Kimliğimiz, karakterimiz çalındı…
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Kimliğimiz, karakterimiz çalındı…

30 Kasım 2021 - 10:40

Yüzsüzlük, genetik midir yoksa sonradan kazanılmış davranış biçimi midir sorusuna doğrusu sağlıklı bir cevap bulamadım. Bilirsiniz yüzsüzlük dilimizde; arsızlık, utanmazlık, sıkılmazlık, çekinmezlik karşılıklarında da kullanılır.

Yüzsüzlük ve onun doğal soncu olan pişkinliği kendisine yaşam felsefesi olarak seçenler son zamanlarda öylesine çoğaldı ki bu durumun nedenleri toplum bilimciler ve psikologlar tarafından değerlendirilmelidir. 

İnsan yaşlanınca Parkinson ve ya bunama hastalığı sonucundan dengesiz davranışlar sergileyebilir. Peki, yüzsüzlük ve pişkinlik bir hastalık mıdır? Evet, hem de ilacı henüz bulunmamış tedavisi imkânsız bir hastalıktır. Bu hastalığın kronikleşmesi kişiyi yalamacı, yıkamacı, bencil vs yapar.

***

Yüzsüzlük öyle kolay kazanılır bir meslek(!) değildir. Bir insanın yüzsüz olması için önce ar damarının çatlaması; ardından utanma duygusunun dumura uğraması gerekir. Yüzsüz insanda kişilik, haysiyet ve şeref aranmaz. Yüzsüz olmaya soyunan kişi, özellikle toplumsal ve ahlaki değerlerden kendini soyutlar.

Artık sistemin çarkları içinde yerini almış, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen ve diğer insanların hakkını çiğneyen, onların üzerine basarak halkın sırtından küpünü doldurma yarışına girmiş siyasi kişiliklerle karşı karşıyayız, bu adanın yarısında...

Özetle bu konuda diyeceğimiz o ki, saraylarda yaşayan taklitçi sözde milliyetçi /dindar Müslümanlar, zengin/dindar olmayan insanlar gibi, kendilerini lüks ve şatafat içinde yaşayarak zamanını lüks şeylerle tüketiyor. madem öyle ikisi arasındaki fark nerede kaldı?''

***

Yaptıkları söylediklerinin tam tersi olan, buna rağmen ortaya çıkıp yüzsüzce arsızca yalan, talan ve demagojiye devam eden bir siyasi anlayışın ve onun çanak yalayıcıları ile karşı karşıyayız.

Yapılan ve olan şu, Türkiye’yi ve "KKTC"yi idare ettiğini iddia edenler “PARA İÇİN” bir tarafta emperyalizmle ve onun patronu  ABD ile her türlü açık gizli ilişkiler içinde her türlü anlaşmayı yaparak halklara zulüm yaparak,  katletmek üzere adımlar atıyor.

Hızını alamayıp hakları gasp edilen işçilerin, emekçilerin üzerine saldırılar gerçekleştiriyor, dahası bunlar bir küçük kemik parçası kapmak için Ortadoğu’da kanlı bir hesaplaşma ve paylaşmanın tarafı oluyorlar. Bizimkiler de arkalarından koşarak onlara yalakalık yapma adına alkış tutuyorlar.

***

Diğer taraftan da iflasa sürükledikleri, batırdıkları ve çaldıklarını üzerini örtmek için yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmek adına kırk takla atıyor, bunun için yasalar yapıyor, daha düne kadar suçladıkları düşmanlarının yollarına kırmızı halılar seriyorlar.

Bunun adı “TAKKİYECİLİK” sahtekarlık ve iki yüzlülük değil mi? Toplumu katleden, sefalete sürükleyen, yalnızca kendi ve ailesinin saltanatını düşünen; dini, milli ve insani duyguları istismar ederek çıkar sağlayan halk düşmanı yüzsüz ve dengesizlere; inanıyorum ki günü gelince halkın da tokadı ağır ve güçlü olacaktır. Yeterli olacak mı? Hayır, halk mahkemeleri tarafından ”YARGILANMALIDIRLAR”       

***

Hiç “Olur mu öyle şey!” diyorsanız sorayım o zaman. Neden bütün bu hırsızlıklar, vurgun ve soygunlar karşısında alın terlerinizin çalınmasına sessiz kalıyorsunuz? İnsan hayatında o günleri yaşıyoruz, bizler.

Toplumun önünde uzayıp giden karanlık bir yol bıraktılar,  o karanlık yolda ilerlemekten başka çaresi kalmaz, artık tükenişini yaşıyor ve geri adım atamayacak kadar çaresiz,  bitkin ve yorgundur çünkü…

Temelinden sarsılıp yıkılmamış bir toplumsal karakter ve artık bugün elimizde hiç bir şey bırakılmamış duruma sokulduk, durun bakalım daha, daha başımıza neler yıkılacak….

Kimliğimiz, karakterimiz çalındı…

Kibir ve egolarımız her şeyin önüne geçti…

İnsanlığımızı yitirdik kısacası…

İnsanca toplumsal davranmayı terk ettik…

Gururu çıkartırsan insandan geriye ne kalır…

Haysiyeti çıkartırsan ne kalır, ne kalır insandan geriye?…

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar