La Liberte'nin peşinden koşanlara selam olsun!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

La Liberte'nin peşinden koşanlara selam olsun!

20 Mayıs 2021 - 12:37

İnsani koşullarda yaşamak, karnını onuruyla doyuracak eşit bir yaşama sahip olmak, her insanın hakkıdır. Ekmek yani temel yiyecekler nefes almayı sürdürmek için gereklidir, ancak özgürlük hayatın anlamının kendisidir.

O olmadan olmaz, insan kendi benliğini hissedemez ve bir köle olarak, nefes alıp veren bir makine olarak yaşar sadece, kendi özüne yabancılaşır. Öyle olmasaydı köleler, Spartaküs önderliğinde isyan etmezlerdi.

Çünkü iyi ya da kötü karınları doyuyordu. Öyle olmasaydı kahve tarlalarında zorla çalıştırılan köleler, ölümü ve korkunç işkenceleri göze alarak kaçmaya çalışmazlardı. Daha önce de yazımda örnek vermiştim, çoğu insan özgürlüğünü karnını doyurmak için satar.

Oysa özgürlük, bazı insanlar için ekmekten daha değerlidir. Örneğin Brezilya’da sokakta yaşayan insanların uyuyabilecekleri ve ücretsiz karınlarını doyurabilecekleri devlete ait enstitüler vardır.

Ama sokakta yaşayanların çoğu zorunlu olmadıkça, oraya gitmekten kaçınır. Çünkü sokaklarda özgürdürler ve özgürlüklerini garanti edilmiş ekmekle değiştirmek istemezler. Özgürlük, onu bilmeyenler için çoğu zaman bir şey ifade etmez, ama özgürlüğü bir kez tadanlar ondan asla vazgeçmek istemezler.

Örneğin hayvanat bahçesinde tüm hayvanların yiyecekleri hazır olarak verilir. Hayvanların doğada olduğu gibi, avlanarak karınlarını doyurmaları gerekmez. Yiyecekleri onlara günlük olarak verilir.

 Ancak kafeslerin demir kapılarını açarsak, ne görürüz? Hayvanların hepsi ya da en azından çoğunluğu kaçacak ve garanti edilmiş yiyeceklerini özgürlükleri ile değişeceklerdir.

Bir tercih yapabilselerdi bu hayvanlar, kafeste kalarak yiyeceklerini garanti altına almayı mı, yoksa kafesten içgüdüsel olarak koşarak çıkmayı ve uçsuz bucaksız vadilerde ormanlarda özgürce koşabilmeyi mi tercih ederlerdi?

La Fontaine’nin anlattığı kısa öyküdeki atın dediği gibi, “Bak vurulsun da ağzına bir gem, kalır mı dünyanın tadı?” Atın yiyecek samanı vardır ahırda, ama özgür değildir. Öyleyse ekmek, özgürlükten değerli olamaz.

Tarihsel olarak da böyledir. Çünkü insanın asıl kendisini gerçekleştirebileceği alan özgürlüktür.                       Albert Camus, “özgürlüğü tarihin kaybolmayan tek değeri” olarak tanımlar. Diderot ise, “her ayrıcalığın özgürlüğe bir saldırı” olduğunu belirtir.

İşte bunun için Fransız devriminin sloganı “Özgürlük, eşitlik ve kardeşliktir” Eşitlikten ve kardeşlikten yoksun bir özgürlük, aslında özgürlük değildir. İçinde barışı ve umudu da barındırmaz. Bana göre özgürlük, ekmekten daha değerlidir.

Öyleyse, bugünü ya da geleceği kurgularken, öncelikle insanların özgürlük taleplerine yanıt vermeyi düşünmek ve insanları kısıtlamak yerine, onların önlerini açmak gerekir. İnsan ancak kendisini özgür olarak ifade ettiğinde kendisi olmaya daha yakındır ve kendisini özgür olarak ifade eden insan yaratıcıdır.

Özgürlük, gerçekten inandığına inanmaktır. İnanmadan inanmış gibi yapmak, insanın kişiliğine ters bir durumdur özünde ve onun kişiliğini, karakterini törpüler. Birilerine tabi olmak ve gerçekte istemeden de olsa onların hata ve yanlışlarını savunmak zorunda kalmak, ya da onlarla yüzleşmekten kaçınmak, görmemek, insanın kendi inançlarına yaptığı en büyük darbedir. Bu durumdaki insanın yapacağı tek şey, içinde bulunduğu durumun felsefesini yapmak ve bu durumu inancına uygun hale getirecek şekilde gerekçeler üretmektir. Yani bu aslında inanmadan inanmaktır.

Bu konuyu yarın biraz daha irdeleriz, bu günlük hoşça kalınız

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar