İyi Düşünün Bakalım Kazanan Kim Oluyor
Kazım Denizci

Kazım Denizci

İyi Düşünün Bakalım Kazanan Kim Oluyor

05 Kasım 2019 - 08:50

Bu yazımda ortaya saçılmakta sakınca görülmeyen ilişkileri biraz daha deşmek derdine kapıldım.               AKP - MHP koalisyonu bugün iktidar olanaklarını kendi aralarında paylaşma uzlaşısı içinde savaş politikalarının rantını da yandaşları aracılığı ile birlikte havuz medyasını da geliştirme ve basında tekelleşmeyi tamamlayarak  başka bir çok alanda örgütlenmeye doğru emin adımlarla ilerliyor.
Türkiye'de iktidarı elinde tutan Erdoğan AKP - MHP koalisyonu ve onlara destek veren sermayeye egemen güçler medyanın ayrımcı, ötekileştirici, ırkçı, militarist, cinsiyetçi ve sınıfsal aşağılamayı kullanmakta beis görmeyen dili, geriye kalan medya sahiplerinin faaliyet alanlarıyla yakından ilgilenmelerini ister, Talep eder, bu yönde talimat verir. Tekelleşmek ya da havuz medyası olmak işte böyle bir şeydir.
"Artık neredeyse savaş ve “vatan millet Sakarya” savunmasından başka bir şey içermeyen medyanın dili, ilk bakışta bir tür “hamaset” ve ideolojik bir bakış biçimi gibi görünüyor. Biraz daha derine inmek gerekiyor ve indiğimizde de bu “vatan sevgisi” ve “kurtuluş savaşı” edebiyatının aslında iyi para ettiğini görüyoruz. Türk halkının en azından büyük çoğunluğunu uyutup avutmaya yeterlidir.
Avuçlarının içine aldıkları Medyadaki ayrımcı, ötekileştirici, ırkçı, milliyetçi, militarist, cinsiyetçi, kin ve nefreti körükleyen, sınıfsal aşağılamayı kullanmakta beis görmeyen dili, medya sahiplerinin faaliyet alanlarıyla yakından ilgilidir. “Devlet- iktidar” dalkavukluğu, “Kemalist-milliyetçi-militarist” çizgiyi iktidar değişimiyle takip eden “Türk-İslam” sentezcilerinin savaş haberciliğini övmesinin kaynağı yedikleri kaymakta saklıdır.
Tek merkezden yönetildikleri gerçeğini artık gizleyemez hale gelen savaş çığlıkları atanlarla “güvenlik”, “savunma sanayi” adı altında silah üretimi ve ticaretinden para kazananlar aynı kişiler." Ballı börekleri hep birlikte yiyorlar. Hatırlayanlar bilecekler, 1990'larda, medya patronlarının banka sahibi olmaları, ülkeyi bedeli ağır bir finansal krize sürüklemişti; şimdi de, medya patronlarının silah endüstrisinde de patronluk yapmaları, "sessiz sedasız" Türkiye'yi büyük bir siyasi buhrana sürüklüyor. Sessiz sedasız diyorum ama, "Medyatik-Askerî-endüstriyel blok" şimdiden " acı meyvelerini" vermeye başladı.
"Medyada hemen her gün “Vurduk, öldürdük, yok ettik, inlerine girdik, leşlerini aldık; son terörist kalana kadar; kahraman-Mehmetçik o dağın tepesinde; düşman mağarada kıstırıldı; yeni İHA’lar göz açtırmıyor; SİHA’lar boş dönmüyor; kirpi önde gidiyor; Mehmetçik yeni silahlarla vurdu, Mehmetçiğin yeni silahı göz kamaştırıyor, milli ve yerli silahlar…” yayımlanan rutin “haberler” Türkiye’nin batısında ilgi çekmiyor olabilir; ancak belki de “Coğrafya kaderdir” meselesinden ötürü bu “haberler” her gün benim gözüme batıyor. Dolayısıyla özetle saydığım manşetleri atan medyanın “sahipleri kimdir” sorusu üzerinden medya-iktidar ve savaş ilişkisine derinlemesine bakmakta fayda var."
1990'lardakine çok da benzer bir şekilde, medyada bir yandan her türlü haberde, son derece "magazinsel" bir ton hâkim. "Savaş" haberlerinde bile, insan hayatının söz konusu olduğu haberlerde de durum böyle... 1990'lardan farklı olarak, sosyal medya-televizyon-gazetelerin oluşturduğu değişik bir "şeytan üçgeni" var. "Karalama haberler" önce bedava dağıtılmak ve resmî kurumlarca satın alınarak "takıma" girmek dışında fazla da bir okura ulaşmayan gazetelerde yayınlanıyor.
Sonra da, bu gazetelerdeki "atmasyon" haberler, televizyonda "haber-analiz" programlarında uzun uzun paylaşılıyor. Bu arada da, sosyal medyaya da bu haberler, troller ve otomatik mesaj atan bot hesaplar tarafından bol bol pompalanıyor. Oluşturulmak istenen "karalama algısı", bir yandan da, üzerinden oynanmış sahte resimler veya gene yalan dolan dolu görsel kolajların sosyal medyaya "salınıvermesi" ile destekleniyor.
"Terör" de, medyanın her türünün favori konusu... Tüm bu pompalanan "savaş dili" ve uygulamaları zaten kangren olmaya bırakılmış büyük bir toplumsal travma olan "Kürt Sorunu"nda, "Kürtler ve Türklerin kutuplaşması", "Kürt" ve "terörist" kavramlarının özdeşleştirilmesine neden oluyor. İyi düşünün bakalım kazanan kim oluyor.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar