Öyle bir geçer zamanlar ki
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Öyle bir geçer zamanlar ki

11 Eylül 2020 - 07:28

Uzun yıllar önce bir yandan matbaada gazete basılırken bir yandan da ben  kağıt tozları arasına ve makinenin gürültüsü içinde elime aldığım kalemle yine saman kağıt üzerine yazar gazeteye götürüyordum yazılarımı.

Arkadaşımız Janna ve ya Aliosman bilgisayar başına geçerek klavye tuşlanır yazılarımız baskıya bu şekilde hazırlanıyordu. Ben de artık bilgisayar kullanmasını, klavye tuşlarına vurarak kendi yazılarımı yazmayı öğrendim. Kendimi geliştirmek ve öğrenmekten hiç kaçınmıyorum.

***

Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte artık giderek elimizi kağıttan-kalemden çeker olduk. Varsa yoksa klavye. İster masa üstünde olsun, ister ekran üstünde. Ellerimiz kalem tutma ve yazma için gerekli olan fiziksel beceriyi yitirmeye başladı...

En son ne zaman oturup bir sayfa uzunluğunda bir makalenizi kaleme aldınız? Ya da, bu deneyimi ne zaman yaşadığınızı anımsamıyorsanız, alın elinize bir kalem, başlayın yazmaya. Bakın bakalım, parmaklarınız, o harfleri, kelimeleri kağıdın üstüne nakletmek için gerekli olan kas hareketlerini akıcı bir şekilde yerine getirebiliyor mu?

***

Sıradan insanın, gerçeğin ağır ve acı sorumluluğuna katlanmak yerine, daha kolay ve ucuz yalanlara yaslanarak hayatını sürme anlayışında olduğu, pratik tarafından, binlerce yıllık insanlık tarihinde tanık olduğumuz bir gerçeklik değil midir? Maalesef gerçekliğin ta kendisidir.

Peki! her zaman yalansız yaşamak mümkün müdür? Veya nerede, ne zaman yalan söylemek gerçeklik halini alabilir mi? Bu günlerde tiksinti, utanç verici haberleri yazan elleri düşünüyorum da gerçekten insan onuru diye bir kavramın Türkiye'de yok olduğunu görüyorum.

Bu hal ve ahval Kıbrıs'ta yerleşen insanlara da bulaştığını ve yerli topluma ve seçilmiş liderine varıncaya kadar hakaret ve aşağılamaların yapıldığını görüyorum.  Tabi ki bütün bunlar kendi başına olmuyor. Bir kampanyanın ürünü olarak hayata geçiriliyor. Varsın devam etsinler, bizim insanımız aptal olmadığını saati gelince gösterecek

***

Öyle zamanlar oluyor ki! Sadece aklı dinlemek akılsızlık, erdemi sevmek erdemsizlik, özgür davranmayı istemek özgürlük için ölümcül olabiliyor.  İyi niyet, basiret, adalet, merhamet ve sevgi güzel erdemlerdir.  Hayatta kalmak, sevileni korumak ve kurtarmak, barbarlığa karşı direnmek, bütün yollar tıkalıysa ne yapılmalı sizce?

Her yerde, her zaman ve her şekilde, akıl çözüm olmayabilir. Aklın yasaları evrenseldir ama yaşanan durum öznel olabilir.  Burada, ölümcül derecede önemli bir ayrıntı var ki! O da yalanın sürekliliğe düşmesidir. Çünkü böyle bir durumda, yaşamın anlamı kalmaz ve toplum da gerçeklik oluşamaz. İşte burada gerçekliğin önemi ortaya çıkar. Bir insanda, iyi niyetin özü hakikat arzusuysa, orada diğer şeyler ayrıntıdır. Çünkü özü bozuksa bir insanın kendi yoluna da bu durumu zararlıdır.

***

Sonuç olarak; “Yatağında can çekişen bir insana hakikati söylemeli miyiz” diye soruyor düşünür. Bazı düşünürler, evet, söylemeliyiz derken, bazıları da “Hayır onu ümitsizlik işkencesine maruz bırakmak doğru değildir” der.

Bana göre bu sorunun cevabı can çekişen insanın talebi ve bu gerçekliğe katlanabilme düzeyine göre verilmelidir. Hayatı dolu ve doğru yaşayan biri, genel olarak ölümü de sevinçle karşılayacak olgunluktadır, çünkü ölümün bir son değil sadece durum değişikliği olduğunun bilincindedir.

Doğru yaşayan bir insana hakikati söylememek, onun elinden ölümünü çalmak olur. Yaşamak istediği gibi, barış ve huzur içinde, saygın olarak ölmesine engel olmamak gerekir. Bedeli yalan ve yanılgı olan ümit bir şey ifade etmez. Umudu hakikatin yani gerçeğin üstüne koymak, umudu çok yukarıya taşımak olur ki bu büyük bir yanılgı ve işkencedir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar