Ölen gençler suçlu ilan edilirse hiç şaşırmam. Önlem için...
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Ölen gençler suçlu ilan edilirse hiç şaşırmam. Önlem için ölüm şartı mı?

09 Aralık 2018 - 09:33

“Elim sanata düşer usta/Dilim küfre, yüreğim acıya/Ölüm hep bana/Bana mı düşer usta?/Sevda ne yana düşer usta/Hicran ne yana/Yalnızlık hep bana/Bana mı düşer usta?/Gurbet ne yana düşer usta/Sıla ne yana /Hasret hep bana/Bana mı düşer usta?” Bu dizelerin sahibi,Türkçe şiirin önemli isimlerinden Refik Durbaş geçen hafta hayatını kaybetmişti. Onun yaşamı boyunca ortaya koyduğu şiir ve eserlerinden bir kısmını da yayınlamıştık

Geçen gece araçlarının sel sularına kapılması nedeniyle uçuruma sürüklenerek hayatını kaybeden 4 gencin seyir halinde  bulundukları Lefkoşa-Girne yolunun tadil edilen bölümüyle  ilgili kan donduran iddialar ortalıkta dolaşırken istifa kuralını çalıştırmaları gerekenler hala daha konuşuyor.

Konuşulan ve iddialara dayandırılan haberlere göre yol yapımı çalışmasından önce bölgede mevcut olan ve dağdan gelen suyu dereye yönlendiren su kanalı çalışmalar sırasında kapatıldığı anlaşılıyor. Diğer bir iddia ise araçların  park etmesi için bırakılan bu noktaya  bariyer koyulmadığı yönünde.

 Vatandaşlar tarafında ortada dolaşan söylentilere göre uzun süredir devam eden çalışmalar sonucunda yakın bir tarihte tamamlanmış olan bir yola dökülmüş asfaltın altındaki zeminin nasıl bu kadar kolay dağılabileceği  de bir başka  soru.

HP milletvekili ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’ın iddialarla ilgili ne yanıt verdiği yanıt ve açıklamaları duydukça inanın asfalyam yani sigortam atıyor. Gelmiş geçmiş tüm siyasiler gibi sayın Atakan da kendine göre gerekçe ve mazeret uydurup yaşanan acının soğumasına buz katıyor.                                                                                                                                                                                     

***                                                                                                                                                                                                       

Adına ‘felaket’ denilen olaylar dizisi, kader ve alınyazısı gibi gösterilmesi olayların yaşanış gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Haramiler, açgözlüler sayesinde ranta dayalı, plansız kentleşmenin, betonlaşmanın ve ekolojik talanın bir sonucu aslında.

Kısacası insan yapımı ve ihmallerle dolu birçok iş gibi bir felaket yaşanınca suçu yağmurda veya olağan üstü bir şeylerde aramak değil, bizzat bu insan faaliyetinin kendisinde aramak en doğru yol olması gerekmez mi?.

Fakat burada insan derken de tek ve genel bir insan tanımından bahsetmiyoruz, tüm insan, hayvan ve canlılardan da söz ediyoruz. Arkasında torpilli bir dayısı olan ve elinde gücü bulunduran, sermaye sahibi, usulüne uygun yol, köprü vs her bir yeşil alanı çok katlı bina dikilecek ticari rant alanı olarak gören insandan yani ticari sermaye olarak insandan bahsediyoruz.

Dere yatağına otel yapabilecek kadar gözü dönmüş olan, dağ eteğine villalar dikebilecek kadar doğaya sömürülecek bir ‘şey’ olarak yaklaşan, her dönem bir şekilde kazanmasını bilen fakat kazanırken de toplumsal çevresel ve ekolojik olarak genel bir yıkımı örgütleyen insandan sözediyoruz.

Tüm ticari ve zümresel çıkarlarına, bitmek bilmez kar arzusuna tüm bir yaşamı mahvetmeyi göze alabilen adına insan denen yaratıklar!

Özellikle pırıl pırıl gencecik insanların ölümünden dolayı yetkili makamlar en ufak bir sorumlulk kırıntısı duymuyorsa ortada çok ciddi bir sıkıntı var demektir. Vicdan ve ciddiyet sıkıntısı.

Sosyal medyada ve kamuoyunda dolaşan iddialar var. Yetkililerin görevlerini gerektiği gibi yapmaması, yolda bariyerin olmaması gibi… Bu iddialar ancak aşağıdan yukarıya ciddi bir soruşturma başlatılarak cevaplanabilir.

Şu an kamuoyunun da talep ettiği ve ihtiyaç duyduğu adım budur. Yaşananlar üzüntülü açıklamalar yaparak değil, sorumluluk bilinci ile hareket edilerek, gerekirse istifayı da gündeme alarak kapsamlı bir soruşturma yaparak yüzleşilebilir. Sorun sadece bir ‘felaket’ sorunu değil aynı zamanda bir vicdan ve sorumluluk sorunudur da.

Mesela dere yataklarına yapılan oteller, üniversiteler, devasa villalar hala hiçbir şey olmamış gibi oralarda var olmaya devam edecekler mi? Yoksa doğanın, çevrenin talanı sırf kum çakıl ihtiyacı plansız olarak karşılansın diye devam mı edecek? Yaşananlar net bir şekilde doğanın talanının, tüm bir yaşamın talan edilmesi olarak geri döndüğünü göstermekte.

İnandırıcı bir soruşturma yapılıp, halka kafasındaki soru işaretlerini gidermeye yönelik ciddi bir rapor sunulacak mı? Yoksa klasik "kktc" siyasetinde alışıla geldiği gibi ‘sin de gülle geçsin’ nasıl olsa bu aptal toplum beni yine seçer rolü mü takınılacak?

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar