KENDİ YURDUMUZDA TUTSAK YA DA KÖLE MİYİZ?
Kazım Denizci

Kazım Denizci

KENDİ YURDUMUZDA TUTSAK YA DA KÖLE MİYİZ?

26 Kasım 2019 - 08:04

Kendi öz yurdumuzda tam bir baskı rejimi içinde yaşıyoruz. Öyle uzak adalara, uzak memleketlere sürülmeye ne hacet ki... Zaten sürgünün öylesi daha çok tarihin kötü hatıraları arasında şimdi; çoğumuz kendimizi bazen bir sürgün gibi hissetmiyor muyuz?
KTÖS genel sekreteri Şener Elcil radyo Mayıs'ta yaptığı programda ülkemizde Türkiye tarafından kansız soykırım ve asimilasyon uygulanıyor açıklamasında bulununca ülkemde olmaması gerekenlerin saldırılarına maruz kaldı. Şener Elcil iftira mı attı, yalan mı söyledi?
Baksanıza Türkiye'nin askeri harekatından sonra bilinçli ve kasıtlı bir şekilde uygulanan politikalar sayesinde Kıbrıs'ın kuzeyinde her şey değiştirilip dönüştürüldü. Mahalle bakkalları bile pek kalmadı artık. 
Tatlı çeşitlerimiz bile değiştirildi, yemeklerimiz acılaştı, tadı kaçtı dondurmanın… Sokaklarımızda sabahın erken saatlerinde süt ve yoğurt satan seyyar satıcı  köylüler nerede?. Benim çocukluğumda yoğurtçu Musa vardı, öyle gür bir sesi vardı ki uzaktan “ Yoğurtçu geldi gaçıyor” sesini duyduk muydu tamamdı. Tüm mahalleli toplanırdı. Bir daha nerede buluruz ki o günleri.
İnsanın çocukluğundan hatırlayacağı bir şeylerin olması elbette güzel. Eski fotoğraf albümlerinin sararmış sayfaları arasında şimdi hepsi, birer hatıra: Sesleri kulağımızda çınlayan, uzak bir görüntüyle hayal etmek eski günleri. İnsan eski fotoğraflara bakınca bazen büyüdüğünü, gençleştiğini hatta yaşlanmaya başladığını kabul etmek istemiyor. 
Nasıl da geçiyor yıllar… Nasıl geçmiş? Kendinle bir yüzleşme hesaplaşma hâli: Başardıkların ya da başaramadıkların… Bilmem yaşı altmışı biraz geçince mi böyle düşünüyor insan. Bu güne bakar mısınız? Peki ya gelecek?.. İnsan bir türlü hoşnut olamıyor şu dünyadan. Birinin meselesi diğerinin de sorunu hâlbuki. 
O kadar çok ortak derdimiz var ki bu memlekette. Şartlar ağır, dayatılan koşullar ağır ve çekilmez, Memnuniyetsizlik çok. Birey de toplum da mutsuz. Kapitalist dünya sömürdüğü yetmiyormuş gibi insanları birbirine kırdırıyor, birbirine yabancılaştırıyor. Geleceğe güven duyamayan yerlisi yabancısı ile yüzbinler yaşıyor bu ülkede. Hepimizin ortak bir derdi var insan yerine konmak ve yaşamak.
Da neler var saymaya devam edeyim mi? Can sıkıcı bir sürü veri. Adaletsizliğin, ekonomik kırılmaların, eğitimdeki kalitesizliğin ve İslama teslimiyetin, Sağlıkta dökülüp saçılmanın, üretimdeki düşüşün, medya dediğimiz basın ve sivil toplum üzerindeki baskının, körelmenin, kurumların işlevsizleşmesinin, hala daha mağduriyet yaratan göç yasasının, cezaevindeki ağır dolulukla birlikte koşullarının, insan hakkı ihlallerinin toplumda yarattığı travma ve huzursuzluklar gün gibi ortada.
İyi olacak diye avunuyoruz. Ne zaman? Çok yakın mı? Bin yıl sonra mı? İşte onun orası belli değil!     Ve bir anda yalnızlığımızla bir özgürlük ve kurtuluş gerek cümlesinin içinde buluyoruz kendimizi.       Bu minval üzere özgürlüğün dile, fikre, davranışa, yaşamın tüm alanlarına kültürel bir bilinç olarak yansımadığı hâllerde hep bir dışlanmışlık, ayrımcılık, nezaketsizlik, bencillik, haksızlık… İşte kendi yurdunda sanki bir sürgünlük…
Aslında biz ne yazarsak yazalım, ne söylersek söyleyelim yollarda, sürgünlerde yaşanan acıları anlatabilmemiz çok zor, hatta olanaksız, anlamak isteyen de yok gibi görünüyor buralarda.                 Statükoyu, ,işgal, soykırım, asimilasyon ve aslında içinde bulunduğumuz şartları pekiştiren tabular, kırmızı çizgiler, ezberler var farkında olarak ya da olmadan tekrarlanan. Bilerek ve isteyerek hayatı yönlendirirken, önyargılar belirleyici unsur. Kibir ise üstesinden gelinemeyen bir hastalık. 
Oysa adil bir düzende, barış ve kardeşlik içinde sevgiyle yaşamak ve sevgi için yaşamak dururken, bir insan, ömrünün sonuna ya da zaman onu azat edinceye kadar başkalarının koyduğu geçersiz kural ve kanunların kölesi olarak kalabilir mi? Dikenler ve kafatasları arasında, kendi bedeninin gölgesini görmemek için, gözlerini yere dikerek, ya da yüzünü güneşe dönerek, sonsuza kadar durabilir mi? Kıbrıslılar yaşıyor, yaşatılıyor ve ellerinde olmasa bile kalabiliyor işte
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar