NE GARİP BİR ÜLKEDİR ŞU KIBRIS
Kazım Denizci

Kazım Denizci

NE GARİP BİR ÜLKEDİR ŞU KIBRIS

14 Ocak 2020 - 08:00 - Güncelleme: 14 Ocak 2020 - 10:38

Ne garip bir ülkedir şu Kıbrıs, ama özellikle de kuzey bölgesi tam bir siyasi mezarlığı andırıyor.         Üç kişi, beş kişi bir araya gelip parti adında bir tarikat,dergah kurar işlerini kolayca yapabilsin diye.     Çünkü devir artık küçük olsun benim olsun devri. Otur dediğin zaman oturacak, kalk dediğin zaman kalkacak emir erleri devri.
Yetki sahibi hiç kimse kendisinden daha tecrübeli ve donanımlı isimleri ileride kendisine rakip olur, koltuğundan eder diye etrafında görmek istemiyor. Barış diyenlere ceza, silah çekenlere ödül verilir
Bir de partisine maddi ve manevi olarak yıllarca hamallık yapmış,hizmet etmiş, ‘görev alınmaz, verilir’ diye kandırılmış, hiçbir makama talip olmamış, mücadele aşkı yüzünden sadece verilen görevleri yapmış,gece gündüz demeden çalışmasına rağmen dışlanmış, sessiz, şaşkın, kırgın ve kızgın isimler var ki işte burada işler biraz karışıyor.
İşin içine ah giriyor, intizar giriyor. Çünkü elinden başka bir şey de gelmiyor. Liderine sultasına sadık, partisine sadık, dava olarak gördüğü partisini ve liderini terk edemiyor da. Çaresiz bir kenarda oturuyorlar “Bu dönem o dönem. Hırsızlar zengin, metresler eş, eşekler adam olur. Odundan kapı, taştan saray olur.
Gün gelir zorbalar destan, onları destan yapanlar Mestan olur, Gün gelir hadsizlik özgüven, saygı yalan, sevgi dolan olur.Gün gelir çivisi çıkar dünyanın, konuşamayanlar hatip, şifa veremeyenler tabip, yazamayanlar katip olur.Ama yine öyle bir gün gelir ki verenler alır, gidenler uslanır, dönenler.
Merdiveni koşarak çıkanların gün gelir ayağı takılır, sevgisini vermeyen gün gelir kimsesiz kalır, aldatan bir gün sadakat için, çalan bir gün adalet için, döven bir gün şefkat için yalvarır. Piyon deyip geçme, gün gelir şah olur. Şaha da fazla güvenme, gün gelir mat olur. Öyle bir gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur.” 
Çünkü bu düzen tam anlamıyla bir para paylaşımı, soygun ve talan düzenidir. Bu düzende seçimler devlet malının başına kimin oturacağını tayin etmek amacıyla yapılır. Bir siyasi parti için iktidara gelmek, mal ve paranın başına oturarak yandaşlarına dağıtmak anlamını taşır. 
Bu düzende siyasi parti yöneticileri dünyanın en namuslu insanları dahi olsalar sonuç değişmez. Çünkü düzen böyle kurulmuştur ve böyle işleyecektir. Bütün bunlar ‘‘bürokratik devlet’’ mekanizmasının temel öğeleridir. 
Bu tür devletler halklarına karşı güçlenmek zorundadırlar. Çünkü filozofik anlamda en büyük düşmanları kendi halklarıdır. Dünyanın en güzel elbisesini giydiğini zannederek halkının karşısına çırılçıplak çıkan padişah, bu tür devletin çarpıcı örneğini oluşturur. 
Ancak bunu yapmak için aydın kesimin rehavetten silkinmesi, ülkesine karşı görevlerini hatırlaması ve demokratik yeni oluşumlar için çile çekmeye hazırlanması şarttır. Aydın kesim, olan biten her şeye seyirci kaldıkça ve daima kendi rahatı uğruna bürokratik devletin yanında oldukça hiçbir şeye çözüm bulunamayacaktır.
Bunun için de öncelikli olarak yapmamız gereken, kendimizi, kendi ailemizi, kendi mahallemizi, kendi örgütümüzü, kendi kurumumuzu sorgulamak, işe buradan başlamaktır. Aksi halde muktedir değişse de onun yanında yer alacak uyduruk seçilmişler ve koca kalabalıklar her zaman olacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar