Muhalif olmak bir erdemdir
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Muhalif olmak bir erdemdir

04 Ocak 2022 - 11:00

Ada yarısında getirildiğimiz bu eşikte ülkesine ve toplumuna yabancılaşma her yere sirayet etmiş durumda. İçten içe tükenen insanımız bir yandan yaşamını sürdüremediği noktaya hızla ulaşırken bir yandan da tüm olumsuz gelişmelere karşı pasifliğe meyletmektedir.

Kocaman, karanlık bir uçurumdan aşağı bakmaktayız ve korkuyoruz.” Evet benimse 2022 den tek dileğim uyanışın vereceği güçle ile korkusuz olmamız. Başka da varolma nedenimiz sanırım kalmadı.

Toplumsal düzen ve ebediymiş gibi dayatılan alışkanlıklar sorgulanmaya başlandı ya bir yerlerde panik havası esmeye ve bu sorgulanmanın başkaldırıya dönmesini engellemeye çalışması solcularımıza kaldı.

Umudun yükselmesi isyanların artmasından belli. Değişim ihtiyacının başıboş bırakılmaması, yerelden genele yayılıp kökleşmesi için yapılması gereken da çok işler var ve herkes bir yerinden tutarak bunu yapmaya çalışıyor.

Demem odur ki sevgili dostlar, enseyi karartmanın lüzumu yok, umudu yitirmenin tek bir maddi nedeni de yoktur. Yeter ki neyin ne olduğunu söyleyenler bunu söylemekten ve varolma için mücadele etmekten vazgeçmesin.

***

Adaletsizlik hem yönetim, hem de toplum için en büyük felakettir. “Devlet” yönetim sistemiyle ve kurumlarıyla bir bütündür. Adaletsizlik sonucu birisinde baş gösteren çürümüşlük, bütün kurumları ve sistemi tahrip eder.  Söz konusu çürümüşlük, özellikle siyasete siyasetçiye söz konusu olunca vatandaş tepki gösteriyor.

Bu ada yarısında evrensel anlamda demokratik bir hukuk devleti olmasa da anayasasında yazdığına göre kuruluş felsefesi ve siyasal rotası hep demokrasi ve hukuk istikametinde deniyor.

Tamam demokrasi yok anladık da en azından demokrasi ve hukuk devleti taklidi ile yola devam ediyorsunuz ya tamamdır. Peki, bütün bu olumsuz gelişmeler karşısında toplumun ilgisiz, sessiz kalması veya öyle görünmesi düşündürücü değil midir.

Haksızlık, hukuksuzluk, ayırımcılık karşısında sessiz kalmanın haklı gerekçelerini bulmak mümkün mü? Yolsuzluk, talan, yağma ve en son olarak siyaset-mafya ilişkileri yargıya kadar taşınması karşısında dahi sessiz kalan bir toplumsal duyarsızlık söz konusudur.

***

Çetelerin hükümet ve siyasetçiler adına böylesine racon kestiği bir ortamda yönetim, siyaset ve “devlet”  yapısı, niteliği sorgulanmayacaksa toplumsal duyarlılıktan nasıl söz edilebilir siyasiler?

Ve “Rüşvetçi politikacıları, düzenbazları, hırsızları ve hainleri seçen halk kurban değildir, suç ortağıdır.                     Bu gerçekliğe rağmen, toplumsal çoğunluğun haksızlıklar karşısında sessiz kalması, hükümetler ile “sessiz bir mutabakat” içinde olması, aydınların, bilge ve siyaset adamlarının itiraz etme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bunun en güzel örneklerinden birini Sokrates, hâkim karşısında şu sözleriyle göstermiştir:

 

Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır.

Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum.

Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz.

Kurulu düzene muhalif olanlar bir cins at sineğidir. Siz onu kolaylıkla ezip yok edebilirsiniz. Ama bu hareketiniz toplum için büyük zararlara yol açacaktır. Topluma yol gösterme işlevi gören muhalifler yok edilirse bundan ancak toplumun kendisi zarar görecektir. Unutmayınız, Adaletsizliğe ve haksızlıklara muhalefet etmek bir erdemdir.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar