ÖNEMLİ OLAN KAVGANIN KENDİSİDİR
Kazım Denizci

Kazım Denizci

ÖNEMLİ OLAN KAVGANIN KENDİSİDİR

22 Mayıs 2020 - 02:00

Hep bir kuşatılmışlık duygusuyla yaşarsın seni tüketen zamanı… Düş kırıklıklarının yüreğine acı bir bıçak gibi saplandığı çok uzun geceler yaşarsın.. Öyle ki; aynaya bile bakmazsın, bakamazsın uzun zaman, gözlerinin derinlerine oturmuş yenilgiyi görmemek için…

Sonra, tek başına kaldığın hissine kapılırsın… Dayanılmaz bir yalnızlık duygusudur bu… Ama yüreğinin derinlerinde bir ses hiç de böyle olmadığını fısıldar durmaksızın… Aslında yine o küçük yenilgilerden birini yaşadığını anlarsın… Suskun ama yürekli, bitkin ama ayağa kalkmaya hazır insanların kavgaya ortak olduğunu hissedersin…

Kavga, işte o zaman çok güzeldir… Teslimiyetler, ihanetler, içten fethedilen kaleler, hepsi bir çırpıda silinmiş, geride kalmıştır. Kavgaya kaldığın yerden devam edersin. Düşenlere, uzlaşanlara, teslim olanlara, saf değiştirenlere dönüp bakmazsın bile…

Hiç tanışmadığın ama çok iyi tanıdığın sıcacık insanların hiçbir karşılık beklemeksizin yolladığı sevgilerden keyif duyarsın, yenilenirsin… Artık önemli olan zaman, mekan, duygular, incinmeler, umutsuzluklar değildir. Önemli olan kavganın kendisidir, bunu yüreğinin derinliklerinde bir kez daha keşfedersin…

***

Kocaman yalnızlıkları, bir avuç dev insanı, avuç dolusu mini minnacık müsveddeyi, korkunun, ikiyüzlülüğün teslim aldığı insancıkları, sıkışmışlık paniğiyle nereye gideceğini, kime sığınacağını bilemeyen yığınları, küçücük hesapları, yolda düşenleri, düşmeye dünden gönüllü olanları, her koşulda dimdik ayakta duranları, erdemi, cesareti, ihaneti…

Diyeceğim o ki; yine, yeniden çok şey gördüm, çok şey öğrendim… Aşağılık yandaş artıklarının, yanaşma tetikçilerin bir yerlerden aldıkları talimatla yurtseverlere savaş açtığı, ülkenin tam anlamıyla “bıçağın sırtında” olduğu şu günlerde, birinin daha sonuna hızla yaklaştığımızı gördüm…

Gülümseyin ve önümüze uzanan güneşli günlere inancınızı hiç ama hiç yitirmeyin… Şu ağır, kahır dolu günlerden geçerken dahi vatanı, toprağı, ailesi, çocuğu için kavgayı göze alanların yenilemeyeceğini, anlatınız mehter marşları eşliğinde, bu sürü gibi güdülen insanlara... 

***

Yıllardır 7 ve 25 Aralık vurgunu ve talanı ortaya çıkartma operasyonlarının  yanlışlıkla ya da bilinçli olarak yapılması "Cemaatçi polisler ve yargı mensupları" tarafından, hükümeti yıkmak amacıyla yapıldığı algısı yaratılmaya çalışılıyor.

 Öyle yoğun bir kampanya yürütülüyor ki hala daha, yolsuzluğun önemini kavrayanlar bile "Acaba işin içinde paralel devlet mi var" şüphesine düşüyor. Oysa bakın 17 Aralık operasyonu nasıl başlamış:

2008 yılında MASAK, 50 sayfalık bir rapor hazırlayarak, Rıza Sarraf ve adamlarının kara para aklama faaliyetlerini tespit ediyor; suç unsurlarının ancak polisiye tedbirlerle ortaya çıkabileceğini söylüyor. Bu rapor Şişli Adliyesi'ne gidiyor. Daha sonra da Mali Şube'ye intikal ediyor.

*2010 yılında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gelen ihbarda, İranlı Rıza Sarraf isimli şahsın, kendisinin İstanbul'da babasının ise Dubai'de olduğu, yurtdışından milyonlarca doları Türkiye'ye soktukları, bu işi Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren Durak Döviz isimli işyerinde, farklı kişileri kullanarak yaptıkları ileri sürülüyordu.

Bizim insanların gözlerine baktığınızda kırk tilki görürsünüz. Gerçekten dedikleri gibi, kırk tilki gezer de gözlerinin içinde, kırkının da kuyruğu birbirine değmez. İşleri güçleri yalan dolan ve talan. Evine gidersin “hoş geldin” der, ama yine gözlerinde tilkiler görürsün, kapıdan adımını attığın an pişman olmuşsundur gittiğine.

***

Otoriteye karşı çıkarak otorite olduğunda, hemen kılıcını insanların kafasına vurursun. Evde eşini döversin, aynı zamanda kadınların gününü kutlamayı ihmal etmezsin. En hümanist sensindir, senin yanında kimsenin hükmü bile okunmaz, o kadar hümanistsindir ki, en küçük düşünce farklılığında en yakınındaki insanı gözünü kırpmadan ipe gönderirsin. Yanındaki insan ayağı takılıp yere düştüğünde, ilk tekmeyi atan da sensin. “Ben böyle biri miyim?” dediğini duyar gibiyim. Bunu lütfen bana değil de, iş yerindeki, partideki, dernekteki, sendikadaki yalakalarına sor. Onlar sana gerçekte kim olduğunu söyleyeceklerdir.

O kadar küçülüyorsun ki zaman zaman, mikroskobun altına koysalar seni, eminim görünmezsin. Ne yazık ki sen üç yanlış bir doğru etmezsin dostum! Her ne kadar burnun büyük olsa da, kendini çok farklı yerlere koysan da ne yazık ki sen işte busun!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar