ıslah edicileriz demeleri” gibi. Zaten Kıbrıs siyasetini takip edenler bu bilinçli çarpık kurgunun halen nasıl da etkili olduğunu, her birkaç yılda bir nasıl da politik tıkanma ve kırılmalara neden olduğunu yakından bilecektir.

Peki Kıbrıs ve Kıbrıslılar özel olarak seçilmiş ve bu konuda hiç huzur bulmayıp hep sorunlar içinde yaşasınlar diye istisna seçilen bir ülke mi? Bu kaos planları yalnızca Kıbrıs ve Kıbrıslılar için mi yapıldı?

Elbette hayır!

Sömürgecilerden kurtulan ve bağımsızlığını elde eden (!) bütün ülkelere demokrasi siparişi veren acımasız ırkçı emperyalistler bu sayede ülkeleri masrafsızca ama perde gerisinden idare etmeyi başardılar.

Her ülkenin ve halklarının kendine göre bir veya daha fazla hikayeleri var elbette!    Nasıl olsa ülkelerde birbirinden farklı kültürler, diller, dinler, renkler, ırklar bitecek değildi.

Bu farklılıkların çatışma halini bir kere kurumsallaştırdınız mı, gerisi kolay olacaktı ve birçoğumuzun yakından bildiği “ ENOSİS -TAKSİM” işte bu adada kan akıtmanın kurumsallaşma durumuna atıf yapar.

Böl, parçala, yumuşak lokma haline getir ve yut!!!

Bu durum sizin Anavatan diye taptığınız Türkiye’nizde de ne yazık ki aynı niteliğe sahiptir.

Osmanlı bakiyesi Türkiye cumhuriyetinde ulus devlet kurgusu toplumsal bünyeye de öyle derin yaralar açtı ki, hiç bir zaman kapanmayan öyle derin, kanayan yaralardan halen muzdarip haldedirler.

Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Muhafazakar-Laik…

Tam bitti, artık huzur ve barış gelecek denirken hiç beklemediğiniz yerden bir daha başlıyor, kandan beslenen acımasız cellatların vizyona koydukları, kaos, huzursuzluk, istikrarsızlık. Şekli farklıların büyük sorunlara dönüştürüldüğü kısır tartışmalar hiç bitirilmek istenmiyor ne yazık ki.

2002 yılında barış, kardeşlik ve herkes için insan haklarından, özgürlüklerden yaralanacağı yalanı ile tek başına hükümet olan AKP ve artık diktatörlüğü tartışılmaz olan Erdoğan sayesinde tam anlamı ile batırılan, iflas ettirilen ve çöküntüye saplanan bir Türkiye var bölgemizde.

Türkiye'de halklar param parça edilmiş, birbirlerine düşmanlaştırılmış ve artık üretim tamamen durmuş, borç dağları aşmış, adalet adeta saraya varmış, siyasi sistem çökmüş, tıkanmış ama koca ülke bunları konuşmak yerine Doğu Akdeniz tartışmaları ile meşgul ediliyor.

Gündemi yalnız başına belirleyen zorba yönetim her gün bir işaret fişeğini fırlatır, malum muhalefet de sudan çıkmış balık misali ne yapacağını bilmez halde debelenip duruyor, alternatif olamıyor.

Muhafazakarlarla laikler arasındaki farklar, kavgalar yine gündeme getiriliverdi bir anda, neden?. Halbuki aralarındaki temel fark; giydikleri kıyafetin uzunluğu-kısalığında, saç-sakal modellerinde belirgin değil mi?. 

Ne var ki, ırkçı emperyalistlerin, kan emici barbarların oyununa gelme konusunda muhafazakarlarla laikler arasında herhangi bir fark kesinlikle yoktur. Halkların Demokratik Partisi (HDP) hariç, ikisi sığ, ikisi de milliyetçi, ikisi de cehalet pençesinde.

Ellerine imkan versen birbirlerini boğazlayacaklar ama Amerikancılık, Batıcılık, statükoculuk, şekilcilik, milliyetçilik ortak noktaları. Dahası mehter marşı eşliğinde savaşa girmeye can atanlar var ya bir çatışma durumunda saklanacakları delik arama yarışı içine girecekler.

Dolayısıyla uydurulmuş bir mücadelenin rakip figüranları konumundalar. Taklitçi siyasetin foyasını ortaya çıkaracak siyaset güçlenmediği sürece bu kısır döngüye devam edecek ne yazık ki.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar