NORMALLEŞECEKMİYİZ YOKSA NORMALLEŞMEYECEKMİYİZ?
Kazım Denizci

Kazım Denizci

NORMALLEŞECEKMİYİZ YOKSA NORMALLEŞMEYECEKMİYİZ?

27 Mayıs 2020 - 02:00

Türkiye ve yavrusu "KKTC"de Hükümet “Normalleşme” süreci başlattı. Sizce toplum bu süreci nasıl yaşayacak?  Toplum olarak sizin, düşünceniz, isteklerinin, talebiniz nedir? soran oldu mu?

Hükümet bu olağan dışı duruma mahsus ve sadece bir kereliğine toplumun varlıklı kesimlerinden servet vergisi alsaydı, özel sektör emekçisine "hade git ihtiyat sandığında biriktirdiğin kendi paranı çek ve anla ne kadar severik seni" demek zorunda kalmazdı. 

Bir insana geleceği için yasa gereği biriktirdiği parayı vererek iyilik yapmış falan da olunmaz. Bir seferliğine ve makul bir miktarda zenginden alıp fakire vermek varken bizimkiler fakirin bir cebine koyup diğer cebinden çıkarmayı seçti...

Peki siz ne sanmıştınız? Gece gündüz çalışarak insanlığı bu salgından kurtaracağınızı mı? 

Buna izin vereceklerini mi? Çabanız taktir edilecek düzeyde, ama kapitalizmde böyle bir şeye izin yoktur. Sizin gücünüz yetmez kapitalizmin ürettiği hastalıkları tedavi etmeye..

Kapitalizm izin verdiği sürece yaşıyoruz artık, bunu fark etmeliyiz. Eğer bugün hala nefes alıyorsak, bunda bizim payımız yok. 

Kapitalizmin bize olan ihtiyacındandır bu durum. Emek yoksa, kapitalizmde yoktur. Bilimi, teknolojiyi, her türlü silahı ve gücü elinde bulunduranların toplumları yönlendirdiği, kontrol ettiği daha net görülmüş durumdadır. Sosyal medya bile onların ürettiği ve izin verdikleri ölçüde kullanabiliyoruz.

Sermaye kendi mezar kazıyıcılarını yarattığı gibi, onları kontrol altında tutmanın da yolunu aramaktadır. Salgınla bunu şimdilik başarmış görünüyorlar..Peki nereye ve ne zamana kadar?

***

Bütün dünyayı teslim alan salgın tehlikesi ülkemizde de devam ederken “Normalleşme” diye ilan edilen uygulamalar gösteriyor ki, toplum sağlığını ve ihtiyaçlarını değil sermayenin ihtiyaçlarını ve hükümetin kasasını gözeten açık bir tercihle hareket ediliyor.

 Salgının başında da ifade edilen talepler hâlâ geçerliliğini koruyor. Zorunlu yerler dışında üretime ara verilmesi, bütün çalışanların ücretli izinli sayılması, işsizlik fonundan bu süreçte ayrımsız tüm çalışanlara işsiz kalan bütün işçilere en az asgari ücret düzeyinde ödenek verilmesi sağlanmalıydı.

 Yine ayırım yapılmadan bütün çalışanlara yaygın ve ücretsiz test yapılması, işten atmaların ve ücretsiz izne göndermenin gerçek anlamda yasaklanması, başta işsizlik fonu olmak üzere ülke kaynaklarının bir avuç sermaye sınıfına aktarılmasına son verilip, işçiler, emekçiler ve toplum için kullanılması.

Ancak bu işbirlikçi kukla, zavallı hükümeti, zorlayacak düzeyde güçlü bir mücadele olmadan bu talepleri hayata geçirmeyeceğini biliyoruz. Hatta  işçiler için özel çalışma kampları, işverenlerinin işçilerin her hareketini izlemek için projeler geliştirdikleri biliniyor.

Emekçilerin boyunlarına boyunduruk gibi takmayı hedefledikleri elektronik pranga, hükümetten de güç alan sermaye sınıfının salgın döneminde işçi sınıfı üzerindeki baskıyı, denetimi artırmayı, sömürü koşullarını ağırlaştırarak tüm kazanımlarını gasp etmeyi hedeflediğini gösteriyor. 

Önümüzdeki süreçte işçi sınıfını ve emekçileri bekleyen “yeni normal” bu ise can güvenliğimiz için, hayatımız için örgütlenmekten başka da bir alternatif aklıma gelmiyor. Biliyoruz ki emeklerini, haklarını, canlarını savunmak için işçiler, emekçiler seslerini çıkarttığında yine karşılarında hükümet sermaye sopasını bulacaklar. 

İşçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini hep birlikte savunmalıyız. Özgürlük için, ekmek için ve yaşamak için mücadele etmek, tüm işçi ve emekçilerin görevidir. Başka da bir görevleri olmamalıdır.

Benim ve tüm insanlığın bayramı , zulmeden bu sömürü ve talan düzeninden kurtulduğumuz zamandır ! İnsanın insana ihtiyacı var , tanrıya değil ! Yaşadıklarına ve tarihe bakarsan anlarsın !                      Bu düzen değişmeden , işçiler , emekçiler için bayram yok !

Bilim, akıl ve bilmenin yorucu ve zahmetli sürecinden ürkütülen kitleler, iman ve teslimiyetle, hem iki dünyalarını kurtardıklarına hem de Cumhuriyet’le kendilerine altın tepside sunulan zenginliklerin emperyalistlerce sömürülmesinin bir deposu olduğuna inandırılmışlardır.

OTORİTERLEŞME DEĞİL ÖZGÜRLEŞME

Önümüzde duran iki seçenekten biri içe kapalı otoriter bir yapı, diğeri ise özgürlüklerin genişleyeceği dayanışmacı seçenektir. Tercihimiz dayanışmacı ve özgürlükçü yeni bir dönem olmalıdır. Önümüzdeki günlerde, tüm kaynakları etkin şekilde kullanarak üretmeyi; daha ölçülü tüketmeyi özendirecek, dayanışma bilincini artıracak büyük bir dönüşüme odaklanmalıyız. Mustafa Akıncı

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip...

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının...

Dayan kitap ile,

Dayan iş ile,

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.

AHMED ARİF

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar