Kansız Soykırım ve Asimilasyon Sarmalındayız
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Kansız Soykırım ve Asimilasyon Sarmalındayız

14 Nisan 2018 - 05:32

"YAŞADIĞIM" olaylara karşı bu bir isyan çığlığımdır aslında.                                                                                                                  Ben inanmıyorum ama inananlara göre İslam'da bela vermek beddua okumak çok günahtır derler. Bir olay karşısında kızdıkları zaman İnsanların en çok yaptığı davranışlardan biride “ Bela okumaktır.” Neden bu kadar çok bela verir insanlar gerçekten bilinmez. Bir feryat yada bir nevi isyan etmek olamaz mı? Anacığım sakın ha “ Kendinize, malınıza, yakınlarınıza ve çoluk çocuğunuza Beddua etmeyin ” Bu ifadeler durumu bir şekilde özetlemekte ve insanların mutlaka kendilerini bela okumaktan uzak tutmaları gerektiğini söylüyor.                                                                                                                        

Benim bela okumak yani Beddua etmek gibi bir inanç ve alışkanlığım hiç olmadı. 90 yaşına merdiven dayayan Anacığım benim mırıldandığımı duyunca ne oldun ya oğlum diye sorar, ben de ona memleketimin, insanımızın, ailemizin, evlatlarımızın ve torunlarımızın içine düşürüldüğü bu kötü yaşam koşulları karşısında sebep olanlara beddua ediyorum derim.                                                                                                                                     Bu benim "YAŞADIĞIM" olaylara karşı bir isyan çığlığımdır aslında, olamaz mı?

Anam inançlıdır, camiye gitmez, beş vakit namaza durmaz ama her hafta ölüleri için "BUHUR" yakıp duasını okur, bildiği kadar, Oğlum Beddua  etmek, bela okumak dinimizde o kadar aykırı ve günahtır ki Allah katında son derece günaha girersin diyor. Ne yapayım kafa sallayıp geçerim.

 Son zamanlarda ben de çok şahit olmaya başladım, insanımız ne yazık ki çok çabuk bela verip beddua ediyor. Acaba insan oğlu hiç düşünmeden ve sorumsuzca mı bu kötü davranışın içine kendilerini sokmaktadırlar? Böyle bir duruma düşmek elbette kötüdür ve kimse bu duruma düşmek istemez. Belki de beddua ettiğiniz kişi de buna layık olmayan bir insandır. Yok anam öyle bir hak eder ki sana anlatacağım hem sana yanlış bilgi vermişler, mazlumun zalime yapabileceği başka bir şey yoktur. Bu sebeplerden dolayı zulüm eden,hak yiyen,hayat karartan insanlara inancım olmasa da beddua etmeyecek de ne yapacağım?. 

İnsanlar, yaşadıkları haksızlıklar karşısında bunu birilerine hakaret etmektense daha çok bela okuyarak  olması da elbette üzücüdür ve insanlar bu durumun farkına varmaları kendi açılarından iyi olacaktır. Sinirlenseniz ve çok büyük bir strese girseniz dahi “ Bela vermekten” uzak durarak dikkat etmeniz gerekmektedir. Yapılması gereken bela okumamak, beddua etmemek ve bu şekilde davranan insanları da uyarmak olmalıdır doğrusu ama olmuyorsa da olmuyor, buna sebep olanlar utansın.

*** 

Atalarımız, dedelerimiz, babalarımız, sıra geldi biz ve çocuklarımız ve nihayet şimdi de  bu topraklarda var olalım, tutunabilelim, insan gibi yaşayalım, yaşatalım diye mücadele verdiğimiz tüm idealler paspas edilip yerlerde sürükleniyor ama biz umut fakirin ekmeği diyerek hala daha mücadele veriyoruz. Kurtarıldığımızı sandığımız 1974 yılından sonra yoğun olarak bu topluma uygulanan kansız soykırım ve asimilasyon dur. Hem de hiç kan dökmeden ve acı çektirmeden yapıyorlar. Yapılanlar karşısında toplumu oluşturan bireylerde hiç mi kabahat, kurur ve suç yok mu? Vardır elbet hem de en katmerlisinden vardır.

Sözümüzü hiç sakınmadan söyleyelim: Türkiye yönetimini elinde tutanlar geçmişte olduğu gibi bugün de Kıbrıslıyı ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Çünkü Kıbrıslıtürklerin Erdoğan'da yarattığı hazımsızlığın iyi niyetli sonuçlarlar çıkaramayacağı ortadadır. Kıbrıslıların, Türkiye egemen siyasetinin gözünde nasıl bir yer tuttuğunu anlamak için tarihe bakmakta yarar var. Bu arada, ağanın sofrasına şükreden, yoksulluğunu dert edinmeyen işbirlikçi kuklalar bütün bunlar yaşanırken onca baskı, zulüm, kansız soykırım ve asimilasyon yaşanırken, Erdoğan'a Devlete, Binali'ye ve onun buradaki valisine bizim kukla yöneticilerimizin alkış tutmalarını, önlerinde ceket düğmesi iliklemelerini  da divana bırakalım.

Bir Ülke, toprakları üzerinde "EGEMENLİĞİN" yoksa "YÖNETME GÜCÜN DE YOKTUR".                                               Kıbrıs'ın Kuzeyi 20 Temmuz 1974 den beri Türkiye Cumhuriyeti'nin kontrolü altındadır.                               Bundan dolayı hiçbir devlet Kurumu'nun kontrolü "KIBRISLITÜRK"  yönetimi altında değil.                           Ekonomide, Eğitimde, Sağlıkta ve diğer yönetim alanlarında başarılı olmamız ve kendi kendine yeten bir yapıyı kurmamız olanaksızdır. Kimse alınmasın ama tarih bu ülkeye ve halka kötülük yapanları da yazacak. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar